İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

10.04.2006

İskoçya Premier Liginde Şampiyon Belli Oldu: Celtic Şampiyonluğun Öyküsü

Celtic 5 Nisan Çarşamba günü kendi evinde Hearts’ı 1-0 yenerek aradaki puan farkını 20ye çıkardı ve şampiyonluğunu haftalar öncesinden ilan etti. Ligin ikinci yarısında yaptıkları müthiş çıkış ve ezeli rakipleri Rangers’ın lige erken havlu atması ile ligde tek takipçileri Hearts’ta ligin ikinci yarısında yaşanan çöküş Celtic’e haftalar öncesinden şampiyonluğu ilan etme imkanını tanıdı. Glasgow’un yeşil beyazlı ekibi bu sayede kötü başladıkları sezonu en azından Premier Lig şampiyonluğu ünvanıyla bitirmeye hak kazandılar ve taraftarlarının gönüllerini almayı başardılar.

“Celtic tennik direktörü Gordon Strachan belli ki taraftarların gönlünde taht kurmayı başardı. Hearts maçından sonra yapılan “Only one Gordon Strachan” tezahüratları İskoç çalıştırıcının şimdiden Celtic tarihinde haklı bir yer edindiğini gösteriyor. Gordon Strachan’ı özellikle uluslararası turnuvalarda İskoçya Milli takımında oynadığı dönemde izleme şansını bulmuştum. Çalışkanlığı ve maç boyunca bitmek bilmeyen enerjisi ve tabi ki sarı saçları ile lacivert renkli (o dönemlerde televizyonumuz siyah beyazdı tabi) İskoçya Milli takım formasını geç yaşlarına kadar taşıdı. Tabi o dönemde İskoçya Futbolu hak ettiği şekilde uluslararası nitelikteki tüm turnuvalara katılma şamsını rahatlıkla elde ediyordu. Gordon Strachan İskoçya’da Aberdeen forması ile başarılar elde etmiş ve daha sonra İngilterenin Manchester United takımında oynamış ve en son Leeds United’ı o zamanki mütevazi kadrosu ile şampiyonluğa taşımayı bilmişti. Taraftarlar arasındaki lakabı “Sarı Fare” idi.

İşte bu büyük futbol ustası Martin Oneil’dan sonra Celtic kulübünün teklifini kabul etti ve geçen sene dramatik şekilde kaybettikleri şampiyonluk ünvanını Celtic Park’a getirmesi için ateşten gömleği giymeye başladı. Ancak Strachan sezona büyük bir hayal kırıklığı ile başladı. İsmi daha önce hiç duyulmamış Slovakya takımı FC Artmedia karşısında alınan 0-5 gibi büyük bir hezimet sonrası Şampiyonlar Ligi’ne katılma şansını elde edemeden Avrupa defterini erkenden kapayan Celtic’te bu hezimet adeta bozgun etkisi yaptı. Strachan FC Artmedia hezimetini unutmamak ve ders çıkarmak için “Saatimi maçın bitimi olan 11.10’da durdurdum” diyordu. Sezona Motherwell ile 4-4 beraber kalarak başlayan Celtic’te işler kötü gidiyordu ki Strachan’ın takıma güven aşısı ve oyuncular arasındaki birlik ve beraberlik, Manchester United’ın efsanevi kaptanı İrlandalı Roy Kean’ın ara transferde takıma katılması ve hırsıyla takımı ateşlemesi şampiyonluğu haftalar öncesinden getirdi İskoçya’nın benim de sempatimi kazanan güzide kulubüne. Ligde takipçileri Hearts’ı bir kez daha yenerek şampiyonluğun ilan edildiği maçta tabi ki gelmiş geçmiş en büyük Kelt olarak nitelendirilen ve Lizbon’da Internatzional Milan’ı yenerek Avrupa Şampiyonluğunu kazanan Lizbon Aslanları ünvanını alan efsanevi takımda yer alan Jinky lakaplı Jimmy Johnstone untulmadı. Kısa süre önce kaybedilen büyük kaptan maçtan sonra saygı duruşu ile anıldı ve takımlar sahaya kollarında siyah bandajla sahaya çıkarak büyük kaptana saygılarını bir kez daha gösterdiler.”[1]

