İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

28.06.2006

Afrikalılar Ne Yaptı?

Afrikalılar ne yaptı? Afrikalılar ellerinden geleni yaptılar. Peki niye başarılı olamadılar? Fildişi Sahili haricindeki tek başarısızlık nedeni:hücumdaki beceriksizlik. Fildişi Sahili ise Afrika’nın kupadaki en iyisiydi belki ama onlarında fikstürleri zordu. Beni en büyük hayal kırıklığına uğratan iki takım vardı: Tunus, Togo. Özellikle Tunus, Suudiler ile bile berabere kalarak herkesi olduğu kadar beni de şaşırttı, Togo’nun ise iç karışıklıkları, para yüzünden futbolcuların milli değerlerini hiçe saymaları, yani paragöz olmaları gerçekten Afrika adına utanç vericiydi, bana kalırsa Afrika’nın yüz karasıydı onlar

Şimdi alfabetik sıraya göre Dünya Kupası’na katılan beş Afrika takımını değerlendirelim;

1)Angola:

Bir kere çoğu sporsever Dünya Kupası’nda onların yerine Nijerya’nın bulunmasını, ve onların bu kupayı hak etmediklerini, kimseye zevk vermeyeceklerini düşünüyordu. Belki kırmızı-sarı-siyah renkli formaları olmasına karşın kimseye zevk vermediler ama, buraya gelirken gruplarında Nijerya’da vardı, ve onlar içerde 1-0 yendiler, dışarıda da 1-1 berabere kaldılar Nijerya’yla. Zaten Portekiz’i zorlamaları, Meksika ile 0-0 berabere kalmaları, ve İran’ı 1-0 yenerken yine berabere kalmaları onların Dünya Kupası’na katılmayı hak ettiklerin gösteren ayrıntılardı bizlere. Son maçta gruptan çıkma şansları bile vardı, ama İran’ı yenemediler ve Portekiz’de zaten Meksika’ya gerekli farkı atamamıştı. Grupta 2 puan toplamalarını karşın, birçok kişinin takdirini kazandılar, ellerinden geleni yaptılar her Afrika takımı gibi hücumda beceriksizlerdi ve defansları kuvvetliydi. Sonuçta ilk turda elendiler ama bu basketbol ülkesinin futbolda da en azından puanlar alması beni mutlu etti…

2)Fildişi Sahili:

Afrika’nın en iyisi bu kupada yok ama(Mısır), onlar bu kupada ki Afrikalıların en iyileri, ama bu şanssız kura çekimi sonrası onları 2.turda izleyemeden veda ettiler. Onların diğer Afrika takımları gibi hücumda beceriksizlikleri yok nitekim forvet hattında Didier Drogba, Arouna Dindane ve Kone var. Onlar 3 maçta da ilk yarıda defans hatalarından yediler golleri, Hollanda’dan ve Arjantin’den daha iyi oynadılar,ama yenemediler. Hollanda’nın ikinci golü yüzde yüz ofsayttı, grup birincisi olma şansları bile çok yüksekti ama maalesef olmadı, belki futbol oynamak istemeyen Togo’yla değiştirselerdi gruplarını belki daha çok izlerdik “Filler”i, ama hiçbiri olmadı, bu kadar zevk veren bir takımı daha yitirdik ilk turda, ama onlar kendine yakışanı yaptı, terinin son damlalarına kadar mücadele ettiler, Drogbasız Fildişi de güçlü bir takımdı, Sırbistan&Karadağ ile oynadıkları prestij maçında bile yürekleriyle çıktılar sahaya, kaleci Barry son dakikalarda kullanılan penaltıya bakamayacak kadar heyecanlıydı. Ve daha da oynamak istiyorlardı, ama onlar sadece 3 puan alarak, gruplarını 3. bitirdiler ve ilk turda veda ettiler. Yine de bu Afrika temsilcisi, oynadığı oyunla, verdiği zevkle büyük bir takdiri hak ediyor.

