İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

4.06.2006

Tanju Çolak: Bir Sevgi Olayı

Bir ülkeyi ya da o ülkenin insanlarının düşünüş şeklini anlatmak çok zor bir iştir aslında. Koca bir kitap, uzun bir film yetmeyebilir çoğu zaman. Bazen de bütün bir tarz-ı hayat bir kişinin bünyesinde cisimleşiverir ve bunu anlatmak için başka şey düşünmeye gerek kalmaz; her kimse o kişiye bakmak yeterli olur. İşte 80’lerin sonunu 90’ların başını yaşayan Türkiye için bu anoloji objesi Altın Ayakkabı sahibi Tanju Çolak’ın ta kendisidir.


O zamanlar Tanju’dan bahseden her cümle içinde beleşçi kelimesini kullanmamak yasaktı. Beleşçiydi Tanju; ceza alanı içinde topun gideceği noktaya çöreklenir, çerçeveden başka bir hedefi olmayan ayak içini hazırda tutar ve zamanı geldiğinde cezayı keserdi. Biz de severdik beleşi ancak hepimiz iş bitirme konusunda Kral kadar mahir olmadığımızdan bazılarımız yolunu buldu, bazılarımız yolda kaldı.


O günlerde sorulsa belki herkesin hayali Galatasaray’da top oynamak, üstü açık kırmızı BMW sahibi olmak ve Hülya Avşar’la beraber olabilmekti ama bunlara ulaşabilen sadece O’ydu. İnsan hayalleri kadardır derler belki de bu yüzden fazlasını hiç denemedi, Monoco’da taç giymeye gittiğinde bir “thank you” diyememesi bundandı; O daha fazlasını istememişti. Kendisinin dışında orada bulunan iki futbolcunun da yabancı dil konuşabilmesi Tanju için sorun değildi, ne de olsa “onların ana dili zaten yabancı dil”di. Aynı yıllarda ihracat yapabilmek için bir karşı tarafa ihtiyaç duymayan insanların ülkesinde bundan doğal bir şey olamazdı.


Bir insan için en büyük şanslardan biri doğru zamanda doğmaktır. Kral beleşçi olduğu kadar şanslıydı da. “Tanju Çolak” olabilmek için başkanla karşılıklı rakı içebilmek gerekirdi ve o zamanlar bu mümkündü. Şimdi bir başkanın mesela Aziz Yıldırım’ın bir futbolcusuyla karşılıklı kadeh tokuşturduğunu hayal edebilir misiniz? “Tanju Çolak” olabilmek için futbolcu kaçırmak diye bir müessesenin olması gerekirdi, futbolcu transferinde en sık kullanılan yolun “onunla ilgilenmiyoruz” dedikten üç gün sonra bombanın patlatıldığı sonradan da kimsenin “hayırdır, ilgilenmiyordunuz n’oldu” demediği günümüzde bu tür polisiye maceralara yer var mı?


Bugün’ün Türkiye’si biraz Hakan Şükür biraz Fatih Terim biraz Sergen Yalçın biraz şu biraz bu olabilir ama o günün Türkiye’si Tanju’dur işte. Kazanılan onca paraya rağmen kaçak Mercedes işine girişilir. Halbuki yola çıkarken hayalimiz BMW değil midir? Şampiyonluğa oynayan diğer takımda “hatırını kıramayacağınız bir arkadaşınız olmadığı için” diğer takımdaki arkadaşınız “fazla zorlama” dediğinde zorlamayız hiç birimiz. Ta ki o takımdaki başka bir arkadaşımız attığı golden sonra bir kolunu L yapıp diğeriyle dirseğini tutana kadar. O zaman sinirlenir biz de golümüzü “çakarız”. Sırası gelmişken söyleyelim, bu kadar yıl geçmesine rağmen Tanju hala gol atmaz, O hep “çakar”.


Fakat yıllar geçer ve doğru zaman, doğru yer kavramları hep görecelidir. Geçen yıllar sonucu oluşan tabloda gelen toplar Kral’ın istediği gibi değildir. Bu yüzden lokantacılık, otelcilik, bilgisayar yazılımcılığı, biodizel gibi işlere girer ama bir türlü voleyi vuramaz. Zaten bu tip işlerden ziyade teknik adamlık, yorumculuk gibi işler yapması beklenmez mi? Lakin Tanju’ya göre adamlığı ve karizmasından dolayı teknik adamlık görevleri kendisine verilmemektedir zira Türkiye’de insanlar “yönetecekleri tipte” insanlar aramaktadır ve Tanju Çolak onlardan biri değildir. Yorumculuk kariyeri ise konuşabilme kabiliyeti yer tutma ya da son vuruş becerisi kadar üst seviye olmasa da incilerle doludur. “İnanmıyorum, inanmak istemiyorum Ercan”ı kim unutabilir? Bu işte tutunamamasını ise Kanal D’ye “aldırdığı” Can Tanrıyar ve Şansal Büyüka’nın vefasızlığıyla açıklamaktadır. Bu kez oyunu bozan dobralığıdır.


Tanju geçen hafta bir kez daha gündemdeydi. Birkaç gazeteye röportaj verdi, Sinan Çetin’le Fenomen programına katıldı. Konuşmalarında yine aynı sitemkârlık vardı. Bütün röportajlarda konu “yani sen yalakalık (tabiri aynen kullanıyorum) yapmadığın için mi görev vermiyorlar”a geliyor, Altın Ayakkabı da her zaman olduğu gibi gelen ortayı boş kaleye yuvarlıyordu: Galiba öyle!

