İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

26.08.2005

7=Shevy

Avrupa’da kendi futbollarını, futbolcularını ve liglerini tüm dünyaya izleten ve futbolu, her yönüyle pazarlayarak bir sektör haline getirmiş başlıca ülkeler belli: İngiltere, İspanya, İtalya, belki Almanya, belki Fransa. Bu ülkelerin her an piyasaya yeni bir isim veya gelecekte yıldızlaşacak hatta efsaneleşecek yeni bir yüz sürmeleri olası. Bu yüzden örneğin Hagi’nin Romanyalılar gözündeki büyüklüğü ile, Gascoine’in İngilizler gözündeki büyüklüğünü karşılaştırmak yanlış olur. İngiltere için dün Gascoine’dir, bugün Owen’dır, yarınsa Rooney. Ama Romanya için tek olan Hagi’dir. İşte Romanya için Hagi neyse, Ukrayna için de Shevchenko odur.

Andriy Mykolayovych Shevchenko ( takma adıyla Shevy, Chevy, Sheva ) , 29 Ekim 1976 Dvirkivshchyna Ukrayna doğumlu. Babası Mykola emekli bir asker, annesi Liubov ise muhasebici. Çoğu futbolcunun aksine, tahmin edilebileceği gibi Shevchenko’nun maddi yönden rahat bir çocukluğu olmuş. Ancak ağız tadıyla bir çocukluk yaşadığını söyleyemeyiz. Çünkü henüz 9 yaşındayken, Dynamo Kiev’in genç takım antrenörü Olexandr Shpakov tarafından Leather Ball adlı bir turnuvada keşfedilmiş ve doğduğu kentten ayrılarak Kiev’e gelmiş.

1990 yılında Dynamo Kiev’in 14 yaş altı takımıyla Galler’de düzenlenen Ian Rush Kupası’na katılan küçük Shevy, bu kupada en iyi golcü seçilmiş ve bizzat Ian Rush tarafından Rush’ın futbol ayakkabılarıyla ödüllendirilmiş. Rush ve Shevy ikinci kez karşılaştıklarında yıl 1997’dir ve Dynamo Kiev’li Shevy, Newcastle’da son günlerini yaşayan Rush için artık sadece ayakkabılarını hediye edeceği küçük bir futbolcu değil, Şampiyonlar Ligindeki ciddi bir rakiptir.

1994 yılında Dynamo Kiev’in A takımında 10 numaralı formayla top koşturmaya başlayan 18 yaşındaki Shevchenko, aynı yıl Ukrayna Milli Takımına davet edilmiştir. Dynamo Kiev formasıyla ilk maçını ’94 Ekim ayında Shakhtar’a karşı oynamış ve ’94 Aralık ayında ilk golünü 4-2 yendikleri Dnipro maçında atmıştır.

Shevchenko’nun çıktığı ilk milli maç ise 1995 yılındaki Hırvatistan-Ukrayna maçıdır. Milli formayla ise ilk golünü, 1996 yılında Samsun’da oynanan Türkiye-Ukrayna maçında kaydetmiş ancak golüne rağmen Ukrayna’nın 3-2 yenilmesine engel olamamıştır.

1997 yılında Dynamo Kiev’in Barcelona’yı 4-0 yendiği maçta, Shevy 3 gol atmış ve golcülüğünü Avrupalı seyirciye de kanıtlamıştır. Dynamo Kiev’in yarıfinalde Almanya Şampiyonu Bayern Münich’e elendiği ’98 Şampiyonlar Liginde ise, Shevchenko attığı 11 golle turnuvanın en skorer ismi seçilmiştir. Artık birçok ünlü takımın transfer listesinde adı geçen Shevchenko, ’99 Ukrayna Kupasında Dynamo Kiev’in Zirko Kirovohrad’la oynadığı maçta, kariyerinin 100. golünü kaydetmiştir. Yine aynı yıl, ardında 5 Ukrayna Şampiyonluğu ve 4 Ukrayna Kupası bırakarak, kendisini “Shevchenko” yapan, 14 yılını geçirdiği, Serhi Rebrov ile birlikte altın bir dönem yaşattıkları Dynamo Kiev’den ayrılmış ve 26 Milyon $’a A.C Milan’a transfer olmuştur.