Hearts artık ligi ikinci sırada bitirip gelecek sene Şampiyonlar Ligi için ön eleme maçı oynama şansını elde etmek istiyor. Bu arada Hearts bu seneki performansının ödülünü İskoçya FA Cup’ta final oynama hakkını elde ederek almış görünüyor. Hearts finale yarı finalde aynı kentin takımı Hibernian’a 4-0 üstünlük sağlayarak adını yazdırırken finalde rakipleri second division (bizdeki ikinci lig b kategorisine denk geliyor) ekibi Gretna. Gretna yarı finalde Dundee FC yi 3-0 yenerek gelmeyi başararak şimdiden tüm İskoçların sempatisini kazandı. Kupaya daha yakın favori olarak görünen Hearts’ın rus işadamı sahibi Vladimir Romanov bu seneki yatırımının karşılığını en azından FA Cup ile almak istiyor. Ligdeki düşen performans üzerine teknik direktörlüğe litvanyalı Ivanuskas’ı getiren Romanov takımından bundan sonra hem kupayı hem de lig ikinciliğini istiyor.

Ligdeki takımların sezon performanslarına genel bakışımıza gelecek haftalardaki yazılarımızda yer vermeye devam edeceğiz. Sevgiyle kalın.

Geçtiğimiz hafta oynanan maçlarda alınan skorlar, oluşan puan durumu ve bu haftanın programı şöyle :

& Results

01/04/06

Dunfermline

1-1

Falkirk

01/04/06

Inverness

0-1

Aberdeen

01/04/06

Motherwell

2-1

Livingston

02/04/06

Dundee United

1-4

Rangers

05/04/06

Hibernian

2-1

Kilmarnock

05/04/06

Celtic

1-0

Hearts

1

Celtic

32

26

4

2

84

30

82

2

Hearts

32

18

8

6

60

27

62

3

Rangers

32

17

8

7

58

34

59

4

Hibernian

32

16

4

12

56

44

52

5

Kilmarnock

32

14

9

9

58

52

51

6

Aberdeen

32

11

12

9

38

36

45

7

Motherwell

32

12

8

12

50

54

44

8

Inverness

32

10

13

9

44

36

43

9

Dundee United

32

7

11

14

39

57

32

10

Dunfermline

32

5

8

19

26

59

23

11

Falkirk

32

5

7

20

30

61

22

12

Livingston

32

2

6

24

18

71

12

08/04/06

Aberdeen

-

Hibernian

08/04/06

Falkirk

-

Dundee United

08/04/06

Hearts

-

Dunfermline

08/04/06

Livingston

-

Inverness

08/04/06

Rangers

-

Motherwell

09/04/06

Kilmarnock

-

Celtic

















[1] Bu paragraftaki bazı bilgiler için Alex O Henley’in www.uefa.com sitesindeki yazısından istifade edilmiştir.

8.04.2006

Şöhret!

u şöhret denilen meretin futbolda ne kadar da işe yaradığını Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde bu sezon bir kez daha gördük. Ligde arka arkaya 5. şampiyonluğuna koşan Lyon Avrupa'da da arka arkaya 3. kez çeyrek finale ulaşmayı bildi ancak işin bu kısmında Milan'ın kendisine değil ününe teslim oldu.