Bir Zaman Hatası

2001 yılının yaz ayları Beşiktaş için hızlı geçti (o yıldan beri her yazın en hızlısı Beşiktaş zaten). Alınan onca oyuncudan ikisi Samsunspor’dan geldi. Bunların çekik gözlü olanı hakkında daha çok konuşuldu, bir kere söylenenlere göre aslında Galatasaray almıştı onu ama kulüpte Ümit Karan’ın sözleşmesini görüp, ona daha fazla para verildiğini anlayınca işi bozmuştu. Bir de daha yakışıklıydı, Tarkan’ın Kuzu Kuzu zamanının saçları, tarz sahibi olduğunu belli eden kıyafetleriyle medya ilgisine namzetti. Diğeri daha bir efendiydi sanki, beyaz gömleğiyle sözleşmesini imzalamış, büyük bir camiaya gelmenin verdiği mutluluktan bahsetmişti. Onlarla ilgili net bir fikir yoktu taraftarın kafasında, biri golcüydü biri de hücuma dönük orta saha oyuncusuydu, büyüklere karşı gol atmışlardı ve zaten bu olmasaydı diğer takımlara karşı ağızlarıyla kuş tutmuş olmaları yeterli olmayabilirdi.

O sene takım fena gitmedi. İlhan Mansız sevgisi yazın oynanan dünya kupasıyla beraber amansız bir histeriye dönüştü. Arka planda kalan Tümer Metin ise harika bir sezon geçirmişti oysa; takımın orta sahasının kelime anlamıyla beyni olmuştu. Pek çok maçı attığı ya da attırdığı gollerle kurtarmıştı. Ama Beşiktaş’taki kaderi üç aşağı beş yukarı belli olmuştu, tüm yeteneğine, takım için yaptıklarına rağmen ikinci planda kalmak onun makus talihiydi.

Bir sonraki sezon kulübün 100. senesiydi ve bu Türkiye için de bir ilkti. Yönetim iyi çalışmıştı, Ronaldo’nun yanına Zago eklenmiş, kale Cordoba’ya emanet edilmiş, takımın başına da verimlilik dehası Lucescu getirilmişti. Ama daha önemli bir ekleme vardı, ailenin şımarık ama en sevilen, umursamaz ama en yetenekli evladı çıktığı tatilden geri dönmüştü; Sergen Yalçın yine İnönü ahalisinin huzurlarındaydı. Bir süre Ahmet Dursun’a emanet edilmiş olan kraliyet pelerini -10 numarası- kendisine iade edildi.

O sezon her Beşiktaşlı için inanılmazdı. Küllenen sevgiler alevlendi, olmayan sevgiler doğdu. Takım ligde ilerlerken Avrupa Kupasının televizyon demek olduğu aylarda İnönü misafir kabul etti. Gündemde hep İlhan, Sergen, Nouma vardı ama en az bu üçü kadar verimli ve kesinkes daha istikrarlı oynayan Tümer’di. Şampiyonluğu getiren golü Galatasaray’a atmak da –Tümer’in pasıyla- Sergen’e kısmet oldu. İlk defa canlı yayınlanan şampiyonluk kutlamalarında da kamera İlhan ve Nina’nın üzerindeydi.

Sonraki sezonlar yüzüncü yılımızın prenslerinin birer birer kurbağaya dönüşmesine sahne oldu. Önce sezonu bitiremeden Fransız kartal tecrit edildi yuvadan. Sonra Tümer’in en yakın arkadaşı, Beşiktaş tarihinin en medyatik oyuncusu İlhan Mansız en büyük piyasasına, Japonya’ya gönderildi. Ve son olarak bugünlerde Sergen takımdan ayrıldı, Tigana kendisini takımda görmek istemediğinden.

Ve Tümer de ayrılacak takımdan belki ama onun kararını beklediği otorite ne yönetim ne de hoca, o yasama erkinden bekliyor Beşiktaş’taki istikbalini belirleyecek kararı. Giderse Beşiktaş taraftarı tarihinin en büyük vefasızlıklarından birini yapmış olacak ve vefasızlık bu taraftarın özelliklerinden biri değildir asla. Beşiktaş maçlarında tribünde olduğum zamanlarda çok az şey yumruk şova Tümer’in 6. ya da 7. sırada çağrılması kadar acıtmıştır içimi. O bunu hak etmedi.

Peki neydi bu gönül ilişkisi açısından eksiklik? Mesele biraz Tümer’in yapısından kaynaklanıyor. Kimseye güvenemem ve kimsenin iç dünyasına girmem diyor son röportajında. Dediği de oluyor, girmiyor kapalıdaki adamın iç dünyasına ki o dünyanın içini büyük ölçüde Beşiktaş işgal ediyor. O zaman tribün oyununda bir aksaklık olduğunda diğer yıldızlara tanıdığı krediyi Tümer’e vermiyor. “Canım dün gece Laila’da fazla kalmıştır”, “Kızlar peşini bırakmıyor ki hınzırın”, “Ne oldu bunun at gelmedi mi dün?” gibisinden bıyık altından dile getirilen mazeretler yok Tümer için. Maç sonrası konuşmaları da taraftar popülistliği içermiyor, bu taraftar için ölürüz biteriz edebiyatı yok onun satırlarında. Ama şimdi gitmeye en yakın olduğu şu zamanlarda “İnönü’yü seviyorum, en çok da Beşiktaşlı Tümer olmayı seviyorum” diyor, profesyonel futbolcuyum yollarına sapmadan..Bu yetmez mi?

Ben Tümer’i çok seviyorum ve bu takım için yaptıklarından dolayı minnettarım. Ve kusura bakmasın, kendisi için yazılan bu yazı bile sadece kendisinden ve muhteşem sol ayağından bahsedemedi ama en başta dedik ya Beşiktaş’ta kaderi ilk yılında çizilmişti...

