İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

20.04.2006

Sevilla: Endülüs Harikası

Onyedi özerk bölgeli, Katalunya’sı, Galiçya’sı, Bask’ı ile bizim üniter yapımızdan yola çıkarak anlamak da güçlük çekeceğimiz ilginç bir ülkedir İber yarımadasının büyük çocuğu İspanya. Yanlış anlamayın okuduklarım bunlar daha henüz gidip görmedim. İspanya’nın tarihinden de bahsetmeyeceğim bu yazıda. Ne var ki Andalucia(Endülüs) bölgesinin en büyük kenti Sevilla’da geçtiğimiz birkaç sene ile birlikte futbolda büyük bir ilerleme, bir farklılık gözleniyor. Yazının konusu da bu.

Sevilla kenti İspanya’nın gerek tarihsel dokusu gerekse futbol kültürü açısından kayda değer kentlerinden(En azından futbol tutkunu bizler için öyle)Bu Endülüs kentinin iki tane takımı İspanyol futboluna da damgasını vurmuş durumdalar. Betis-Sevilla derbisinin dünya üzerindeki en görkemli birkaç derbiden biri olduğu artık neredeyse herkes tarafından biliniyor. Hem Manuel Ruiz De Lopera hem de Ramon Sanchez Pizjuan tribünleri bu görkemi yaşıyor. Sevilla futbolu 90’lı yılların sonunda büyük bir düşüşe girmiş ve hem Betis hem de Sevilla bırakın LaLiga’nın önder takımlarından olmayı soluğu İkinci Ligde almışlardı. Bu iki takım düştükleri ikinci ligden 2001 yılında tekrar La Liga’ya yükseldiler ve kaldıkları yerden devam etmeye başladılar. Müthiş derbilere sahne olan Sevilla kentinin bu iki takımı La Liga da şampiyonluk görmüş az sayıda takımdan ikisi. Betis 1934-35 sezonunda İspanya Şampiyonu olurken, Sevilla ondan 11 yıl sonra 1945-46 sezonunda İspanya Şampiyonu oldu. Şampiyonluk sayılarının az olması onların İspanyol futbolundaki yerini hiçbir zaman aşağılara itmedi. Bu iki takım her zaman LaLiga’nın en önemli unsurlarından oldular. Geçen sezon iki takımda büyük bir çıkış yakalamışlar ve hatta aralarında lig dördüncülüğü yani Şampiyonlar ligi bileti için nefes kesen bir yarışın içine girmişlerdi. Sonuçta Betis Şampiyonlar ligi biletini alırken, Sevilla da UEFA kupasının yolunu tuttu. Betis için bu sezon hiç de iyi başlamadı önce kötü bir kura sonucu Liverpool ve Chelsea ile eşleştiler(Buna rağmen Chelsea’yi yenmeyi başarmış olmaları önemli)lige de hiç de iyi başlayamadılar ve ard arda gelen sakatlıklarla da beraber(Ricardo Oliviera hiç kuşkusuz en önemlisi)kendilerini ligin dibinde bulmuşlardı. Neyse ki şimdi toparlandılar ve tehlikeli bölgeden giderek uzaklaşıyorlar. Artık yazının asli unsuruna geçmek istiyorum. Yani Sevilla’nın kırmızı-beyazlılarına;