3)Gana:

Onlar da çok iyi takımdılar, onlarda ellerinden geleni yaptılar ve onlar gruptan çıktılar, onlar bu turnuvada Afrika’nın yüz akıydılar, tıpkı geçen sene ki Senegal, Fransa’da ki Nijerya gibi… İlk maçlarını İtalya ile yaptılar birçok gol pozisyonu buldular ama hücumda çok beceriksizlerdi, neredeyse sadece Appiah ve Essien’in ayağına bakıyorlardı, Pirlo’nun attığı golden sonra daha da saldırdılar ama bir savunma ekolü olan İtalya’ya gol atamadılar ve son dakikada Samuel Kuffour gibi tecrübeli bir ismin yaptığı hata sonucu 2. golü yediler, açıkça söyleyebilirim ki o golü yediklerinden sonra bende onlarla beraber ağladım, ama maalesef ağlamakla değişmiyor bir şey… Onlar ilk maçtan ders aldılar ve diğer maçlara öyle konsantre çıktılar ki, Çek Cumhuriyeti’ni 2-0, Birleşik Devletler’i de 2-1 yenip gruptan çıktılar. 2.Turda rakipleri Brezilya idi ve en önemli oyuncuları Essien yoktu. Yine de onlar Brezilya’ya kök söktürdüler ve defans hataları yüzünden elendiler, Brezilya hiçbir şey yapmadan 3 gol attı, Gana ise ne yaptıysa olmadı ve elendiler. Ama bu sene de Afrika’ya heyecan yaşattılar en büyük alkış onlara…

4)Togo:

Onlara söylenenler Angola’ya söylenenlerden farksızdı, herkes bu kupayı hak etmediklerini zevk veremeyeceklerini düşünüyordu. Evet Togo, Angola’nın yaptıklarını yapamadı ve puan alamadan evine döndü. El-Hadji Diouf, Dünya Kupası’na “yanlış takımların” gittiğini söylediğinde bu sözleri “ kedi ve uzanamadığı ciğer” çerçevesinde yorumlanmıştı. Ama Afrika Kupası’nda Togo’nun performansını gördükten sonra adamın haklı olabileceğini düşünmeye başlamıştık. Ama onlar Senegal’i evlerinde 3-1 yenerek geldiler buraya, tek önemli oyuncuları Emmanuel Adebayor ve o da diğer bütün Togolular gibi para peşinde…Milliyet Taktik gazetesinde yazılan bir paragraf var;”Yıllık geliri 300 dolar olan ortalama bir Togolu, onları seyretmek için sınırlı elektrik yüzünden karanlıkta kalmayı göze alırken, Togolu futbolcular ne yaptı? Para yüzünden küçük çocuklar gibi kendilerini odaya kilitlemeyi tercih ettiler ve kriz üstüne kriz çıkardılar.” Güney Kore’ ye 2-1, İsviçre’ye 2-0 ve Fransa’ya da 2-0 yenilerek elendiler, kimse de daha fazlasını beklemiyordu zaten…

5)Tunus:

Afrika’nın bir diğer hayal kırıklığı… Tamam İspanya’yı yenmeleri beklenmiyordu ama Suudiler’i yenip, Ukrayna ile berabere kalsalar gruptan çıkabilirlerdi, onlarsa ne Suudiler’i yenebildiler ne de 70.dakikada yedikleri penaltı golü sonucunda Ukrayna’yla berabere kalabildiler, önemli oyuncuları Dos Santos turnuva boyunca sakattı ve onun eksikliğini çok çektiler.