Bu ayrılığın ardından, kimilerine göre futbol dünyasının peygamberlerinden biri olmasına rağmen uyruğu nedeniyle hep perde arkasında kalan ve Shevchenko’nun manevi babası olan Dynamo Kiev teknik direktörü Valery Lobanovsky, Shevy hakkında şu yorumları yapıyor: “O, bir forvetin ihtiyacı olan tüm özelliklere sahip – iyi bir görüş, inanılmaz bir hız ve fiziki güç. Tüm bunlar arasında en önemlisi ise pozisyonu hissetmesi ve derhal sahadaki, pozisyonu golle sonuçladırabileceği yere yönelmesi. Ayırca Shevchenko, antremanlarda çalışmayı çok seviyor ve her geçen gün oyunun taktik yönüyle ilgili kendisini daha da geliştiriyor.”

Milli takımda olduğu gibi , Milan’da da 7 numaralı formayı giyen Shevy ( ki aynı zamanda Shevy İbranice’de 7 anlamına gelmektedir ), İtalya’ya geldiği ilk sezon ve 2003-2004 sezonunda Serie A’nın en golcü futbolcusu olmuş ve takımına hali hazırda 1 Serie A şampiyonluğu (2003-2004), 1 İtalya Kupası (2002-2003), 1 Şampiyonlar Ligi şamiyonluğu (2002-2003) ve 1 de Süper Kupa (2003) kazandırmıştır. Ayrıca Shevy son olarak 2004 yılında Avrupa’da Yılın Futbolcusu seçilerek, Oleg Blokhin’in ardından bu ünvana sahip 2. Ukraynalı olmuştur ve bunun yanında 52 farklı ülke gazetecisi tarafından Ballon D’or (Altın Top)’la ödüllendirilmiştir.

Shevchenko, alamayacağı topa çoğu kez koşmaz. Aldığında da ya gol yapar ya da isabetli bir pas verip hemen gol yollarına kaçar, pas ister. Hızına ise diyecek yoktur; kısa mesafede olimpiyatlara katılması olasıdır. O kadar çabuk ivmelenir ki, O, topla normal koşuşunu yaparken, bir bakmışsınız arkasından 3-4 tane defans elemanı yırtına yırtına koşuyor. Derken Shevy ani bir dönüşle kaleye yönelir ve kaleci gözlerini ikinci kez açtığında topu kalesinde görür.

Shevy, özellikle sağ ayağını çok iyi kullanır. Kasım 2004’te oynanan Türkiye-Ukrayna maçında orta sahadan kaleye sağ ayağıyla gönderdiği bir şut vardır ki bu adamın ayaklarıyla düşünebildiğine zerre şüpheniz kalmaz. Gerçi Shevchenko’nun Türk sahalarında, Türk seyircisinin içini kan ağlatmasına rağmen, gözlerinde bayram havası estiren tek şutu bu değildir. Vaktinde A.C Milan’a farklı yenilen bir takımın fanatiklerinin yaktıkları ağıtlar sonucu ortaya çıkmış anonim bir türkü bile vardır ki, müziği “Karşıki Dağlar Jandarma”nın müziğidir. Sözlerinin ahlaka uygun kısmı şöyledir:
“Hocam ben size demeeedim mi
Karşıki forvet şeev çenko şev çen ko
Şeev çen ko şev çen ko!”

Shevchenko’nun Milan’da kimi zaman yedek kulübesinde oturduğu da olmuştur. Normal şartlar altında yeryüzündeki her takımda ilk 11 oynaması gereken Shevy, 2002 yılında kendisinin sakatlıktan yeni çıkmış olmasından ve Inzaghi’nin o dönemdeki muhteşem formundan dolayı yedek kalmıştır. Ancak Inzaghi’nin formu normale döner dönmez, hatta ona bile gerek kalmamış, Shevy sakatlığını atlatır atlatmaz, Inzaghi ait olduğu yere, yedek kulübesine dönmüştür.

Shevy, takımı için her önemli maçta üstüne düşen görevi yerine getirir. Milan ligde
1-0 öndedir, bakarsınız golü kim atmış diye, karşınıza çıkar; Milan İtalya Kupası’nda 3-0 ile bir üst tura çıkmıştır, bi bakarsınız hat-trick yapmıştır; Milan Şampiyonlar Liginde finaldedir, bir bakayım buraya kadar nasıl gelmişler dersiniz, yine aşağı yukarı bütün gollerin altındadır imzası; Ukrayna Milli Takımı kendi milli takımınızı evinde 3 golle sarsmıştır, sahanın adamı gollerin sahibi yine Shevy’dir. Bir yerde gol varsa, futbol adına güzellik, centilmenlik, zerafet varsa O, mutlaka oradadır.