İlk maçta Lyon'un rakibinden ne kadar korktuğunu gördük. Milan karşısındaki tedirginlikten dolayı Lyon'un alışageldik dinamik oyunu yerine, Milan gayet uyutan oyununu dikte ettirmeyi başardı. Gayet sıkıcı bir ilk maçın ardından Houllier'nin atak futbola yönelik ilk 11'i gerçekten güzeldi. Diarra'yı orta sahada yalnız bırakma pahasına Pedretti yerine Govou vardı sahada. Nitekim Sağda Govou, solda Malouda göbekte Juninho hemen önünde Wiltord, onunda önünde Fred ile oluşan dinamik hücum gücü ile yaş ortalaması 35 olan Serginho, Costacurta ve Nesta'nın üzerine saldırmak gayet güzel bir plandı. Nitekim tuttu da. Maçın son 20 dakikasına kadar maç hep Lyon'un hakimiyetindeydi. 2. golün gelmemesi de hep şansızlıktı. Ama işte Houllier rakibin isminden çekindi. Maçın bitimine 7 dakika kala Govou'yu çıkartıp yerine fazladan bir defans, Reveillere'i oyuna alması Milan'a "üstüme gelebilirsin" şeklinde açık bir davetiyeydi. Oysa ki bana göre Pedretti oyuna alınır ve geriye yaslanmadan maç orta sahada bitirilebilirdi. Zaten forumdaki tartışmalarda Houllier'nin yanlış yaptığı konuşulmuş.



Gelgelelim forumdaki bir diğer tartışmaya. Benim kişisel görüşüm de Barcelona'nın Lyon gibi çekinmeyeceği yönündedir. Barcelona da bugün en az Milan kadar saygın ve büyük kulüp olarak kendindini kabul ettirmiştir ki bunu sadece tek bir Şampiyon Kulüpler/Şampiyonlar Ligi kupası ile yapmıştır. Bana göre Chelsea, Milan’dan çok daha iyi savunma yapmaktadır. Evet, Milan sadece 4’lü savunma hattı ile değil Pirlo ve Gattuso’dan başlayan bir şekilde takım savunması yapmaktadır. Peki Lampard, Makalele, Essien üçlüsünün yaptığı nedir? Benim bu seriden beklediğim Barcelona’nın kendi oyun anlayışını kabul ettireceği ve Milan’ın maçın temposunu düşüremeyeceği şeklindedir.



Bir paragrafta Pippo İnzaghi’ye açmak istiyorum. Bana kalırsa İnzaghi günümüzün Gerd Müller’idir. Gerek Bayern maçlarında attığı gollerde gerekse Lyon maçındaki gollerde ceza sahasında hep olması gerektiği yerdeydi ki FM dili ile “anticipation” bir santrafor için oldukça önemli bir özelliktir. Milan’ın Lyon’a ilk golünde İnzaghi’nin ortaya nereden yetiştiğine golü bir kez daha izlerseniz dikkat edin. Yine aynı şekilde İnzaghi’nin 2. golde orada olması tesadüf ile açıklanamaz.



Öte yanda bu eşleşmenin besbelli gölgesinde kalacak Arsenal – Villareal eşleşmesi var. Villareal bu sezonun tatlı sürprizi oldu. Yine de uzun uzadıya konuşmak gerektiğini hala düşünmüyorum. İkinci gruplar kalktığından bu yana bu tür sürprizler oldu, eleme usülünün doğası gereği de olacaktır elbet. Lyon bile ancak bu sezon ciddiye alınan bir takım haline geldi. Villareal dediğimiz takım şu an İspanya liginde 8. sırada bulunuyor netice itibariyle. Bundan 5 sezon önce yarı final oynayan Leeds’in şu an Championship’de, daha yakın tarihte final oynayan Leverkusen’in Bundesliga’nın orta sıralarında olduğunu hatırlatırım. Üstelik Villereal buraya gelirken ne Deportivo’nun Milan’ı elemesi, ne de Monaco’nun R.Madrid’i elemesi gibi destansı maçlar çıkarmadı.