Geçen sezonki başarıdan sonra hem teknik direktörleri Caparros’u Deportivo’ya, hem de Sergio Ramos ve Baptista gibi çok önemli iki oyuncusunu Real Madrid’e kaptıran Sevilla takımı kadroyu güçlendirmek konusunda hiç de tereddüt etmedi. Saviola, Kanaute, Luis Fabiano gibi isimler takıma derin bir hücum zenginliği oluşturdu. Teknik direktörlüğe de en son Malaga’yı çalıştıran(daha önce Betis’i de çalıştırmış), Juan De La Cruz ”Juande Ramos” u getirdiler. Sezona onlar da hemşehrileri gibi iyi başlayamamış ve ilk maçta sadece bir galibiyet almışlardı. Sonrasında ise hem UEFA kupasında hem de ligde aldıkları başarılı sonuçlar ve oynadıkları güzel futbolla ligde beşinci sırayı, UEFA kupasında da yarıfinali yakalamış durumdalar. Ligi bu sezon ilk dört içinde bitirmeleri olasılığı hiç de az değil. UEFA’yı kazanma şansları ise belki ligdeki ilk dört içine girme olasılığından da fazla. UEFA kupasında Beşiktaş ile de aynı grupta yer almış(Sevilla’da 3-0 mağlup etmişlerdi) ve izleme imkanı bulmuştuk. La Liga’nın gerçekten de takım gibi takımlarından Sevilla. Savunma hattındaki başarısı oldukça fazla. Espanyol ve Real Madrid maçları dışında hiçbir maçta ikiden fazla gol yemeyen bir takımdan bahsediyoruz.

Kırmızı-Beyazlıların oldukça iyi de bir kadrosu var. Zaten hem ligde hem de Avrupada başarılı olabilecek bir kadronun yetersiz olması söz konusu olamazdı. Özellikle hücum silahları gıpta edilecek cinsten. Arjantinli Saviola, Brezilyalı Luis Fabiano, Fransız Frederic Kanoute, Portekiz-Kongo karışımı Makukula ve İspanyol ümit milli Kepa.

Orta sahada henüz 20 yaşındaki Jesus Navas çok önemli bir yetenek. Brezilyalı Adriano, İtalyan Maresca(Juventus’dan hatırlarız sanırım) önemli isimler. Navas gibi altyapıdan yetişmiş 21 yaşındaki Antonio Puerta da son haftalarda önemli bir performans sergiliyor. 22 yaşındaki Brezilyalı Daniel Alex da Silva üç sezondur takımın orta sahasının belki de en önemli ismi. Brezilyalı Renato, İspanyol Jesuli, Jordi, Marti, Fernando Sales diğer önemli isimler. Henüz 17 yaşında olmasına rağmen ara sıra kendine yer bulan Diego Capel de takımın gelecekteki çok önemli bir ismi olacak. Jesus Navas, Diego Capel ve Kepa’nın özellikle de ilk ikisinin gelişimini yakından takip etmenizi öneririm. Bu oyuncular adlarını sıkça duyuracaklar çünkü bize. Bu noktada Sevilla takımının geçmişten beri genç ve yetenekli oyunculara kadrosunda yer vermesine dikkat çekmek lazım. Ayrıca Sevilla ile Real Madrid transfer ilişkisi de dikkate değer. Zamarano, Davor Suker, Robert Prosenecki, Soler gibi isimler iki takım arasındaki en önemli transfer örnekleri. Bu arada Maradona’nın da bir dönem Sevilla forması giydiğinin altını çizmek lazım.

Defansın sağında Javi Navarro, solunda Aitor Ocio yer alıyor. Fransız Escude, David ve Dragutinovic göbekte oynayan isimler. Pablo, Prieto, Crespo, Blanco diğer savunmacıları. Kaleyi ise bu sezon Valencia’dan aldıkları Palop ve emektar Notorio ile doldurmuşlar.

Juande Ramos’un takımı klasik 4-4-2 oynayan, alan savunması yapan, çok koşan, oldukça mücadeleci ve güçlü bir takım. Saviola ve Fabiano’nun verimlerinin daha üst seviyede olmaları onlar için çok arzu edilen bir durumdu yine de bu sezonun İspanya’daki en başarılı takımlarından biri olmalarını engellemiş değil bu durum.

Ligde kalan haftalarda Real Madrid, Barcelona gibi maçları olan Sevilla’yı bu karşılaşmalardan tekrar izleme fırsatı bulacağız. UEFA kupasının da en başından beri benim için favorisi olan Sevilla’nın kupayı alacağı kanaatim devam ediyor. LaLiga takımlarının son birkaç sezondaki Avrupa maceralarındaki başarısızlıklarını bu sezon gerek Sevilla gerek Villareal gerekse Barcelona ört bas etmiş görünüyorlar.