Zerafet ve centilmenlik Shevy’i en güzel açıklayan kelimelerden ikisi. “Bir PSV Eindhoven deplasmanı. Shevy’nin hakemin düdüğünden sonra vurduğu bir şut. Seyirciden gelen protesto ve onun dönüp duymadığını anlatmaya çalışması ve özür dilemesi...”
“ Bir Şampiyonlar Ligi finali. Shevy’nin off-sidedan attığı gole çalınan düdüğü duymaması ve formayı çıkarmaya çalışıp koşması. Sonra da niye kimsenin sevinmediğini düşünüp, korner direğinin ordan dönüp şaşkın bir ifadeyle bakakalması. Hakeme el kol sallamaması, küfretmemesi, olayı kabullenerek maça ve yeni pozisyonlara dalması...” Futbolda zerafet ve centilmenlik dedikleri böyle bir şeyler olsa gerek.

Shevchenko’nun futbolu dışında bazı kişisel detaylarına da bakalım. Boyu 1m 83cm, kilosu 72kg. Balık tutmayı, bilardo oynamayı, buz hokeyini ve özellikle de tenis oynamayı çok seviyor. Zaten en yakın arkadaşı Ukraynalı tenisçi Andrey Medvedev. Köpekleri çok seviyor ve yavru bir Labrador almayı düşünüyor. En büyük tutkusu arabalar. Geçen yaz bir Mercedes kullanıyordu. Ancak en çok Ferrarileri beğeniyor. En beğendiği aktörler Brad Pitt ve Alexander Abdulov; aktris ise Julia Roberts. En beğendiği film “The Goalkeeper” ve “Legends of the Fall”. Ayrıca Sovyet komedi filmlerinden hoşlanıyor. En sevdiği yemekler balık, barbekü ve Japon yemekleri. Yemek yapmakta futboldaki kadar başarılı değil, hatta hiç değil – ki arkadaşları mümkünse onun evinde yemek yenilmemesini öneriyorlar. Futbol idolleri Dyamo Kiev’in ’86 yılındaki tüm oyuncuları, Pele, Platini, Zico ve Romario. Tarihi ve şiir kitapları okumayı seviyor. Giyimde Dolce&Gabbana ve Armani’yi tercih ediyor. Shevy, arkadaşı olan Giorgio Armani için modellik de yapmış. Kolundaki ejderha dövmesinin kendisine şans getirdiğine inanıyor. 2004 yazında, uzun süredir beraber olduğu model sevgilisi Kristen Pazik’le evlendi.

Müthiş tekniğine ve büyülen futboluna rağmen, kendisini övenlere “ Beni idol gibi göstermeyin, henüz bir şey yapmış değilim” diyecek kadar alçak gönüllü; Fatih Terim Hocamız Milan’dan ayrıldığında onu merak edip de arayıp soracak kadar vefalı; kendisini yere atarak penaltıya dönüştürebileceği pozisyonlarda bile temiz futbolundan ödün vermeyen, tanrının yetenek verdiği yerden güzelliği de esirgemediğini kanıtlayan bir futbolcudur Andriy Shevchenko. Futbol Shevy’le güzel!

Belçika

Herkese merhaba,

Geçtiğimiz hafta 1. ligde kar yüzünden maçlar oynanamadı. Bu sayede ben de ligdeki son olaylar hakkında bir makale yazmak için fırsat buldum.

Tam bir ay önce Hugo Bross’u kovan Anderlecht, Francky Vercauteren ile yeninden düzlüğe çıkmış gibi görünüyor. Evinde Oostende yenilerek son iki maçta sadece bir puan alabilen Anderlecht, Mons’u yenerek tekrar galibiyet sevinci tattı ve Şampiyonlar Ligi’ne kalabilmek için gereken 2. sıra için elinden gelen herşeyi ortaya koyacağa benziyor. Buna karşılık son haftalarda iyi giden Standard ve ara transfer döneminde 3 transfer yapan hırslı Genk de 2. sıra için iddialı. Ligin sonu çok güzel geçecek, şampiyon hariç çünkü Club Brugge yakalanamayacakmış gibi görünüyor. Zaten, bir maç fazlası olmasına rağmen Anderlecht’e 14 puanlık üstünlük sağlayan Brugge’ün şampiyonluğu kaybedebileceğine çok az kişi şüphe duyuyor. Bunların dışında, Charleroi UEFA kupası için gerekli kriterleri yerine getirmeye çalışıyor. FC Brussels Robert Waseige’i başa getirdi ve ondan ligde kalmak için gereken puanları toplamasını bekliyor.2. sıra için büyük bir yarış varken ligde kalmak için Fc Brussels, Oostende, Mons, Sint-Truiden ve GBAntwerpen çekişiyor.