Bol Gollü Dünya Kupası dileklerimle…

27.06.2006

Şişman Adam ve Süperstar

Her Dünya Kupasının favorisi Brezilya, Almanya’ya da mağrur bir şekilde geldi. Olağan şüpheli olmaları durumunun dışında geçen yaz oynanan Konfederasyon Kupasını rahat bir şekilde kazanmış olmaları onları ayrıca korkutucu yapmıştı. Şu ana kadar oynadıkları iki maç pek bir şey sunmasa da hala favori onlar. Benim içinse Brezilya ezelden beri pek bir şey ifade etmez yine de etmiyor. Beni yazmaya iten bu takımın iki oyuncusuna yapılan muamele. Oyuncuların asıl isimleri de aynı aslında ama birinin tevellüdü diğerinden önce olduğu için sonraki “küçük” anlamına gelen bir ekle anılıyor. Ama bu iki adaştan biri özellikle genç futbolseverler tarafından ilah muamelesi görürken diğeri tüm geçmişine karşın “patates” olarak adlandırılıyor. Futbolda ve hayatın pek çok alanında kişisel tarihin pek anlam ifade etmemesini kabul etmesem de anlayabilirim ama bana göre Ronaldo’ya yapılan şey şahsi bir saldırı olmanın ötesinde futbola haksızlıktır. Futbol anılarla güzel bir oyuncak hepimiz için ve zihinlerimizdeki pek çok kayıtlı anı borçlu olduğumuz birini aşağılamak modern zamanların tipik bir tezahürü olsa da bir an için durup düşünmemiz gerekmez mi?



İfratla tefrit arasındaki salınımda ters köşede de Ronaldinho oturuyor. Her şeyiyle bugünün ürünü o. Yalnızca sonuca ulaşmakla kalmıyor bunu olabilecek (aslında o yapmasa olabileceğini sanmadığımız) yollarla yapıyor bunu. Ama sizi de yormuyor mu son zamanlarda içine girdiği mutlak süsleme çabası? Belki de tüm dünyanın onu bıraktığı mecburiyet hissi içinde hiçbir topu iki çalım atmadan bırakmak istememesi takımındaki diğer yıldızlara –ki o kadro şüphesiz Küçük Ronaldo’suz da şampiyonluğun en büyük favorilerinden biri olurdu- haksızlık değil mi? Brezilya maçlarında oyun iki şekilde oynanıyor. Ya Ronaldinho topu alıyor ve biz onu izliyoruz. İki ya da üç kişilik rakipler karşısında topu kaptırmama mücadelesini ve eğer spektaküler bir pas imkanı varsa topu rakipten aşırtmasını. Böyle dakikalarda sahada aynı formayı giyenlerin Kaka, Adriano, Robinho ya da patates olmaları hiç önemli değil. Bir ihtimal daha var, Avustralya maçının sonlarında olduğu gibi, o zaman Brezilya kolektif olarak akıcı bir futbol oynamaya başlıyor ama bu kez maestro aktif dinlenme moduna geçmiş oluyor. Oyun hangi şekilde oynanırsa oynansın bir şey değişmiyor, taraftar oyundan çıkarken Il fenomeno ıslıklanıyor tıpkı hangi dakikada ya da hangi pozisyonda –gerekli olsun olmasın- Ronaldinho’nun attığı bacak arasının alkışlandığı gibi.



İsimleri aynı dişleri benzer bu iki topçunun bir başka ortak özellikleri Barça oldu. Şimdilerde şişman olanı orada harika bir performans gösterdikten sonra nedendir bilinmez bir futbol sanatçısının asla gitmemesi gereken yere İtalya’ya gitti. Nice Van Bastenleri elimizden alan kasaplar birliği cömertliğini Ronaldo’dan esirgemedi. İlk maçından –ki Bologna’ya karşıydı- sonra bir defans oyuncusunun göğsünü gere gere yaptığı ‘Ona İtalya’da futbolun nasıl oynandığını gösterdim’ ve kastettiği kasıtlı tekmelerden ibaretti, açıklaması sonraki yıllar hakkında fikir vericiydi. Yine de orada da çok gol attı ‘patates’. Daha sonra düşmana sığındı ama kendi tabiriyle Barnabeu’da hiç evinde hissetmedi. Ve şimdilerde hikaye bildiğimiz noktaya geldi..