Bu yazıyı Cumartesi günü yazmıştım. Pazar günü Hollanda’ya geldim. Salı günü gazeteleri okurken abiyi yeni formasıyla gördüm. Fenerbahçe’ye hayırlı olsun, çok iyi bir oyuncu kazandılar. Beşiktaş’a da geçmiş olsun, kimseye vefa borcumuz kalmadı. Zaten Vefa sadece bir bozacı adı, öyle değil mi?

Dünya Kupası ve Alman Ekonomisi

Ekonomik Kalkınmayı Başlatmak (Kicking Off Economic Growth)

Büyük spor olaylarının etkilerini değerlendirmek kolay değildir. 2002’deki son Dünya Kupası iki ülkede düzenlendiğinden, tek ülkenin ev sahipliğine dair sonuçlar çıkarmak oldukça zor. Yine de 1998’de Fransa’da düzenlenen Dünya Kupası Almanya için bir gösterge (benchmark) olabilir. Organizasyona ev sahipliği yapmak Fransız ekonomisini global bir düşüşten korumuştu. Hadise özellikle yeni audio/TV ürünlerinde bir tüketim çılgınlığına yol açtı. Benzer bir süreç iki yıl önce Avrupa Şampiyonasını düzenleyen İngiltere’de de yaşanmıştı.

Bir bütün halinde Franız özel tüketimi 1998’in ikinci çeyreğinde %1.5 arttı –tarihindeki en büyük artışlardan biri. Fransa sonuçta Dünya şampiyonu oldu, bu durum Almanya için iyiye işaret. Turnuvadaki zafer kesin olmasa da ekonomik uyarının turnuva sonucuna bağlı olmadığını göstermek yararlı olacaktır.

Fransa’da 1998 hazırlıkları birkaç milyar euroluk altyapı projeleri gerektirdi. Ancak bu projelerin turnuvadan birkaç yıl önce hayata geçirilmesi, zamana yayılmalarına ve ekonomik etkilerinin zorlukla görülebilir olmasına sebep oldu. Buna ek olarak harcamaların Fransa’nın bütçe politikasının sıkılaştırıldığı bir döneme denk gelmesi 1998 turnuvası hazırlıklarında hükümet yatırımlarının zayıf kalmasına yol açtı. Dünya Kupasının turizm gelirlerinde artışa sebep olup olmadığı Fransa’da ciddi bir şekilde tartışıldı. Geriye dönüp bakıldığında böylesi olumlu bir etkiden bahsetmek zor görünüyor.

Turizm ve Enflasyon

Turizm sonuçları aslında bir miktar düşüşe de işaret ediyor. Fransa’nın geleneksel olarak bir turizm merkezi olduğu düşünüldüğünde (turizm bağlantılı harcamalar ülke GSYİH’sının %7’sine denk geliyor) Dünya Kupası bağlantılı turizmin diğer turist akımlarını dışladığı söylenebilir.

Dünya Kupası gibi olaylar geçici fiyat düzeltmelerine de sebep olabilmektedir. Ancak Tüketici Fiyat Endeksinin bu tip etkilere en açık olabilecek bileşenine bakıldığında –otel, restoran ve kafe fiyatları, böyle bir etkiden bahsetmek zor. Bu dönemdeki aylık fiyat artışı Haziran ve Temmuz aylarındaki ortalama aylık artıştan yüksek değildi.

Almanya, Fransa Gibi Olacak Mı?

Genel olarak bakıldığında Fransa örneği Dünya Kupası gibi büyük ölçekli küresel organizasyonların GSYİH üzerinde ölçülebilir etkileri olduğunu göstermektedir. Ne var ki, Fransa deneyiminde elde edilen sonuçları Almanya’ya aynen uyarlamak doğru olmayabilir. 1998’de Fransız ekonomisi güçlü bir durumdayken, Alman ekonomisi özellikle zayıf özel harcamalar sebebiyle kırılgan durumda. Şimdilik Dünya Kupası hazırlıklarının Alman ekonomisinin reel göstergeleri üzerinde olumlu etkileri olduğunu söylemek mümkün değil.Turnuvanın 9 Haziran ve 9 Temmuz arasında yapılacak olması sebebiyle tüketim üzerindeki etkiler temelde ikinci çeyrek rakamlarında görülecektir. Dünya Kupası’nın Alman yurt içi hasılası üzerindeki muhtemel etkilerini değerlendirmek için kullandığımız varsayımlar şunlardır:

Ø Alman takımı en az çeyrek finallere kalacak.

Ø Kabaca 3.5 milyon insan maçları izlemeye gelecek ve bunun 1 milyonu yurt dışından gelecek.

Ø Gecelik konaklamaların sayısı 5 milyon civarında artacak.

Ø Ortalama taraftar günde 150 euro harcayacak.

Ø En çok yarar görecek talep bileşenleri, özel tüketim, yatırım ve ihracat olacak.