1 FC Bruges (BRU) 23 maç 60 puan
2 Anderlecht (AND) 22 46
3 Racing Genk (GNK) 23 45
4 Standard (STA) 23 44
5 Charleroi (CHA) 23 42
6 La Gantoise (GNT) 23 40
7 La Louvière (LAL) 22 36
8 Westerlo (WES) 23 33
9 Lokeren (LOK) 23 32
10 Lierse (LIE) 23 29
11 Beveren (BEV) 23 26
12 CS Bruges (CER) 23 25
13 Mouscron (MOE) 23 24
14 G. Beerschot (GBA) 23 20
15 Saint-Trond (STV) 23 20
16 Mons (MON) 23 18
17 Ostende 23 18
18 FC Brussels (FCB) 23 17

Yeni Sezon Öncesi Bir Değerlendirme

Uzun zaman oldu La Liga yazısı yazmayalı. Yeni sezon bu hafta sonu başlıyor bende bu giriş yazımda takımların küçük bir değerlendirmesini yapmayı uygun buldum.

BARCELONA:

Son şampiyon Barça bu yılda sanırım şampiyonluğa ulaşacak. Sezon öncesi İspanya Kral kupasında Betis karşısında izlediğimiz takımın gelecek yıldan devam edeceğini gördük. Bu yıl kadroya PSV’den Mark Van Bommel,Athletic Bilbao’dan Ezquero’yu kadrolarına dahil ettiler. Gençler şampiyonasının yıldızı Messi’den de bu sezon daha fazla yararlanacaklarını düşünürsek ve Edmilson’un sakatlık problemini üzerinden attığını sanırım daha güçlü hale geldiler. Valdes, Sylvinho, Puyol, Marquez, Belletti, Edmilson, Xavi, Deco, Ronaldinho, Guly,Etoo bu yılki ilk onbir olarak görünüyor. Barcelona’nın sadece ligde değil şampiyonlar liginde de en üste çıkmasını bekliyorum.

REAL MADRİD:

Son birkaç yılın hayal kırıklığı Real Madrid önemli değişiklikler yaptı kadrosunda-her ne kadar benim beklediğim ölçülerde olmasa da – Solari,Figo,Samuel üçlüsü İnter’e gitti.-Bu iki takımın arasında su sızmıyor sanırım bakarsınız ilerde Adriano-Ronaldo değişiklikleri de görürüz-kaleci Cesar’ı Zaragozaya,Portillo’yu kiralık olarak Nantes’e verdiler.Uzun uğraşlardan sonra Santos’dan Robinho,Sevilla’dan Baptista,Osasuna’dan Pablo Garcia,River Plate’den Diogo’yu ve son olarak da Sao Paolo’dan savunmaya Cicinho’yu –Ocak ayında-kattılar.Ben Real Madrid’den bu yıl da önemli beklentiler içinde değilim.-Fenerbahçe için birinci torbadan gelecek en hayırlı takım Real olur düşüncesindeyim her şeyiyle -Sezon öncesi para için yapılan uzak doğu maçları da Real’in nasıl olduğu hakkında bize iyi bir fikir vermiyor açıkçası.Bir de Owen ya Newcastle ya da Liverpool ‘a transfer olacak. Bu transfer çok da bir şeyler değiştirmeyecek takımda. Casillas, Salgado,Pavon,Helguera, R.Carlos, Gravesen, Beckham,Zidane,Raul,Robinho,Ronaldo onbiri sıkça karşılaşacağımız bir on bir olacak kanısındayım.

VİLLAREAL:

İlk kez Şampiyonlar liginde oynamayı Everton’ı eleyerek elde ettiler. Bu yıl da geçen yıl ki gibi başarılı olmalarını bekliyorum. Özellikle Ş.Liginde sürpriz yapabilirler. Reina Liverpool’a gitti yerine Banfield kalecisi Barbosa’yı aldılar. Battaglia takımdan ayrılırken Juventus’dan Tacchinardi ‘yi transfer ettiler. Riquelme,Sorin,Forlan,Lucho ‘lu İyi bir Villareal izleyeceğimiz düşüncesindeyim.

REAL BETİS:

Villareal gibi ilk kez şampiyonlar liginde oynayacaklar bunu başarırken de kendilerinden çok daha tecrübeli olan Monaco’yu elediler. Özellikle Ricardo Oliviera ve Joaquin’in geçen sezondan devam edecekleri anlaşılıyor. Betis’i de iyi bir sezon bekliyor. Transfer de kadroyu direk etkileyecek önemli değişiklikler yapmamış görünüyorlar fakat izleme imkanı bulamadığımız oyuncular hakkında ahkam kesmenin de doğru olmadığı kanaatindeyim. Miguel Angel.Xisco gelenler arasında öne çıkanlar. Denilson’da Bordeux’ya kiralandı.