Öte yandan Arsenal bu sezon, geçtiğimiz yılın Liverpool’u görünümünde. Esas takım savunması takdir edilmesi gereken takım Arsenal’dir. Toure, Eboue gibi üst düzey diye nitelendiremeyeceğimiz savunmacılarla içinde dört R.Madrid ve Juventus maçları olmak üzere son 8 maçta gol yemediğinin altını kalın çizgilerle çizerim. İlk maçtaki kadar hiçbir zaman bu kadar etkisiz bir Juventus görmemiştim. Klişe spiker tabiri ile “Jens Lehmann hayatının en rahat maçlarından birini çıkardı”. Ben o maçta Juventus’un kaleyi bulan şutunu hatırlamıyorum. Peki çok da tecrübesi olmayan bu genç takımla Wenger’in yarı finale kalması onu şu anda dünyanın en iyi teknik direktörü konumuna getirir mi? Wenger’in bundan çok daha güçlü kadrolarla 10 sezon boyunca hiç yarı final oynamayı başaramadığını hatırlarırım.



Kağıt üzerinde kalanlar içerisinde şu an en güçlü takım Barcelona gibi görünüyor. Her ne kadar güzel top oynasalar da memleket ve site dahilinde o kadar çok Barcelona ve Ronaldinho’ya methiyeler düzülüyor ki artık ikisine karşı da sempatimi yitirdim. İsterim ki kelimenin en hafif tabiriyle Barcelona insanları hayal kırıklığına uğratsın.



P.S: Bu yazının yorum bölümü Barça ve Ronaldinho’yu övme yeri değildir, boşuna “Ronaldinho süper futbolcu, bakın yazıyorum milan savunmasını madara edecek” diye yorumlar yazmayın hiçbirini onaylamayacağım. Bu görüşler için lütfen forumu kullanın.

27.03.2006

31. Haftanın Ardından

Sevgili Dostlar Merhaba,

Uzun bir süredir maalesef İskoçya Premier Ligi yazılarıma ara vermek zorunda kaldım. En son yazımda İskoçya’da Celtic liderliği ele almış ve Hearts’ın sene başındaki o müthiş çıkışının son haftaları yaşanmakta idi. Aradan geçen haftalarda maalesef korkulan oldu ve Celtic zirve mücadelesinde yalnız kaldı. Şampiyonun hemen hemen belli olduğu Avrupa Liglerine İskoçya haftalar öncesinden dahil oldu maalesef. Hearts’ın şimdiki mücadelesi ligi ilk iki sırada tamamlayarak Şampiyonlar Liginde İskoçyayı Celtic ile birlikte temsil edebilmek. Başkent ekibinin bu noktada en büyük rakibi Rangers. Halen 31. hafta sonunda 6 puan farkla Rangers’in önünde bulunan Hearts’ın her şeye rağmen bu seneki beklenmedik çıkışı takdire şayan.

Rangers bu sene tarihinde bir ilki yaşattı taraftarlarına. O da ilk kez bir İskoçya takımının Şampiyonlar Liginde ikinci turda mücadele etmesiydi. Rangers’ın Şampiyonlar Ligi ikinci tur mücadelesinde rakipleri İspanyanın flaş ekiplerinden Villa Real idi. Rangers ilk maçta kendi evinde ispanyol rakibi ile 2-2, ikinci maçta ise deplasmanda 1-1 berabere kaldı ancak averajla elenmekten kurtulamadı. Ligde yaşattığı hayal kırıklığına rağmen Şampiyonlar Liginde yaşanan bu kısmi başarı İskoç takımı için bu senenin belki de hatırlamaya değer tek olayı olarak kabul edilebilir. Rangers gelecek sene için yeni bir yapılanmaya gidecek. Bunun için önce Teknik Direktör değişikliğine gidildi. Olympique Lyon’un eski hocası Le Guen önümüzdeki seneden itibaren Rangers'i çalıştıracak.

Ligin Hearts’tan sonra en büyük çıkışını yapan takımları ise Hibernian ve Kilmarnock. İki ekip arasında 4. lük için mücadele son haftaya kadar sürecek gibi gözükmekte. Ligin köklü ekiplerinden Aberdeen son yıllarda olduğu gibi yine orta sıralar için Inverness ve Motherwell ile birlikte mücadelesine devam etmekte. Dundee United ise geçen senelere nazaran daha rahat. Turuncu siyahlar düşme korkusu yaşamıyorlar ancak üst sıralar için de şansları oldukça zor gibi görünüyor. Livingston haftalardır galibiyete hasret şekilde ligin dibine demir atmış durumda. Falkrik ve Dunfermline son ikiye girmeme mücadelesi içindeler.