Küçük olan için büyük Ronaldo’nun hikayesinde ders alınacak çok şey var. Bir kere Barca’nın kıymetini bilmeli. Devletsiz bir milletin silahsız ordusu olan o takım tarihi boyunca yıldız oyuncuların kıymetini bilmede bütün rakiplerinden öndedir. Bir de Ronaldinho Beckham’a dua etmeli belki de. Laporta’ya seçim kazandıran taahhüt Beckham Madrid’i daha uygun bir Pazar olarak görmeseydi Paris’ten Barcelona’ya üstelik takımında hocasıyla arası çok da hoş olmayan başka bir adamı getirir miydi tartışılır. Biliyorum teyzemin de bıyığı olsaydı dayım olurdu ama hatırlamanızı isterim; şimdilerde Ronaldinho’nun alamat-i farikası olan bilekten topu ters yöne aktarma hareketi var ya, o hareketi patates İtalya’da, şov olsun diye de değil, tekme yemeden adam geçmek için yapardı…

23.06.2006

Şampiyonluk Yolunda Büyükler

Biz erkeklerin ve karşı cinsimizin bazı bölümünün bayramı olan ve bir ay süren Dünya Kupası bayramımız tüm hızıyla devam ediyor. Bir ay boyunca futbola doyacağız ve büyük ihtimalle birkaç hafta futbol izlemek istemeyeceğiz. Bu Dünya Kupası uzaktan atılan gollere duyduğumuz hasreti fazlasıyla dindirdi. Gruplarda kimin çıkacağı hemen hemen belirlendi diyebiliriz. Şampiyonlukta da kimin iddialı kimin fos çıktığı düşüncelerimiz iyice yerleşti. Şimdi gelelim büyük balıkları değerlendirmeye.

Almanya

Gruptaki sıralarıyla olmasa da futbolları beni çok şaşırttı. Benim beklediğimin kat kat üstünde performans sergiliyorlar. Ama bu performansı dikkate almamakta kararlıyım. Çünkü grupta Ekvador dışında zor bir takımla oynamadılar Ekvador’ un hocası da zaten takımının yarısını dinlerdirdi. Zor bir takım karşısında ne yapacakları hala meçhul. İkinci turda gelecek İsveç maçında çok zorlanacaklarını düşünüyorum. Ama ev sahibi avantajını iyi kullanıp biraz da hakemlerin iteklemesiyle çeyrek final yapabilirler. Ondan sonrası gelecek rakibin insafına kalmış.

İngiltere

Kupanın başında yazdığım hayal kırıklıkları yazısında Owen’ ın hayal kırıklığı olacağını yazmıştım. 3 maçta da 90 dakika oynamaması ve 0 golle kupayı tamamlaması bu düşüncemi haklı çıkardı. İlk 2 maçta İngiltere iyi işler göstermedi ama ben bunu bekliyordum. Çünkü oynadıkları ilk iki takımın doktrini tam anlamıyla savunmaydı. Ama İsveç gibi hücumu da düşünen takımlar karşısında daha efektif olduklarını gösterdiler. Brezilya ile herhangi bir turda karşılaşmazlarsa iyi işler yapabilirler.

Hollanda

Bu kupada onlardan çok şey bekliyordum. Ama şu ana kadar beni tatmin edemediler. Sadece Robben’ in ayağına bakıyorlar. İkinci turda Portekiz ile eşleşirlerse Van Basten’ in takımı güzel ülkelerine first class uçak biletleriyle geri döner.

Arjantin

Gençleştirilmiş kadrolarıyla bana çok zevk verdiler. Gençlik ateşiyle oynuyorlar ve bu da göze çok hoş geliyor. Yıldız adayları Tevez ve Messi kendilerini çok güzel şekilde lanse ediyorlar. Messi böyle devam ederse kontratı Ronaldinho’ nun seviyesine gelebilir. Bu takımın finale kadar yolu var.

Portekiz

İlk iki maçta bir yarıyı sıkıntılı bir yarıyı rahat oynadılar. Ama güzel formalarıyla güzel ayakkabılarıyla ve tribündeki güzel taraftarlarıyla onların finale kadar gelmelerini istiyorum. Gün geçtikçe form tutuyorlar. Ama Hollanda ile eşleşirlerse Hollanda için söylediklerimi bu İberia yarım adası takımı için de geçerli.