VALENCİA:

Çok flaş transferler yaparak ara verdikleri başarılarına yeniden devam etmek istiyorlar. Kluivert,Edu,Benfica’dan Miguel,Santander’den Reguerio,Zaragoza’dan David Villa transferleri yaparak önemli ölçüde güçlendiler. Bu yıl daha iyi bir Valencia olacak diye düşünüyorum. Baraja, Albelda, Vicente,Aimar, Edu,Villa,Kluivert ile birlikte güzel bir takım oldular.

ESPANYOL:

Geçen sezonun başarılı takımı Espanyol ise bazı transferler yaptılar fakat bunlar ülkemizin pek de bilmediği isimler.O yüzden bu transferler hakkında fazlaca bir şey söylemek istemiyorum. Espanyol hakkında yorum yapabilmek için biraz zaman lazım.

ATLETİCO MADRİD:

Bu takım bu transferleri her yıl yapıyor ama bu sezon en önemli değişikliği teknik direktör de yaptılar. Carlos Bianchi’yi takımın başına getirdiler. Belki de Güney Amerikanın en iyi teknik adamı artık onlar da.Chelsea’dan Kezman,Wolfsburg’dan Petrov,Zaragoza’dan Galletti,Espanyol’dan Maxi gibi önemli transferler yaptılar. Torres’li Atletico bu yıl çok farklı olacak diye düşünüyor ve şampiyonlar ligi bileti alabileceklerine inanıyorum.

SEVİLLA:

En iyi oyuncuları Baptista ve teknik direktörleri gitti fakat Luis Fabiano(Porto’dan),Saviola, Juventus’dan Maresca,Tottenham’dan Kanoute, Valencia’dan Palop gibi önemli transferler yaptılar.Sevilla geçen sezonu aratmayacak ve UEFA da başarılı olacak gibi görünüyor.

DEPORTİVO:

Takımdaki en önemli değişiklik hiç kuşku yok ki Irrueta’nın ayrılması ve Sevilla’nın hocası Caparros’un gelmesi, Deportivo için söylenecek çok fazla şey yok kadro iyi fakat geçen yıl ki sürpriz sonuçlar onları bu duruma itti. Teknik direktör değişikliği ne denli etkili olacak izleyip göreceğiz.

ATHLETİC BİLBAO:

Bask takımı bu yıl da transfere fazla zaman harcamadı.Ezquero gibi bir oyuncuları Barcelona’ya transfer oldu.Takım içinde bazı değişiklikler olmasına rağmen bir futbol kültürü olan Bilbao yine genç yıldızlar üretecek diye düşünüyorum. Zaman zaman iyi sonuçlar alacaklar ama dört beş yıl önceki Bilbao olamayacaklar.

REAL SOCİEDAD:

Kimseyi alamadılar üstüne üstün Karpin,Alkiza gibi emektarları futbolu bıraktılar.Nihat sorunu da şimdilik takımda kalıyormuş gibi görünerek çözüldü. İyi bir Sociedad izleyeceğimizi sanmıyorum. Umarım fazla aşağılara inmezler. Yine de ligin başlamasını beklemek yorum yapmak açısından en doğrusu.

ZARAGOZA:

Geçen yılı arayacaklarına hiç şüphe yok. En iyi iki oyuncuları Galletti ve David Villa artık yok. Dortmund’dan Ewerthon en önemli trasfeleri. Sanırım Zaragoza taraftarını zor bir sezon bekliyor.

GETAFE:

Getafe’nin transferlerini incelerken çok kabarık bir liste ile karşılaştım.Epey bir değişiklik olmuş anlaşılan hiç kuşku yok ki en önemlisi Schuster’in Levante’den getirilerek takımın başına geçirilmesi. Getafe için de yorum yapmak erken düşüncesindeyim.

SANTANDER:

Onlar da diğer bir çok takım gibi teknik direktör değiştirdiler.Önemli birkaç oyuncularını kaybettiler.Benayoun,Reguero,Guerrero,Torrado gibi.Dalmat en önemli transferleri olarak karşımıza çıkan takımdan fazlaca umudum yok.Sanırım düşme potası adaylarından olacaklar.

OSASUNA:

Pablo Garcia’yı Real’e veren geçen yılın kupa finalisti ve dolayısıyla UEFA da oynama hakkı kazanmış takımı Osasuna bu yıl iki kulvarda birden oynamanın zorluğunu yaşayacak. Bu takımı da görmek gerekir diye düşünüyorum.