Görüldüğü üzere SPL ‘inde her ne kadar ligi en üst ve en altta bitirecek ekipler belli olmuş olsa da 2.lik 3.lük, 4.lük ve 5. lik ile orta sıralar için mücadele ve küme düşmeme mücadelesi halen devam etmekte.

İskoçya Premier Liginde 31. hafta maçları ve gerçekleşen puan durumu şöyle:

25/03/06

Aberdeen

2-2

Motherwell

25/03/06

Dundee United

2-2

Kilmarnock

25/03/06

Falkirk

1-2

Hearts

25/03/06

Hibernian

0-2

Inverness

25/03/06

Rangers

1-0

Dunfermline

26/03/06

Livingston

-

Celtic

1

Celtic

30

24

4

2

81

30

76

2

Hearts

31

18

8

5

60

26

62

3

Rangers

31

16

8

7

54

33

56

4

Kilmarnock

31

14

9

8

57

50

51

5

Hibernian

31

15

4

12

54

43

49

6

Inverness

31

10

13

8

44

35

43

7

Aberdeen

31

10

12

9

37

36

42

8

Motherwell

31

11

8

12

48

53

41

9

Dundee United

31

7

11

13

38

53

32

10

Dunfermline

31

5

7

19

25

58

22

11

Falkirk

31

5

6

20

29

60

21

12

Livingston

30

2

6

22

17

67

12

SPL’de 32. haftanın karşılaşmaları Nisan 1,2 ve 5’inde oynanacak. 32. haftanın programı:

01/04/06

Dunfermline

-

Falkirk

01/04/06

Inverness

-

Aberdeen

01/04/06

Motherwell

-

Livingston

02/04/06

Dundee United

-

Rangers

05/04/06

Hibernian

-

Kilmarnock

05/04/06

Celtic

-

Hearts

Sevgiyle kalın.

24.03.2006

Aşkımı Geri Verin Bana (Sen Beni Hiç Sevmedin ki)

Bırakalım artık yalan söylemeyi, komplo teorilerini, safsataları. Ama şunu unutmayalım: hayat sen beni böyle yaptın, “ben böyle değildim sonradan oldum”



Ey futbol, sen ne ara hem güzel, hem zeki, hem bilge oldun. Güzelsen bilge, bilgeysen güzel olamazdın. Güzelsen salak, bilgeysen çirkin olman gerekirdi. Ama sen hem güzel, hem bilgesin.



Defalarca bekledik takımımızın iki sıfırdan maç çevirmesini ama olmadı. Çok kereler farka koşalım rakibi sürklase edelim dedik o da olmadı. Ama onu düşlemek güzeldi. Böyle üç sıfırdan çevrilince maçlar sorgular olduk. Çünkü, bu futbol ama içinde hileyi de barındırıyor. Hayat gibi yani. Kesin maç içerde satın alındı abi yoksa “şehit strasburg” bu kadar kötü oynayamaz ikinci yarı, aynı topa ıskalar ayak kayması ile açıklanamaz düşüncesi içten içe beynimize hücüm etti. Yani bu oyun hem güzel hem bilge. Anlayamadığımız bir şeyler vardı tribünlerde atkı sallarken: yıkılmayan imparatorluk, tükenmeyen kalem ve kaybolmayan sakızın olmadığı. Biz hep namağlup şampiyonluklar, gol yemeden atılan gol desteleri istedik. Ama hiç olmadı bunlar, olanlarda açıklamaları beraberinde getirdi. Senelerdir bekliyoruz İngiltere’ye ulusal takımımızın gol atmasını. Ama “Ünal Amca”nın üst direkten dönen topu dışında beklentilerimizin çok uzağındayız. E niye peki hala bu takımı tutuyoruz biz ey ahali? Ya da niye hala bekliyoruz gol sevinci yaşamayı, bu adalı ülke vatandaşlarının santrada toplanıp boyunlarını bükmelerini. Bu takım fark da yiyiyor, istikrardan da çok uzakta, mahalle kavgası gibi olayları da çok iyi beceriyor, antrenörüne sadık olduğu konu taktik anlayış da değil. E hala niye bu sevgi?