Artan Rakamlar

Özel tüketim, 2006 Dünya Kupasından ciddi biçimde yararlanacaktır. Perakende satışları taraftarların harcamaları sayesinde 500 milyon euro civarında artacaktır. Ve harcamaları yapacak olan sadece “gerçek” futbolseverler olmayacaktır. Maçları izlemeye gitmeyenler bile Dünya Kupası ürünleri ve audio/TV ürünleri alacaktır. Buna ilaveten istihdamda da geçici bir artış yaşanacaktır. 60000 civarında yeni iş –özellikle hizmetler sektöründe- oluşması beklenmektedir. Aslına bakılırsa, bu işlerin üçte biri Dünya Kupasından sonra da devam edecektir. Bu kalıcı işlerin çoğu güvenlik, yiyecek-içecek (catering) ve restoran sektörlerinde olacaktır. Bu durumun sonuç olarak harcanabilir geliri ve özel tüketimi arttırması beklenir. Genel olarak bakıldığında büyük çoğunluğu yılın ilk yarısında olmak üzere özel tüketimin 2-3 milyar euro civarında artması muhtemeldir. Bunun önemli bir kısmı tasarruf oranının düşmesine sebep olacaktır. Bunların dışında güvene bağlı olarak dolaylı tüketim etkileri ortaya çıkabilir. Tüketici ikliminde son aylarda görülen iyileşme 2006 Dünya Kupası ev sahipliğiyle iyice artabilir. Alman takımının turnuvada varsayılandan daha başarılı olması (Fransa’da olduğu gibi) tüketici güveninin iyice artmasına sebep olacaktır. Aynı şekilde başarısız bir Alman takımı özel tüketimin düşmesine yol açacaktır.

İthalat ve İhracat

Genel olarak bakıldığında Dünya Kupası Alman Yurt İçi Hasılasına kabaca 5 milyar euroluk bir katkı yapacaktır. Bu ülkenin büyümesine 0.25 puanlık bir artışa denktir. Son bir not olarak yabancı futbol taraftarları tarafından yapılacak tüketim ve gecelik konaklamaların özel tüketim olarak değil ihracat olarak sınıflandırılacağı belirtilmelidir- bu tip harcamalar istatistiksel sebeplerle hizmet ihracatı olarak nitelendirilmektedir.

Mal ve diğer hizmet ihracatları Alman toplam ihracatını 2 milyar euro kadar arttıracaktır. Turizm, Almanya için Fransa için olduğundan daha az önemli olduğundan sıradan turistlerin futbol turistleri tarafından dışlanması Almanya’da daha az telaffuz edilecektir. İhracatla birlikte ithalat da artacaktır. Sonuçta Dünya Kupası malzemelerinin çoğu ithal edilmektedir. Bu yüzden, net ihracatın büyümesi biraz daha küçük olacaktır. Toplamda, Almanya’nın net ihracatında futbol kaynaklı artış %0.1 düzeyinde olacaktır.

Kupanın Afrikalıları

Dünya Kupasındaki 32 takım arasına Afrika kıtasının beş takımı bulunuyor. Bu beş takım Fildişi, Tunus, Angola, Togo ve Gana. Afrika kıtasından Nijerya, Kamerun, G. Afrika, Fas, Mısır gibi takımların Dünya kupasına gelmelerine alışmıştık ne var ki Almanya’ya Angola, Togo, Fildişi ve Gana gibi alışık olmadığımız takımlar katılıyor. Bu takımların her birinden uzun uzadıya bahsetmenin zor olduğu malum. Bu nedenle bu beş takıma bir arada bakmaya çalışacağım.

Fildişi Sahilleri:

Tarihinde ilk kez dünya kupasına katılacak olan Fildişi Afrika’nın Dünya Kupasındaki en güçlü takımı olarak görünüyor. Futbolunun zirvesine ulaşmış olan Fildişinde Drogba, Dindane, Kalou gibi önemli oyuncular yer alıyor. Her dünya kupasında özellikle de Afrika takımların sürprizlerine alışmış olan futbolseverler için bu seferki sürpriz adayı Fildişi. Ancak yer aldıkları grup bir hayli zor. Yine de Senegal’in Fransa’yı alt etmesi gibi Fildişi de Hollanda, Arjantin ve Sırbistan gibi takımların arasından sıyrılıp sürpriz yapabilir.

Takımın kalesini 34 yaşındaki Jean-Jacques Tizie koruyor. Afrika’dan kaleci ne kadar çıkar diyerek O’nun da çok iyi bir kaleci olduğu kanısında değilim. Tunus’un ve Afrika’nın önemli takımlarından Esparance’de forma giyiyor. Afrika Uluslar Kupasını izleyenler Tizie’nin yüzünü hatırlayacaklardır. Takımın diğer kalecileri Fransa’da Montepiller’de oynayan Gerard Gnanhouan ve Belçika’da Beveren forması giyen Barry Boubacar.

Fildişi savunması birçok tanıdık oyuncudan oluşuyor. Arsenal’de harika bir sezon geçiren 25 yaşındaki Kolo Toure, Yine Arsenal’de bu sezon çok büyük bir çıkış yapan ve Dünya üzerindeki önemli sağbekler arasına giren 23 yaşındaki Emmanuel Eboue, Fransa’da Creteil’de oynayan 35 yaşındaki tecrübeli oyuncu Cyrille Domoroud, Troyes’de oynayan Blaise Kouassi, Strasbourg’lu Arthur Boka, Messina’da oynayan 23 yaşındaki Marc Zoro ve Marsilya’da oynayan Abdoulaye Meita’dan oluşan savunmaya sahipler.

Fildişi orta sahasında ise çok popüler oyuncular olmasa da oynadıkları takımlarda iyi performans ortaya koyan oyuncular mevcut. Lille’de oynayan Keita, Saint-Ettiene’li Zokora, İsviçre’de oynayan takımın 10 numarası 23 yaşındaki Yapi Yopo, Olympiakos’lu Yaya Toure, Hamburg’lu Demel, Le Mans’da forma giyen Romaric, Axuerre’de oynayan Akale ve Nantes formasını giyen 21 yaşındaki Fae.