MALLORCA:

Son hafta ligde kalan ada temsilcisi bu yıl da alt sıralardan kurtulamayabilir. Ben yine de Mallorca’nın her zaman sürprize hazır bir takım olduğunu düşünüyorum.

MALAGA:

Geçen sezonun istikrarsızlarından Malaga bu yıl neler yapacak merak konusu. Ben onların da çok fazla etkili olacakları kanısında değilim.

CELTA:

Şükürler olsun geri geldiler belki onlar geldi diye Deportivo da düzelir.-iki takım arasına çok büyük bir rekabet var-Placente ve Santanderli Javi Guerrero’nun de aralarında bulunduğu birkaç transfer yaptılar. Bir ürkeklik yaşayacakları malum bunu üzerlerinden çabuk atarlarsa bu yıl ligde tutunup gelecek yıllarda eskisi gibi olabileceklerine inanıyorum.

CADİZ:

Yenilerden Cadiz yıllar sonra tekrar La Liga’da. Onları da izlemeyi beklemekten başka çaremiz yok. Önemli transferler yapmadılar. Düşme potasına yakın seyretmeleri muhtemel.

ALAVES:

Alaves de artık ligde. Onları bu hafta sonu Barça karşısında izleyeceğiz ve biraz olsun gelecekleri hakkında fikir sahibi olacağız.

23.08.2005

Hollanda'da Yeni Sezon

Özlem bitiyor, yazın sıkıcılığı, sıradanlığı, heyecansızlığı son buluyor. Gerçekten de futbol sezonunun başlaması ile futbolseverlerin hayatına renk geldi. İngiltere, Türkiye, Almanya,Hollanda, Fransa ligleri başladı, yakın zamanda da İtalya, İspanya başlayacak. Şöyle baktığımızda, İngiltere'de ses getiren transferler var. Aynı şekilde Almanya'da, İtalya'da, hatta Türkiye'de takımlar büyük paralar harcayarak kadrolarını güçlendirdiler ve günümüz futbolunda söz sahibi olmak için büyük çaba harcadılar. Bunun yanında mütevazı Hollanda Ligi'nde bu tip büyük paralar harcanmadı ama takımlar yine kadrolarını güçlendirdi ve yerinde transferler yaptılar.

Önce Ajax'tan başlayalım. Geçen sezonun Mart ayında göreve gelen teknik direktör Danny Blind, takımı 15 puan arkadan getirip ikinci yapmıştı ve Şampiyonlar Ligi için, Ajax hak kazanmıştı. 3. Ön Eleme İlk Maçında Brondby ile oynayan jax iyi bir performans sergiledi ama 90. dakikada şanssız bir gol yiyerek maçı 2-2 berabere bitirdi. Milli takımda yeni gelen ve yorgun olan Heitinga, Sneijder ve Charisteas'ın forma giymediği maçta yeni transfer Rosenberg ve Babel golleri atan isimlerdi.

Şampiyonlar Ligi Ön Eleme'sini bir yana bırakalım, ve Ajax'ın transferlerine bir göz atalım. Öncelikle, duyulan bir transferden Juanfran'dan söz edelim. Geçtiğimiz senelerde defans hattında problemler yaşayan ve Maxwell'i sene başında satan Ajax, bu bölgeyi Beşiktaş'tan Juanfran'ı kiralayarak güçlendirdi. Heitinga, Çek Grygera, Fransız Escude, Tunuslu Trabelsi, Maduro ve Juanfran Ajax'ın defansını oluşturması beklenen isimler. Orta sahaya baktığımızda göze çarpan isimlerin başında Wesley Sneijder geliyor.

Onun dışında Steven Pienaat, Nigel de Jong da Ajax'ın orta sahasının güçlü isimleri. İleri uçta da 18 yaşındaki Ryan Babel ve İsveçli 22 yaşındaki Rosenberg ilerleyen senelerde yıldızı çok parlayacak isimler gibi duruyorlar. Tabiki Yunan Charisteas ve Hollandalı Boukhari de forvetteki diğer tehlikeli futbolcular.

Son şampiyon PSV'ye gelince. Geçen seneki kadrosunu çoğunlukla koruyan PSV orta sahaya takviyeler yaptı. CSKA Moskova'dan transfer edilen 22 yaşındaki Arjantinli Ferreyra ve Brugge'den alınan Simons transferin en önemli isimleri. Bu sene Şampiyonlar Ligi'ne doğrudan katılacak olan PSV ayrıca Heerenveen'den Vayrynen'i, Ujpest'ten de Feher'i transfer ettiler. Transferlerin yanı sıra ligin ilk haftasında PSV, Eredivise'nin yeni takımı Heracles ile 1-1 berabere kaldı.