Oyunumu seviyoruz (el cevap) – yooo

Gol mü heyecan veriyor? – yooo

Biz sevmeyi seviyoruz. Oyunun bizi sevmediğini bile bile hem de. Biz tahirliğimizden ödün vermiyoruz da ondan.



Ben de biliyorum Milli takımın dünya üçüncülüğünün at nalı yonca silsilesinin ürünü olduğunu, ben de biliyorum fenerbahçenin avrupada başarılı olması için çok şeylerin değişmesi gerektiğini, beşiktaşlılarda avrupa başarısının çok uzağında yeni tribün melodileri üretme çabası içindeler.



Futbol güzel de değil, bilge de. Biz onu sevdiğimiz için kör olmuşuz ahali. Kral çıplak, Eflatun'un bizi döndürmesi lazım baktığımız yönden. Biz takımımızı seviyoruz, o bize hezimetler yaşatsa da, biz direkten dönen topu seviyoruz, gol olmasa da, biz 90. dakikada yenen golle Nou Camp'ta kaçan bir puanı daha çok seviyoruz.



Ama şunu unutmayalım, “mutlu aşk vardır, mutlak aşk yoktur”. Bu hayat bu gerçeği yüzümüze takır takır vuruyor ve onun istediği gibi yaşayacaz, istesek de istemesek de.



Çocukken seçilir takımlar ve mutlaka bir kere değiştirilir ilk tutulan takım ama kimse bunu hatırlamak istemez. Delete file till dead. Onu kimse kendine itiraf edemez. Sonra o takıma veririz ilk gençlik yıllarımızı, her maçını izleriz, formasını alırız, uzaktan bir sevgidir bu ama güçlüdür. Sonraları maçlarına gitmeye başlarız takımımızın. O daha büyük bir sevgi değildir. Yakından temas halinde sevmektir bu ama kesinlikle daha büyük değildir. Çünkü orda gerçekler alenen ortadadır. Göz görmeyince gönül katlanır ama göz görünce bu sefer yalanlar uydurulur ve inanılmaya başlanır. Özetlerde görünmeyenler statda o kadar açıktır ki. Sonra o statda kötü anılar oluşur, zorluklar ortaya çıkar, maddi imkansızlıklar belirir ve statdaki koltuktan kahvedeki köşeye taşınır sevgimiz. Sonra öyle bir şey olurki sadece derbileri izlemeye başlamışız. Ve bir bakmışız, “Onlarda kazansın sonuçta türk takımı” sözleri gençliğimizde küfür ettiğimiz takım için ağzımızdan dökülmeye başlanmış.

Son aşama 5 yaşındaki oğlumuzu takımımızın (oda ehemmiyeti çok olmayan bir maça) stada götürmek olur. Onada aşılamışızdır sevgimizi ve nesilden nesile geçiş tamamlanmıştır. Ama bundan sonraki aşama adama çok koyar. “Oğlum, stada gitmesen iyi olur, sana bir şey olur diye korkuyorum” moduna geçmişiz. Hayat aşkımı söndürdün de bana niye bunları söyletiyorsun? Dedim ya mutlu aşk vardır, mutlak aşk yoktur. Tahir hala tahirdir de, zühremi çekici gelmez artık ya da selülit mi başlamıştır zührede onu bilen yok.



Ama bildiğim tek şey var “her aşk bitermiş bir gün bildim her aşk bitermiş öğretildim” diyen Candan Erçetin şarkısı doğruluğa çok yakın gibi gelmeye başladı.





Masal Kadın Şiiri Yusuf Aras’ındır. Yazdıda alıntı yapılmıştır.