Fildişi’nin forvet hattı ise önemli oyunculardan oluşuyor. Chelsea’nin yıldızlarından Didier Drogba takımın kuşkusuz en önemli oyuncusu. Bir diğer önemli oyuncuları da PSG’de oynayan 27 yaşındaki Kalou. Lens forması giyen eski Anderlecht’li Aruna Dindane Fildişi’nin önemli hücum oyuncularından biri. Nice’de forma giyen Bakary Kone ve Fildişi’nin bu turnuvadaki yıldız adayı olacak olan PSV’li Aruna Kone.

Oyuncularının hemen hemen hepsi Fransa takımlarında forma giyiyor olması Fildişi takımı için dikkat çekici bir durum. Bu nedenle oyuncular Dünya futboluna uzak olmayan, tecrübeli isimler. Grubun zor olması Fildişi’nin ikinci tur hayallerini zorlaştırsa da insanlar için sürpriz beklentisi devam ediyor. Fildişi takımı hücumda önemli silahlara sahip olmasına rağmen orta sahada zorlanabilirler. Savunmalarında da oldukça iyi oyuncular bulunuyor. Fransız Henri Michel Fildişi’nin teknik direktörlüğünü yapıyor. Fildişi Sahilleri Tunus ya da Togo’nun yer aldığı gruplarda yer almış olsaydı sanırım ilk ikiye girmesine kesin gözüyle bile bakabilirdik. Mutlaka izlenmesi gereken oyunculara sahip bir takım.

Gana:

Özellikle gençler şampiyonalarında gösterdikleri başarıları Dünya Kupası elemelerinde gösteremeyen Gana sonunda şeytanın bacağını kırdı ve 2006 Almanya’da yer alamaya hak kazandı. Appiah’lı, Essien’li Gana’nın grubu da turnuvanın ilgi çekici gruplarından biri. İtalya, Çek. Cumh. ve ABD ile aynı grupta yer alıyor olmaları onların da ikinci tur şansını zorlaştırıyor.

Gana kalesini İsrail’de futbol hayatını sürdüren Adjei, Ankaraspor’lu Kingston ve Owu koruyor. Bu kalecilerden hangisinin forma giyeceği de belli olmuyor açıkçası.

Gana savunmasının en önemli ismi hiç kuşkusuz Samuel Kuffour. 30 yaşındaki Roma’lı oyuncunun yanı sıra, Wolfsburg’lu Sarphei, Rennes’li 24 yaşındaki Mensah, İsrail’de oynayan Pappoe ve Pantsil, Danimarka’da oynayan Ahmed ve futbol hayatlarına Gana’da devam eden Shilia, Mohamed ve Quaye.

Gana’nın belki de en güçlü yeri orta sahası. Fenerbahçe’li Appiah’ın ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu biliyoruz zaten. Chelsea’li Essien Appiah ile birlikte orta sahanın en önemli oyuncuları. PSV’de oynayan Eric Addo, Mainz’de oynayan Otto Addo ve Udinese’li Muntari diğer önemli orta saha oyuncuları. AIK Solna’da oynayan Derek Boateng de dikkat çekici bir isim. Dramani Gana orta sahasının diğer ismi.

Gana forvetinin en önemli isimleri Dortmund’lu Matthew Amaoah ve 20 yaşındaki Modena’da oynayan turnuvanın yıldız adaylarından Gyan Asamoah. Genç oyuncu 10 kez milli olup 7 gol attı şu ana kadar. Pimpong ve Tachie-Mensah diğer forvet oyuncuları.

Özellikle iyi orta saha oyuncularına sahip olan Gana iki genç forveti Amoah ve Asamoah ile etkili olabilir. Gana pek de tanınmamış savunmacılardan oluşmasına rağmen iyi savunma yapan bir takım. Genelde 4-4-2 oynayan takımın teknik direktörü Ratomir Dujkovic.

Takımın muhtemel on biri ise; Sammy Adjei, John Mensah, Sammy Kuffour, Emmanuel Pappoe, John Pantsil, Stephen Appiah, Michael Essien, Sulley Muntari, Otto Addo, Asamoah Gyan, Matthew Amoah olarak söylenebilir.

Abedi Pele ile duymuştum sanırım Gana’nın adını ilk kez bundan onbeş yıl evvel. Daha sonraları Yaw Preko ve Samuel Johnson gibi oyuncuları Türkiye’de boy göstermişlerdi. Türk futbolseverlerin pek de yabancı olmadığı bir ülkedir o yüzden Gana. Bu Gana’ya duyulan sempatiyi elbette artırıyor. Gana gerçekten üst düzey iyi oyunculara sahip bir takım. İzlemekten keyif alacağımız takımların başında geliyor Gana.

Tunus:

Roger Lemerre’in çalıştırdığı Tunus son üç dünya kupasına da katıldı. İstedikleri başarıları hiçbir zaman yakalayamamış olan Tunus takımı H grubunda İspanya, Ukrayna ve Suudi Arabistan ile karşılaşacak. Grubun çok zor olmadığını düşünürsek bir sürpriz yapıp ikinci bitirme şansları var.

Tunus kalesinde Boumnijel var. Diğer kaleciler ise Nefzi ve Kasroqui. Üç kaleci de Tunus liginde oynuyor.

Savunmada en tanınmış isimleri Trabelsi. Diğer savunmacıları ise Fransa’da oynayan Haggui, Jemali ve Yahia. Lecce’de oynayan Saidi, Samsunsporlu Ayari ve Bolton’da oynayan Jaidi. Tunus takımının orta sahasında en önemli isim 10 numarayı da sırtına geçirmiş olan Konyaspor’lu Kais. Birmingham City’de oynayan Nafti, Erciyesspor’da oynayan Bouazizi, Nürnberg’li Chedli ve Mnari ile Rangers’da oynayan Namouchi. Orta saha oyuncularının tamamını Avrupa’da oynuyor olması önemli bir avantaj olabilir.