Geçen senenin süpriz takımı AZ Alkmaar ise tanıdık bir isimle anlaşma sağladı. Şota Arvalazde bu sene Alkmaar'da oynayacak ve Alkmaar'ın 3-0 kazandığı ligin ilk maçında 2 gol atarak iyi bir başlangıç yaptı. Van Gaal yönetimindeki AZ Alkmaar'ın bir diğer önemli transferi Williem II'den Mathijssen.

Sezon öncesi yapılan transferlerden bahsettikten sonra şöyle bir toparlamak gerekirse, Ajax'ın bu sene bir çıkış yapması beklenilebilir. Yıllardır sessiz sakin, başarısız sonuçlar alan Ajax, bu sene lige ve Şampiyonlar Ligi'ne ağırlığını koyabilir. Bir sonraki yazımda Ajax'ın alt yapısı, gençlerin nasıl yetiştirildiği ve hangi temel öğelere bağlı kalındığını anlatmaya çalışacağım. Malum, Cryuff, van Basten, Rijkaard, Bergkamp, Kluivert gibi yıldızları yetiştiren bu anlayışı herkes merak ediyordur. Ayrıca 3-4 hafta geçsin, takımların formları yükselsin genel olarak bir değerlendirme daha yapacağım ve Feyenoord'dan bahsedeceğim. Şimdilik hepinize iyi haftalar, bol futbollu günler diliyorum.

Sezon Preview - Porto Özel

Merhabalar,
Bir başka gece yarısında bu kez Portekiz Ligi yazısını yazmaya koyuldum…Gece yarısı yazı yazmak bence yazı kalitesini etkilese de,istikrar hayatta çok önemli..Örneğin bir Portekiz Ligi..İstikrarsız bir lig..Daha geçen sene fıstık gibi kadrolar, iddialı takımlar varken bu sene birden bütün kalite ve heyecan düştü..
Portekiz’de bu yazın bir numaralı gündem maddesi Rui Costa oldu..Portekiz’in üç devi Porto,Benfica ve Sporting Lizbon onu almak için uğraştılar..
Fakat üçü de başaramadı..Rui Costa, Milan’da kaldı…En azından şu an itibariyle.

Fakat Rui Costa gelmedi diye, takımlar transferi kapatmadı tabii ki..Hareketli ama kalitesi düşük bir transfer dönemi oldu..Zaten Portekiz Ligi’ne hiçbir zaman öyle ahım şahım yıldızlar gelmemiştir..Hiçbir zaman da popüler, ilgi çekici bir lig de olmamıştır..
Misal Porto..Son on yılda ligini domine eden,Avrupa’da ise bir UEFA Kupası,bir Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu,bir Şampiyonlar Ligi çeyrek finali(ki o senelerde pek sürpriz olmazdı,onların devlere karşı verdiği mücadele ve Jardel’i hayranlıkla izlemiştik) olan Şampiyonlar Ligi’ne en çok katılan takım olan Porto Takımı hiçbir zaman başarılarına oranla hak ettiği popülariteyi kazanamamıştır..
Bir örnek vermek gerekirse, ben bugün bir spor mağazasına gitsem Porto forması bulamam..Ama bırakın son on yılı tarihinde Avrupa Kupası 1 kere kazanmış(yanlış biliyorsam af ola) Arsenal formasını rahatlıkla bulabilirim..Zaten ikisini de bulsam yine Arsenal’i alırım..Ya da şöyle diyeyim, Porto forması giyip maç yapsam arkadaşlarım bana ‘’nerden buldun,kim getirdi’ der..Arsenal forması giysem, ‘’Kaça aldın, niye deplasman formasını almadın ‘’ der..

İşte Porto her zaman içine kapanık,yıldızlara değil,takım oyununa yönelik,istikrarlı ve her sene göze hoş gelen futbol oynayan bir takım olmuştur..Geçen sene de Şampiyonlar Ligi Şampiyonu unvanı ile girdikleri sezonda takım içinde sorunlar yaşamış ,sık sık antrenör değişiklikleri ile geçirdiği sezonu son anda toparlayarak 2. bitirmiş ve Şampiyonlar Ligi’ne direk katılma hakkını kazanmıştı..