Endülüs takımı dedik ya işte. Türk milleti için bu adamlara karşı bir yakınlık duymamıza neden oluyor. Bir nevi kültürel yakınlık hissi uyanıyor insanda galiba. Bu başarının darısı diğer Endülüs kentlerine diyelim bari. (özellikle Granada ve Cordoba)

13.04.2006

Son Dönemeç

UEFA Kupası ile ilgili geçen yazının son cümlesi, bir sonraki yazının Şampiyonlar Ligi'nden gelecek sekizliyi konu edineceğiydi.

Ama küçük bir takvim hatası, yarısı tamamlanmış bu yazıyı rafa kaldırdı; sözkonusu bir önceki yazı yayınlanması için gönderildiğinde Round of 32'nin başlamasına bir hafta, yayınlandığında ise bir kaç gün vardı..

Netice beklenenin ve rafa kaldırılan yazının muhteviyatının çok aksine olmadı tabii, Şampiyonlar Ligi'nden gelen sekizlinin yarısı (Brugge, Thun, Artmedia ve Rosenborg) bu turda, kalanlardan Schalke dışındakiler de bir sonraki turda elendiler..

Bize kalan da artık, geride bıraktığımız üç turun bir değerlendirmesini yapmak..

O sıralar bizim için henüz korkulu rüya olmayan Basel'in Monaco'yu, Rapid'in de Hertha'yı elemesi dışında öyle pek sürpriz sayılabilecek bir sonuç yoktu bu turda. Ha bir de bizim perde arkası favorilerden Shaktar'ın Lille'e elenmesi diyelim, artık ne kadar sürpriz sayarsanız.. İlaveten Basel ve Lille'in maçları dışında turu geçen takımların, ilk maçlarda eşleşmelerin rengini belli edecek skorları aldıklarını da hatırlatalım..

Round of 16'nın en dikkat çekici tarafları, Fransızların yeniden doğuş sinyali verircesine üç takımla birden bu turda yer almaları ve Slav futbolunun yükselişini ispatlarcasına iki Romen, bir Bulgar ve bir Rus takımının Kupa İki'de son 16'ya kalmasıydı..

Velhasıl, Fransızların yeniden doğuşu yalan oldu ama (Üçü de elendi), Slavlar'ın beşi de bu turu geçip çeyrek finale adını yazdırdı.

Turun en renkli eşleşmesi şüphesiz imrendiren kadrolarıyla Roma ve Boro arasındaydı. Roma için büyüklüğünü ispat, Boro için bu sezon kötü gidişe ciddi anlamda dur diyebilme şansıydı bu eşleşme. Belki bu kupada sezonun en iyi maçları değil ama mücadele yönünden izleyenleri tatmin eden bir seri sonunda Roma, Totti'sizliğin ve topsuz alanda diri bir takım olmayışın faturasını ödedi.

Rapid - Hamburg eşleşmesinin ilk ayağında Rapid, her iki devrenin son dakikalarında bulduğu iki golle yakaladığı avantajı, deplasmandaki maçın önce ilk yarım saatinde kaybetti, sonra biraz da Hamburg'un sabırsızlığından, yeniden yakaladı. Hamburg'un üçüncü golü sonrası, Hamburg forvet hattı ile Rapid kalecisi Coman arasında geçen son yarım saat küçük Lucescu'nun çekirge felsefesinin devamı ile neticelendi..

Bir diğer Bükreş ekibi Steau, turu kağıt üzerinde kaybederek çıktığı Betis karşısında ilk maçı da kendi evinde kazanamayınca deplasmana pek ümitli gitmedi şüphesiz. Ama ikinci yarının başında bulduğu şok gole ilaveten rakibin yıldızı Joaquin de oyundan atılınca maçı 3-0 kazandı..

Schalke Palermo karşısında, Sevilla da Lille karşısında ilk maçları 1-0 kaybetse de, ikinci maçları daha iyi skorlarla kazandılar ve kupanın kalan iki favorisi olarak yollarına devam ettiler.