Tunus forvetinde yer alan Toulouse’da oynayan Brezilya asıllı Santos takımın da en önemli oyuncusu kuşkusuz. Brezilyalı oyuncu 2003’de Tunus vatandaşlığına geçip Milli takımda da oynamaya başlamış. Socheux’den Toulouse 3 milyon euro bedelle transfer olan Santos Tunus takımında dikkat edilecek oyuncuların en önünde geliyor. Tunus’un beklentileri tamamen onun üzerinde olacak. Gaziantepspor’dan da hatırlayacağımız Troyes’da oynayan Jaziri diğer önemli isim. Rosenborg’lu Essediri, Lens’da oynayan Jomaa ve kendi ülkesinde oynayan Chickhaqui diğer forvetler.

Tunus için sürpriz ancak ikinci tur olur kanısındayım. Daha önce belirttiğim gibi Ukrayna’dan sıyrılıp ikinci bitirme ihtimalleri de göz ardı edilmemeli. Tunus takımı diğer Afrika takımlarına oranla daha tecrübeli bir takım. Diğer Afrika takımlarına oranla da iyi kura çektiklerini söyleyebiliriz.

Togo:

Batı Afrika’nın bir başka takımı da Togo. Dünya kupasına gelmesi de sürpriz sayılabilecek olan Togo’nun kuşkusuz en önemli oyuncusu Arsenal’li Emmanuel Adebayor. Zayıf sayılabilecek bir grupta yer alıyorlar. Fransa, İsviçre ve Güney Kore’nin yanından sıyrılarak ilk ikiye girmeye çalışacaklar.

Togo kalesinde Metz’de oynayan Agassa ile Obilale ve Tchagnirou yer alıyor. Doğal olarak isimlerini ilk kez duyduğumuz bu kaleciler nasıldır onu da bilmiyoruz açıkçası.

Togo savunması Kıbrıs’da oynayan Abalo, Avusturya’da oynayan Akoto, İspanya’da Ciudad’da oynayan Assemoassa, Belçika’da oynayan Nibombe, İtalya’da Benevento’da oynayan 28 yaşında 90 kez milli olmuş olan Tchangai, Daha önce hiç milli olmamış olan 21 yaşındaki Hamburg’lu Guede ve Leverkusen altyapısından 18 yaşındaki Assimiou Toure.

Togo orta sahası ise şu isimlerden oluşuyor. Metz’de oynayan takımın 10 numarası Cherif Toure Mamam, İsviçre’de Young Boys’da oynayan Aziawonou, Valenciennes’de oynayan Dossevi, yine Fransa’da futbol hayatını sürdüren Erassa ve Romou ile Beveren’de oynayan Agboh.

Forvetin en önemli ismi hiç kuşkusuz takımı Dünya Kupasına da çıkaran Emmanuel Adebayor. Arsenal’de oynayan 22 yaşındaki genç oyuncu önemli bir yetenek. 28 Milli karşılaşmada 12 gol atmayı başarmış. Fransa’da Brest’de oynayan Salifou, Guingamp’da forma giyen 75 kez milli olup 51 gol atan Mohamed Kader’de önemli bir oyuncu. İsviçre’de oynayan Senaya, Katar’da oynayan Olufade, Fransa’da oynayan Forson ve Brest forması giyen Malm diğer forvet oyuncular.

Togo tarihinde ilk kez Dünya Kupası oynuyor. Nasıl bir takım Dünya üzerinde bunu bilen çok da fazla insan yok. Sarı-Yeşil formalarıyla renk katacaklar kuşkusuz Dünya Kupasına. Fransa, İsviçre ve Güney Kore yanında ilk ikiye girmeleri elbette sürpriz olacak. Tabi onların da amacı bunu gerçekleştirmek. Fildişi takımı gibi Togo takımı oyuncularının da neredeyse tamamına yakını Fransız kulüplerinde oynuyor. Togo’nun teknik direktörlüğünü Alman Otto Phister yapıyor. Togo da diğer takımlar gibi 4-4-2 oynamayı tercih eden bir takım. Senegal’i saf dışı bırakarak buraya gelen Togo’nun sürpriz yapmasını da beklemek çok güç gibi.

Angola:

Afrika’nın diğer takımı güneyden. Kuzeyden Tunus, Batıdan ise Togo, Gana ve Fildişi yer alırken Güneyi Angola temsil edecek. Angola deyince insanların aklına özellikle de basketbolseverlerin aklına bir futbol takımından evvel basketbol takımı gelecektir. Basketbol Dünya Şampiyonlarında alışık olduğumuz Angola bu kez futbolun Dünya Kupasında. Angola eskiden Portekiz sömürgesi olan bir ülkeydi. Futbolcularının isimlerinden de Latin dünyasının izlerini anlamak mümkün zaten. Angola’nın 1975’de bağımsızlığını kazandığını not düşelim. Bayraklarındaki kırmızı-siyah parça üzerindeki sarı orak-çekiç ve yıldız da nasıl bir devlet olduklarını anlatıyor sanırım. Angola’nın Dünya Kupasına gelmesi de başlı başına bir olay. Nijerya ile aynı grupta yer almış ve Nijerya ile birlikte 21 puan toplayıp averajla Dünya Kupasına kalmayı başarmıştı. Sanırım hepimiz Angola yerine Nijerya’yı burada görmek isterdik. Meksika, İran ve Portekiz ile aynı grupta yer alan Angola’nın sürpriz yapacağını da beklemek hayalcilik olacak. Herhalde Angola’nın gruptan çıkması demek at yarışlarında 100 lira ganyanlı bir atın gelip o gün altının devretmesi gibi bir şey olacak. Angola’nın oyuncularına bir göz atalım.