Fakat bu sezon antrenör sorunu yaşamayacaklar.. Çünkü kendini özellikle son AZ Alkmaar performansı ile ispatlayan,kariyerli bir teknik direktör var..Co Adriaanse takımın zor durumlarında bile ayakta kalabilecek,eleştirileri susturabilecek bir kariyere sahip..
AZ Alkmar’da oynattığı güzel futbol ve sonuca ulaşamasa da takımı getirdiği yerler takımın potansiyeline göre çok etkileyiciydi..Monaco’da Deschamps,Gençlerbirliği’nde Ersun Yanal gibi..
Tabii ki bazı kimseler Adriaanse’ye küçük takım antrenörü,iddialı takımda başarılı olamaz diyebilir (Ersun Yanal’a dendiği gibi) ama ben o tip yorumlara katılmam hiçbir zaman..Ayrıca Adriaanse’nin çok ciddi de bir kariyeri var ve Cryuff’un izinden giden Van Gaal,Hiddink,Advocaat,Rijkaard,Koeman gibi Avrupa Futbolunu saran Hollandalı antrenörlerden biri.. Ben zaten Avrupa’da en iyi antrenörlerin Hollanda’dan çıktığını düşünüyorum.
Neyse..Co Adriaanse gelmesi ile birlikte takımda küçük çapta bir re-building de yaşandı..Takımın önemli isimlerinden Seitaridis,Maniche,Costinha,Hugo Leal,Luis Fabiano ayrıldı..

Kalanlara ve gelenlere gelirsek..Porto’da bu sezon da emektar oyuncular Vitor Baia ve Jorge Costa’yı izleyeceğiz..Fakat artık gerek yaşları gerekse mevkilerinde kendilerini zorlayacak yetenekli futbolcular itibariyle fazla eskisi gibi takımın temel taşları olmayacaklar..
Takımın temel taşları demişken bu sezon da takımın temel taşları geçen seneki kadrodan Pepe,Nuno Valente,Queresma,Diego,Postiga ve her sene gideceği söylenen ama hep takımda kalan Benni McCarthy olacak..Bu oyuncuların yanı sıra yeni transferlerden Benfica’dan gelen Sokota da takım rotasyonunda önemli işler yapacak gibi..
Diğer transferler ise yeniden yapılanan Porto’da büyük işler beklenen isimler..Fazla ilgi çekmiyorlar ama bu konudaki tek güvence Porto’nun oyuncu bulma konusundaki başarılı geçmişi…
Bu isimler, Portekiz Genç Takımının kalecisi Paulo Ribeiro,Setubal’ın orta saha oyuncusu Sandro,Gremio’dan yetişen ama ikinci bir Ronaldinho olma ihtimali çok zayıf olan Anderson Luis…Pek ilgi çekmeyen ama gelecekte başarılı sonuçlar doğurabilecek tam bir yeniden yapılanan takım transferleri…

Bunların dışında bir diğer ilgi çekmeyici transfer Fatih Sonkaya. Bu transferin nedeni Adriaanse’nin Fatih Sonkaya’yı Hollanda’dan tanıması..Yoksa Adriaanse’nin, Beşiktaş’ta fazla forma şansı bulamayan, buldu mu da pek verimli olamayan Fatih Sonkaya’yı getirmesi için salak olması gerekir..
Ben de aslında gerek Roda’da gerek ise, Ümit Milli Takım ve Konfederasyon Kupası’nda sergilediği performansla Fatih Sonkaya’ yı beğenirdim ama Beşiktaş’ta hayal kırıklığı olmuştu..Şimdi gerek Amsterdam Turnuvası’nda gerekse diğer hazırlık maçlarında formayı kapmış gibi ve gayet de iyi oynuyor. Adaşı Fatih Terim’ e duyurulur.
Ayrıca bu transfer ile Portekiz Ligi’nde de bir lejyonerimiz oldu..Ben de şimdi acaba Lejyonerimiz var diye Portekiz Ligi maçlarını bir Türk Televizyonu alır mı diye düşündüm ama çok geçmeden artık uykumun geldiğini ve saçmalamaya başladığımı fark ettim..

Yani işin özü bu sezon Ejderha Stadyumunu dolduran Porto taraftarları, bir taraftan ‘I love you Portooaa’ şarkısını söylerken diğer taraftan da genç,dinamik,göze hoş gelen ve Avrupa’da ve Liginde zirveyi hedefleyen bir takım izleyecekler..

Co Adriaanse de yaptığı açıklamada ‘Estamos aqui para vencer todor os jogos’ demiş..Bize de ‘vay be helal olsun’ demek düşüyor..

Porto’yu bu kadar yazdıktan sonra diğerlerini azıcık yazmak saygısızlık olur..Bu nedenle diğerlerini ikinci yazıya bırakıyorum ve bu yazıyı ‘’Porto Özel’’ olarak adlandırıyorum.. Çok klişe oldu ama napalım artık idare edin..

Hadi Eyvallah…