Turun diğer gülenleri; Strasbourg karşısında Basel, Marseille karşısında Zenit ve bir sürpriz, Udinese karşısında 0-0 'ın rövanşında kendi evinde, ilk yarıyı yenik kapasa da Levski Sofya oldu..

Çeyrek final, iki Romen'in eşleşmesi dışında seri başı uygulaması varmış gibiydi.

Sevilla ilk maçta kendi evinde , daha önce aynı grupta yer aldığı (Beşiktaş da buradaydı) ve deplasmanda oynayıp yenildiği Zenit'i 4-1; Schalke de Levski'yi deplasmanda 3-1 yenince turu bir nevi garantilemiş oldular. İkili ikinci maçlarını fazla zorlamadan 1-1 bitirip yarı finale çıktılar.

İki Romen'in ve hatta iki Bükreş ekibinin eşleşmesi kağıt üzeri malzemeleriyle doluydu, başlarken de, biterken de.. 1-1 ve 0-0 'lık maçlar sonunda gülen deplasman golü avantajıyla, yerel ligde daha iyi konumda olan Steau oldu. Bir başka ilginçlik, ikilinin kendi liglerinde oynadığı maçın da 0-0 bitmiş olmasıydı (Evsahibi güya Rapid'di bu maçta).

Basel - Boro eşleşmesi ilk maçın sonuna kadar en rahat seri gibi görünüyordu ve Türk futbolu için de hayırlıydı. Ama ilk maçı Basel 2-0 kazanınca kabus haline geldi. Kaç senedir yatmakta olduğumuz yerden temennimiz, şöyle veya böyle bu noktaya kadar gelen Basel'in, Boro karşısında ilk maçtaki 2-0 'lık avantajını koruyamamasıydı. Nitekim Boro, biraz talihin, biraz da bizzat Basel'in kendisinin yardımıyla, 1-0 geriye düştüğü maçı, sonuncusu 90+ 'da gelen dört golle kazandı ve biz de 2007-2008 sezonunda Şampiyonlar Ligi'ne yine iki takımla katılma hakkımızı korumuş olduk.

Futbol dünyamızın yapısı gereği, Avrupa futbolunun son 15 yılında olmayan bir ülkenin Milli Takımı'na (Skora aldanmayın) kolayca elenişimizin ve UEFA Kulüpler sıralamasında bu ülkenin gerisine düşmekten son saniyede kurtuluşumuzun sebepleri üzerinde durmuyoruz. Önümüzdeki yıllarda da bizimle doğrudan alakası olmayan takımların oynayacağı maçların sonuçlarının da işimize geldiği gibi bitmesi dileğiyle..

Gelelim yarı final eşleşmelerine.

Steau - Boro ve Schalke - Sevilla arasında oynanacak maçlar 20 ve 27 Nisan'da..

Basel deplasmanı dışında kupada bu sezon şok skor almayan Boro elbette daha avantajlı görünüyor; Basel maçına kadar kupadaki altı maçta yedikleri gol sayısının da sadece iki olduğunu ekleyelim..

Schalke - Sevilla eşleşmesinde ilk maçı deplasmanda oynayacak olmak Sevilla için ciddi bir avantaj olabilir. Sevilla, oyun sistemi olarak iyi bir deplasman takımı ve şansı yaver gittiğinde (Ki bu oran hiç de az değil) kendi sahasında kendisine lazım olan skor neyse maçı ona bağlayabiliyor. Mukabil Schalke'nin de bu sezon oynadığı futbolun semeresini bir şekilde alması lazım. Keşke finalde eşleşebilseydiler.

Ve bir not, eğer Schalke turu geçerse, UEFA'nın Şampiyonlar Ligi'nden bu kupaya kaydırdığı takımlar içerisinde final gören beşinci takım olacak. Diğer dördü; 1999 - 2000 sezonu finalistleri (Galatasaray - Arsenal) ve 2001 - 2002 finalistleriydi (Feyenoord - Dortmund)..