Angola kalecileri;36 yaşında Joao Ricardo’nun kulübü bile yok ilginç bir durum. Diğer kaleciler Lama ve Mario ülkelerinde oynuyorlar.

Angola savunmacıları, Ülkesinde oynayan Jamba, Lembo Lembo, Loco ve Delgado ile. İngiltere’de Hull City’de oynayan Rui Marques ile Portekiz’de futbol hayatlarını devam ettiren Kali, Marcos ve Abreu.

Angola orta sahasında ise Portekiz’de oynayan Figueiredo, Mateus, Mendonca, Edson, Angola’da oynayan Miloy ve Ze Kalanga ile Kuveyt’de oynayan Andre.

Angola forvetinde en önemli isim Mantorras. Benfica’da oynayan Mantorras kuşkusuz takımın en önemli kozu. Mısır’da Al-Ahly’de oynayan Flavio, Ülkesinde oynayan Love ve Fransa’da oynayan Buengo diğer forvetleri. Ayrıca 75 milli maçta 35 gol atmış olan takımın 10 numarası ve kulüpsüz Akva, Mantorras ile birlikte önemli bir başka isim.

Angola takımının kadrosuna da baktığımız zaman Togo da dahil olmak üzere diğer Afrika takımlarından çok gerilerde olduğunu görmekteyiz. Bu takımın grupta averaj takımı olmasını engellemek pek de mümkün değil. Portekiz ile aynı grupta yer almaları da ilginç. Angola’nın oyuncuları gibi teknik direktörü de çok zayıf bir isim. Luis Oliviera Gonçalves’in herhangi önemli bir deneyimi yok.

Afrika’dan Dünya Kupasına yükselen beş takıma biraz olsun bakmaya çalıştık. Takımlar hakkındaki bilgilerimiz ve görgülerimiz oldukça kısıtlı. Belki bu beş takımdan toplam izlediğimiz oyuncu sayısı bile yirmiyi bulmaz. Gana ve Fildişi diğerlerine oranla hem oyuncu kalitesi açısından hem de takım olarak çok daha iyiler. Ancak bu iki takımın da diğerlerine oranla şansız oldukları bir durum var. O da çektikleri kuralar. Dünya Kupasının en zor iki grubunda bu iki takım yer alıyor. Afrika ile özdeşleşmiş bir durumda sanırım o ülke hangi ülkenin sömürgesi olmuşsa hala onun etkisinde. Çoğu Fransız sömürgesi olan bu takımların oyuncuların çoğu Fransa’da oynuyor. İkinci tura Afrika’dan bir takım çıkarsa bu Tunus olabilir diye düşünüyorum. Tunus Togo ve Angola’ya oranla daha iyi bir takım ve diğer dördünden de tecrübeli. Grubu ise müsait bir grup. İspanya’yı ayrı bir kenara koyarsak. Ukrayna ve S. Arabistan ile başa çıkabilirler. Tabi bu Ukrayna’yı hafife almak olmamalı. Ukrayna elbette daha güçlü ve iyi bir takım ama diğer Afrika takımlarının gruplarındaki bazı takımlara kıyasla daha zayıf sayılabilir. Futbolseverler Fildişi ve Gana’ya daha fazla özen göstereceklerdir kuşkusuz. Ben de öyle yapacağım. Gönül isterdi ki Gana ve Fildişi biraz daha zayıf gruplarda yer almış olsalardı. Senegal’in, Nijerya’nın, Kamerun’un yaptıklarını bu ikisinden de bekleyebiliriz(Belki de Togo’dan da).

31.05.2006

Sıraları Gelmedi Mi Artık?

Ne kadar çok hayranı vardır kim bilir Arjantin’in. Mavi-Beyaz formalarını dünya üzerinde zevkle giyen kim bilir ne çok insan vardır. Neden bu kadar sevilir bu ülkenin takımı acaba? Ülkemizde de en çok sempati beslenen takımdır belki de Arjantin. Maradona, Kempes gibi isimler midir acaba bu sempatinin nedeni. Bu soruların cevapları nedir yada verdiğim cevaplar mıdır aranan cevaplar bilmiyorum ama Arjantin Kupaların en çok sevilen takımlarından biri olmaya devam edecek.

Arjantin 2006 Dünya Kupasının önemli favorileri arasında. Ezeli rakipleri Brezilya’dan hep birkaç adım geri kalmış olmanın verdiği bir hüzün vardır üzerilerinde. Bu Dünya Kupasında da insanların gözünde Brezilya kadar şanslı değiller elbette. Özellikle son dünya kupasında gruptan çıkamamış olmaları onları da geriye iten faktörlerden biri.

13 kez katıldığı dünya kupalarında 1978 ve 1986 Dünya kupalarında şampiyonluğa ulaştı Arjantin. 1930 ve 1990 da ise finalde kaybettiler kupayı. İtalya 90 finalinde, penaltı atışları sonucu Almanya’ya kaybettikleri maçı bir çoğumuz hatırlıyoruzdur. Maradona ile özdeşleşmiş olan bir takım Arjantin. Bunun gölgesinden kurtulamamış olmaları, onları hala Maradona veliahtını aramalarına neden oluyor. Ortega, Aimar, Riquelme derken şimdi de Messi’nin onun veliahtı olduğu düşüncesi tüm dünyada ve Arjantin’de hakim. Bu kez doğruyu bulmuş gibi görünüyorlar.