İtalya

Gök mavililer ilk maçta beni çok umutlandırdı ama ikinci maçta takım oyunu bırakıp kendilerine çalıştılar. De Rossi gibi disiplinsiz futbolcuları hemen takımlarından uzaklaştırmalılar 9 kişilik ABD’ ye bile bu kadar zorlanıyorlarsa üst turlarda 10 kişi kaldıkları anda ülkelerine geri dönerler.

Brezilya

Maçlarda dakikalar geçtikçe formlarını ikiye katlıyorlar ama hala eksikleri var. En büyük eksikleri normal bir ön libero bir de devşirme ön libero oynatlamaları nedeniyle top çalamamaları. Ben diğer yorumcular gibi çok hücumcu oynadıkları için zorlanıyorlar demeyeceğim. Onların ilacı sadece Ze Roberto yerine natural bir ön libero koymak. Böylece daha çok top kazanacaklar ve büyülü ayaklar daha çok şov yapacak. Hala şampiyonluğun en büyük adayı onlar.

Fransa

Büyükler arasında en çok hayal kırıklığı olan bu takım. Hala üst tura çıkamama ihtimalleri var. Henry’ i hiç oynatamıyorlar. Henry biraz kullanırlarsa rahatlayacaklardır. Ribery konusunda ise tecrübe kazanması gereken bir oyuncuyu direk oynatmaları yanlış yedek gelirse çok yararlı olur.

İspanya

Genç kadroları ve yaşadıkları coğrafya nedeniyle ateşli bir futbol oynuyorlar hırlandıkları zaman gözleri hiçbir şeyi görmüyor. Hırsları nerede biterse orada eleneceklerdir. Hırsları ne zaman biter derseniz ne zaman yaşlı oyuncular ilk on bire girerse o zaman.

Herkese bol gollü Dünya Kupası dilerim…

Grup Maçlarının Ardından Akıllarda Kalanlar

Arjantin:

2003-04’te Premier Lig’i yenilgisiz bitiren Arsenal ve 2005-06’da hem La Liga’yı hem Şampiyonlar Ligi’ni kazanan Barcelona’dan sonra bu kadar heyecan veren, estetik oynayan bir takım görmedim, diyebilirim. 3 grup maçında 9 gol atmak büyük olay. Son maçlarında Hollanda ile golsüz berabere kalmaları ise kendi adlarına şanssızlıktı; zira maçın genelinde Arjantin’in net gol pozisyonları daha fazlaydı.


Başarılarının sırrı, teknik direktör Pekerman’ın yıllardır U18, U20, U21 şampiyonalarında birlikte oyayan sağlam birkaç jenerasyonu yine beraber oynatması. Kaliteli ithal içkilerin üzerinde yazan “finest blend” olayı gibi bir şey... Son 2 Dünya Kupası’nda izlediğimiz, sıkıcı, durağan Arjantin gitmiş, yerine çok koşan, rakibin yarı sahasında pres yapan ve süper takım oyunu oynayan bir Arjantin gelmiş. Avrupa’da oynayan oyuncuların disiplini ve fiziksel oyunu, aslında hepsinin içinde bulunan “Arjantin dokunuşu” ile harmanlanmış. “Yaratıcı 10 numara/forvet pres yapmaz” önyargısı, Saviola, Tevez, Messi gibi oyuncuların topa aç köpek gibi saldırmasıyla yıkıladursun, Mascherano ve Cambiasso’nun fiziksel eforuyla destekli Riquelme, çok koşmadan, pres yapmadan bütün takımı çok iyi yönlendiriyor, adeta bir gard gibi oyun kuruyor. Crespo ise gerçek bir gol makinası.


Tribünde Maradona da olunca Arjantin, kupanın kaçınılmaz bir şekilde favorilerinden oluyor. Ancak eksikleri yok mu? Tabii ki de var. Kaleci Abondanzieri’nin henüz bir vukuatını görmesek de Arjantin medyası tarafından çok eleştirilen bir isim olduğu biliniyor. Nitekim Ayala, Cufre, Sorin ve Coloccini’den oluşan defansın (ve hatta tüm takımın) hava hakimiyeti de sorgulanabilir. Bütün bunlar, başlı başına, kupayı kaybetmeleri için çok büyük mazeretler.