11.04.2006

Şike Skandalları Biter Mi?

Selamlar ortakafagol.com okurları… Yeni yazımda bahis ve şike skandallarından bahsetmek istemezdim ama bazı edepsiz Belçikalı arkadaşlarımız şike yapmadan spora ilgi duymadıkları için her geçen gün yeni deliller ortaya çıkıyor. İşte Belçika’daki şike skandallarıyla ilgili elime geçen en son deliller:

La Louviere takımının eski teknik direktörü Gilbert Bodart, şike yaptığını itiraf etti. Ayrıca Cercle Brugge ile St.Truiden maçında da Çin mafyasının parmağı olduğunu, geçen sezon Mons'un evinde oynadığı La Louviere ve Westerlo maçlarında şike yapıldığını belirtti. Skandala adı karışanlardan biri de Lierse Teknik Direktörü Paul Put. Put'un geçen sezon, bahisçiler için 2 maçta B takımını sahaya sürdüğü belirtildi. Lierse Başkanı Theyskens, olaydan kısa bir süre Put'u görevden almıştı

Adli Makamlarca Açıklanan Şikeci Beş Takım

Belçika'da geçen sezon birinci lig kulüpleri La Louviere, Lierse, Sint-Truiden ve Mouscron ile ikinci lig takımı Bergen'in, şike olaylarına kesin olarak karıştıkları adli makamlarca açıklandı. Çinli işadamı Zeh Yun Ye'nin birçok kulüp ve oyuncuya rüşvet vererek ve teklifte bulunarak, Belçika liglerini karıştırdığı da kesinlik kazandı. Birçok futbolcunun şike olayıyla ilgili olarak avukatlığını üstlenen Laurent Denis'in de şike mafyasıyla ilişki içinde olduğu ve bazı teknik direktör ve menajerler vasıtasıyla rüşvet verdiği ve karşılaşmalarda şike yapılması için çaba sarfettiği öğrenildi. Belçika adli makamları, olayla ilgili olarak yürütülen soruşturma çerçevesinde, bazı hakem ve yardımcı hakemlerin de sorgulanması için girişimler başlattı. Adli makam temsilcileri, Londra'ya giderek dünyanın en büyük bahis şirketleri arasında olan Betfair'den, Belçika ligiyle ilgili bahis oynayan 880 kişinin isim listesini almak üzere girişimlerde bulunacak. Asya kumar mafyasının, son iki sezonda Belçika ligi maçlarına yönelik çok yüksek rakamlarda bahis oynadıkları da belirlendi.


Öte yandan, soruşturmayı sürdüren adli makamlar, ligde şike olaylarının 2004 yılında başladığını, 8 Ağustos 2005 tarihinde oynanan ve Club Brugge'ün deplasmanda Bergen'i 9-0 yendiği karşılaşmasının da şüpheli maçlar listesinde yer aldığını bildirdi.

Bu arada, basına bilgi sızdırdığı öğrenilen 2 federal polisin de evleri arandıktan sonra soruşturma görevinden alındıkları açıklandı.

Sint-Truiden forması giyen İlija Stolica, Cyril Ramond, Marco Niys'in sorgulanmak üzere mahkemeye götürüldü. Bu futbolcuların daha önceki kulüplerinde de şike olaylarına karıştıkları iddia ediliyor.

Ayrıca kulübün eski kalecisi Dusan Beliç, sabah gözaltına alınarak Haselt Adli Binası'na götürüldü.

Belçika'nın en yüksek tirajlı gazetesi Het Laatste Nieuws, önce inşaat sektöründe ardından da futbol ligindeki skandallarda adı geçen menajer Pietro Allatta'nın (58) ülkeyi terk ederek Hint Okyanusu'ndaki Mauritius Adası'na kaçtığını savundu.