Arjantin özellikle son zamanlarda gençler bazında çok başarılı sonuçlara imza atıyor. Oyuncu potansiyelleri her zaman iyi oldu. Bu dünya kupasında da kadroda önemli oyuncular var. Bielsa’nın görevden ayrılmasıyla takımın başına getirilen Jose Pekerman’ın Arjantin’e gençler bazında getirdiği kupalar mevcut. Pekerman’ın belirlediği kadroda Veron, Zanetti gibi tecrübeli isimler ile önemli bir yıldız olması beklenen 17 yaşındaki Aguero yer almıyor. Arjantin’in kadrosuna biraz göz atalım.

Arjantin Milli takımının kalesini 34 yaşındaki Boca’lı kaleci Roberto Abbondanzieri koruyor. 21 kez milli olan kaleci Dünya kupasında da takımın bir numaralı kalecisi olacak. Atletico Madrid’li Leo Franco oldukça iyi bir kaleci. Belki de kaleyi Abbondanzieri’ den alabilir. 20 yaşındaki İndependiete’li Ustari üçüncü kaleci ancak Arjantin kalesini uzun yıllar koruyacak bir kaleci olması bekleniyor.

Arjantin savunmasının en önemli ismi hiç kuşkusuz 33 yaşındaki Valencia’lı Roberto Ayala. Mevkisinin dünyadaki en iyilerinden olan Ayala’nın yanında oynayacak isimlerde İtalya, İspanya ve İngiltere’de oynayan önemli oyuncular. Man. Utd. ’lı Heinze, Deportivo’lu Coloccini, Roma’lı Cufre, İnter’li Burdisso ve Zaragoza’lı Milito. Arjantin Milli takımının kaptanlığını da yapan Juan Pablo Sorin ve Lionel Scaloni savunmanın diğer isimleri. Arjantin savunmasının oldukça kaliteli ve tecrübeli oyunculardan oluştuğunu söyleyebiliriz.

Arjantin takımının orta sahasının en önemli ismi özellikle birkaç sezondur iyi işler çıkaran Juan Roman Riquelme olacak. 28 yaşındaki Villarreal’li oyuncu takımın oyun kuruculuğunu üstlenecek. Porto’lu 25 yaşındaki Luis Gonzalez son zamanlarda önemli bir performans ortaya koyan bir isim. Pablo Aimar, Esteban Cambiasso, Atletico’lu Maxi Rodriguez ve Corinthians’lı Javier Mascherano orta sahadaki diğer isimler. Arjantin takımının orta sahasında da çok önemli oyuncular var ne var ki bir çok rakibine oranla daha zayıf kaldıklarını düşünebiliriz. Özellikle Riquelme ve Aimar’ın istikrarsız oyuncular olması, onların kötü bir turnuva geçirmeleri durumunda takımın orta sahasının hücuma hiç bir şey verememesine neden olabilir. Maxi Arjantin takımında orta sahadan hücuma en önemli katkıyı yapacak oyuncu olacaktır düşüncesindeyim.

Arjantin forveti de dillere destan bir hücum hattı olmasa da çok önemli yıldızları bulunduruyor. Hernan Crespo, Carlos Tevez, Javier Saviola, Julio Cruz ve Lionel Messi. Bu oyuncular isim olarak dünya üzerinde önemli yerlere sahip forvetler. Özellikle Messi’den insanların beklentisi son derece yüksek. O’nun de bu beklentileri boşa çıkarmak niyetinde olmadığı kanaatindeyim. Forvetin en önemli ismi olan Crespo’nun bu yılı Chelsea’de pek de iyi geçirmemiş olması onlar için önemli bir handikap olabilir. Boca’lı Rodrigo Palacio kadrodaki diğer forvet.

Arjantin takımının dünya kupasındaki şansını değerlendirecek olursak çok zor bir grupta mücadele edecek olmaları ilk elenen büyük takım olmalarına neden olabilir. Elbette bu gruptaki en güçlü takım Arjantin ama Hollanda, Sırbistan ve Fildişi ile aynı grupta yer almak oldukça keyifsiz bir durum. Genel hatlarıyla Arjantin kadrosunun her zamanki gibi çok iyi olduğunu söyleyebiliriz ama kupadaki en iyi kadro asla diyemeyiz. Forvet ve savunmaya oranla orta sahada daha fazla sıkıntı çekmeleri olası görünüyor. Arjantin’in kupadaki şansını belirleyecek en önemli oyuncu kanımca Riquelme. Eğer yukarıda da bahsettiğim gibi Villarreal’li oyuncu kötü bir turnuva geçirirse Arjantin’in işi oldukça zorlaşacak. Crespo da yine önemli bir yer işgal edecek başarının gelip gelmemesinde. Messi’den ise oldukça umutluyum. Çünkü zaman hep Messi’nin kendini ilerlettiğini bize gösterdi. Takıma çok fazla katkı sağlayacaktır diye düşünüyorum. Arjantin kalesi de diğer bir çok rakibine oranla daha endişe verici bir kale. Bu üç kaleci de örneğin İspanya kalesiyle kıyas götürecek bir kale değil. Kalede de sıkıntı yaşayabilirler diye düşünüyorum.

En son İtalya 90 finalini oynayan Arjantin’den beklentiler artık çok fazla. Son kupada ilk turda elenen bir takım olarak Arjantin, Almanya’da mutlaka en üstlere çıkmak zorunda olacak. Arjantin için kupayı kazanacak demek çok zor görünüyor ama işler bakarsınızı istedikleri gibi gider ve kupayı alırlar. Messi, Riquelme, Crespo ve diğerleri neden harikalar yaratmasınlar. Bizim beklentimiz bu sıcak futbol takımının erken elenmemesi ve onları daha fazla izleyebilmek.