Het Laatste Nieuws haberinde, Allatta'nın şike olaylarında önemli bilgilere sahip olduğunu, adli makamların kendisini tutuklayacağını anlayınca Belçika'dan kaçtığını ve Allatta'nın yaşadığı kentin belediye başkanı Patrick Moniau'nun da olayı doğruladığını yazdı.

Öte yandan, Belçika Futbol Federasyonu Disiplin Kurulu, Birinci Lig takımlarından La louviere'de geçen sezon forma giyen 5 futbolcunun dün sorgulandığını, 11 futbolcunun daha
sorgulanacağını bildirdi.

3 futbolcusunun, internet üzerinden oynanan bahis skandallarına karıştıkları gerekçesiyle polis tarafından göz altına alındığı bildirilen St Truiden'de, Marco Nijs ve Ilija Stolika'nın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldıkları ancak gözaltına alınan 3. futbolcu olan Cyril Ramond'un ise tutuklandığı ifade edildi.

Evet elime geçen bilgiler bu kadar. Futbolun en kötü yanlarıyla dolu yazdığım iki yazı için öncelikle sizden özür dilerim. Alın terinin paraya satıldığını gördükçe içim kan ağlıyor. Ama bunlar da futbolun gerçekleri. Bu sektörde bu kadar para döndüğü sürece böyle pis işler de dönecek. Ronaldinho’nun mükemmel oyununu Gattuso’ nun hırsını gördükten sonra insan şike skandallarından iğreniyor.

Belçika’da Dikkat Çeken Oyuncu

Belçika’da şu an Nicolas Frutos fırtınası esiyor. Anderlecht’in şampiyonluk yolunda en büyük kozu olan oyuncu için Avrupa’ nın büyük kulüpleri planlar yapmaya başladı bile. Arjantinli oyuncu Club Brugge ile yapılan derbi karşılaşmasında deplasmanda attığı iki golle hem rakip takım taraftarlarına soğuk duş yaptırdı hem de takımının liderlik koltuğunda kalması sağladı. Ama son hafta oynanan Lokeren karşısında oynanan maçta takımının 2 puan bırakmasına engel olamadı. Bu maçta gol atan Serhat ise göğsümüzü kabarttı. Arjantinli oyuncu profesyonel kariyerine 2000 yılında Union Santa Fe adlı kulüpte başladı. İlk sezonunda 17 maçta oynamasına rağmen gol atamadı ve onu destekleyenleri çok üzdü. Bir sonraki sezon 22 maçta 8 gol atarak bir kıpırdanış gösterdi ve taraftarları umutlandırdı. Yeni sezonda ise San Lorenzo sürpriz bir teklifle Frutos’u renklerine bağladı. Burada 26 maçta 4 gol atan oyuncu kötü bir sezon geçirdi. Yeni sezona da transfer yaparak giren Nicolas yeni takımı Nueva Chicago ile sadece 1 maça çıktı ve sakatlandı. Ara transferde İspanya İkinci Ligi takımlarından Las Palmas’a giden oyuncu burada 18 maçta sadece 1 gol attı. 2004/2005 yılında eski takımına dönen Frutos 17 maçta 7 gol atarak dikkatleri üzerine çekti ve ara transferde Independiente’ye gitti ve 18 maçta 10 gol atarak sezonu toplamda 17 gol ile kapatıp göz doldurdu. Bu sezona aynı takımda başlayan yıldız oyuncu 10 maçta 9 gol atarak Anderlecht’in dikkatini çekti ve Belçika’nın yolunu tuttu. Anderlecht’te 9 maçta 9 gol atan oyuncuyu sezon sonu büyük takımlardan birinin basın toplantısı odasında bayrağı öperken görülebilir.

Son Haberler

Bahis skandalları dışında Belçika Basını çok kısır bir ay geçirdi. En önemli olay Anderlecht Başkanı ile yapılan röpörtaj idi. Başkan röpörtajda şu açıklamalarda bulundu:

’’ Ben sezon başında aynı heyecana sahip bir insanım. Belçika’da çifte kupa en önemli isteğimdir. Eğer mümkünse Avrupa’da da ikinci tur. Ama bu sezon sadece Belçika’da başarılı olabildik. Şampiyonlar Ligi’nde ise sadece bizi destekleyenleri üzdük. Onlara söz veriyorum bir sonraki sezon çok farklı olacak.’’

Şampiyonluk Yarışı

Şampiyonluk yarışı artık iki takımlı. Çünkü son yazımdan beri Brugge tepe taklak gidiyor. İlk önce Anderlecht’e kendi evlerinde 2-0 yenildiler. Ardından Gent’e 4-1 mağlup olarak sürklase oldular. Bundan sonraki hedefleri oldukları yerde tutunup ligi 3. bitirmek. Diğer iki takım Anderlecht ve Liege ise son haftalara kadar burun buruna gidecek gibi gözüküyor.

Bir yazımın daha sonuna geldim lütfen eleştri veya tebriklerinizi yorum köşesinde belirtiniz.Herkese sağlıklı ve mutlu günler.

10.04.2006

İskoçya Premier Liginde Şampiyon Belli Oldu: Celtic Şampiyonluğun Öyküsü

Celtic 5 Nisan Çarşamba günü kendi evinde Hearts’ı 1-0 yenerek aradaki puan farkını 20ye çıkardı ve şampiyonluğunu haftalar öncesinden ilan etti. Ligin ikinci yarısında yaptıkları müthiş çıkış ve ezeli rakipleri Rangers’ın lige erken havlu atması ile ligde tek takipçileri Hearts’ta ligin ikinci yarısında yaşanan çöküş Celtic’e haftalar öncesinden şampiyonluğu ilan etme imkanını tanıdı. Glasgow’un yeşil beyazlı ekibi bu sayede kötü başladıkları sezonu en azından Premier Lig şampiyonluğu ünvanıyla bitirmeye hak kazandılar ve taraftarlarının gönüllerini almayı başardılar.

“Celtic tennik direktörü Gordon Strachan belli ki taraftarların gönlünde taht kurmayı başardı. Hearts maçından sonra yapılan “Only one Gordon Strachan” tezahüratları İskoç çalıştırıcının şimdiden Celtic tarihinde haklı bir yer edindiğini gösteriyor. Gordon Strachan’ı özellikle uluslararası turnuvalarda İskoçya Milli takımında oynadığı dönemde izleme şansını bulmuştum. Çalışkanlığı ve maç boyunca bitmek bilmeyen enerjisi ve tabi ki sarı saçları ile lacivert renkli (o dönemlerde televizyonumuz siyah beyazdı tabi) İskoçya Milli takım formasını geç yaşlarına kadar taşıdı. Tabi o dönemde İskoçya Futbolu hak ettiği şekilde uluslararası nitelikteki tüm turnuvalara katılma şamsını rahatlıkla elde ediyordu. Gordon Strachan İskoçya’da Aberdeen forması ile başarılar elde etmiş ve daha sonra İngilterenin Manchester United takımında oynamış ve en son Leeds United’ı o zamanki mütevazi kadrosu ile şampiyonluğa taşımayı bilmişti. Taraftarlar arasındaki lakabı “Sarı Fare” idi.

İşte bu büyük futbol ustası Martin Oneil’dan sonra Celtic kulübünün teklifini kabul etti ve geçen sene dramatik şekilde kaybettikleri şampiyonluk ünvanını Celtic Park’a getirmesi için ateşten gömleği giymeye başladı. Ancak Strachan sezona büyük bir hayal kırıklığı ile başladı. İsmi daha önce hiç duyulmamış Slovakya takımı FC Artmedia karşısında alınan 0-5 gibi büyük bir hezimet sonrası Şampiyonlar Ligi’ne katılma şansını elde edemeden Avrupa defterini erkenden kapayan Celtic’te bu hezimet adeta bozgun etkisi yaptı. Strachan FC Artmedia hezimetini unutmamak ve ders çıkarmak için “Saatimi maçın bitimi olan 11.10’da durdurdum” diyordu. Sezona Motherwell ile 4-4 beraber kalarak başlayan Celtic’te işler kötü gidiyordu ki Strachan’ın takıma güven aşısı ve oyuncular arasındaki birlik ve beraberlik, Manchester United’ın efsanevi kaptanı İrlandalı Roy Kean’ın ara transferde takıma katılması ve hırsıyla takımı ateşlemesi şampiyonluğu haftalar öncesinden getirdi İskoçya’nın benim de sempatimi kazanan güzide kulubüne. Ligde takipçileri Hearts’ı bir kez daha yenerek şampiyonluğun ilan edildiği maçta tabi ki gelmiş geçmiş en büyük Kelt olarak nitelendirilen ve Lizbon’da Internatzional Milan’ı yenerek Avrupa Şampiyonluğunu kazanan Lizbon Aslanları ünvanını alan efsanevi takımda yer alan Jinky lakaplı Jimmy Johnstone untulmadı. Kısa süre önce kaybedilen büyük kaptan maçtan sonra saygı duruşu ile anıldı ve takımlar sahaya kollarında siyah bandajla sahaya çıkarak büyük kaptana saygılarını bir kez daha gösterdiler.”[1]

Hearts artık ligi ikinci sırada bitirip gelecek sene Şampiyonlar Ligi için ön eleme maçı oynama şansını elde etmek istiyor. Bu arada Hearts bu seneki performansının ödülünü İskoçya FA Cup’ta final oynama hakkını elde ederek almış görünüyor. Hearts finale yarı finalde aynı kentin takımı Hibernian’a 4-0 üstünlük sağlayarak adını yazdırırken finalde rakipleri second division (bizdeki ikinci lig b kategorisine denk geliyor) ekibi Gretna. Gretna yarı finalde Dundee FC yi 3-0 yenerek gelmeyi başararak şimdiden tüm İskoçların sempatisini kazandı. Kupaya daha yakın favori olarak görünen Hearts’ın rus işadamı sahibi Vladimir Romanov bu seneki yatırımının karşılığını en azından FA Cup ile almak istiyor. Ligdeki düşen performans üzerine teknik direktörlüğe litvanyalı Ivanuskas’ı getiren Romanov takımından bundan sonra hem kupayı hem de lig ikinciliğini istiyor.

Ligdeki takımların sezon performanslarına genel bakışımıza gelecek haftalardaki yazılarımızda yer vermeye devam edeceğiz. Sevgiyle kalın.

Geçtiğimiz hafta oynanan maçlarda alınan skorlar, oluşan puan durumu ve bu haftanın programı şöyle :

& Results

01/04/06

Dunfermline

1-1

Falkirk

01/04/06

Inverness

0-1

Aberdeen

01/04/06

Motherwell

2-1

Livingston

02/04/06

Dundee United

1-4

Rangers

05/04/06

Hibernian

2-1

Kilmarnock

05/04/06

Celtic

1-0

Hearts

1

Celtic

32

26

4

2

84

30

82

2

Hearts

32

18

8

6

60

27

62

3

Rangers

32

17

8

7

58

34

59

4

Hibernian

32

16

4

12

56

44

52

5

Kilmarnock

32

14

9

9

58

52

51

6

Aberdeen

32

11

12

9

38

36

45

7

Motherwell

32

12

8

12

50

54

44

8

Inverness

32

10

13

9

44

36

43

9

Dundee United

32

7

11

14

39

57

32

10

Dunfermline

32

5

8

19

26

59

23

11

Falkirk

32

5

7

20

30

61

22

12

Livingston

32

2

6

24

18

71

12

08/04/06

Aberdeen

-

Hibernian

08/04/06

Falkirk

-

Dundee United

08/04/06

Hearts

-

Dunfermline

08/04/06

Livingston

-

Inverness

08/04/06

Rangers

-

Motherwell

09/04/06

Kilmarnock

-

Celtic

















[1] Bu paragraftaki bazı bilgiler için Alex O Henley’in www.uefa.com sitesindeki yazısından istifade edilmiştir.