Obez Ronaldo ve Brezilya:

Kupa maçlarını sadece yakışıklı erkek futbolcuları kesmek için izleyen birkaç kız arkadaşın dediğine göre Brezilya, “olduğu gibi yaşlı ve göbekli adamlardan” kurulu. Aslında haksız da sayılmazlar: Roberto Carlos, Cafu, Emerson ve Ronaldo gerçekten yaşlı ve göbekliler. Adriano, Ronaldinho gibi oyuncular ise yaşlı olmamalarına rağmen yine toplu ve göbekliler! Kızlar bir tek Kaka’yı beğenmişler. Eee sonuçat adam Milano’da yaşıyor ve Armani’nin modeli. Gerçekten de Brezilya, kadronun yaşı ve fiziksel durumu itibariyle Arjantin kadar dinamik bir oyun sergileyemiyor. Kaldı ki, takımın fiks bir oyun planı yok gibi: biraz fazla “freestyle” oynuyorlar ve takımın asıl amacı maç kazanmaktan çok “Ronaldo’ya gol attırmaya” kaymış sanki.


Brezilyanın şampiyonluk yolundaki avantajlarını saymaya gerek yok, saymakla da bitmez zaten. Tecrübe desen tecrübe, teknik desen teknik, kadrodaki bol alternatif, kısacası her şeyleri var. Eksiklerine gelirsek... 1 numaralı eksikleri Ronaldo. Sanmayın ki Ronaldo aşırı şişman, artık koşamıyor diye kendisini eksik sayıyorum. O da Sergen gibi biraz. Ronaldo her şekil gol atar, o resmen futbol oynamak için yaratılmış. Tek eksiği üzerindeki gerginlik. Japonya’ya attığı 2 gol ve egale ettiği Pele ve Gerd Müller rekorlarından sonra daha da rahatlayacaksa Brezilya adına sorun yok. Ancak bu takımın Ronaldo’nun değil, Ronaldinho’nun takımı olması gerektiği de artık apaçık ortada. Üstelik bence Parreira’nın kesinlikle ama kesinlikle Emerson’la Gilberto Silva’yı orta sahanın göbeğinde yan yana oynatması gerek. Böylece takımın tek yumuşak karnı olan savunmaya da pratik bir çözüm bulmuş olur.

Joe Cole:

Ben hayatımda böyle güzel gol görmedim. İnanılmaz... Gerçi turnuva’da Lahm, Frings ve Juninho’dan da benzer efsane goller izledik. İngiliz kaleci Paul Robinson bu tür golleri, Adidas’ın Dünya Kupası için geliştirdiği yeni topa bağlıyor. Artık İngiltere de bu turnuva için bir favori olmaktan çıktı. Rooney’nin ardından Owen’ın da sakatlanması (5 ay futbol oynayamayacak), forvet hattını henüz resmi maç oynamamış Walcott ile bitiricilik özelliği sıfıra yakın olan Crouch’a bıraktı. Ekvador’u geçmeleri bile başarı sayılır, ondan sonrasını bilemem.

La Volpe ve çirkef Meksikalılar:

Meksika’nın teknik direktörü, uzun dönemdir eksikliğini hissettiğimiz “karizmatik menajer” boşluğunu dolduracak gibi. Sert bakışları, tarz kravatı ve sigarasıyla Fatih Terim, Mourinho ve Marlboro Man’i kombine eden La Volpe’ye umarız FIFA saha kenarında sigara içiyor diye yüklü bir para cezası vermez.


Meksika’ya da bir paragraf açmak lazım. Ben hayatımda bu kadar sahtekar bir takım daha görmedim. Kardeşim 11 kişi de mi kendini yere atar, ya da hakeme çaktırmadan elle oynamaya çalışır? Gerçi Türk insanı gözünü kör eden Barça sevgisi yüzünden sürekli Marquez’in yaptığı futbol dışı çirkeflikleri atlar, ancak bu kupada gördük ki bu çirkeflikler Meksikalı futbolcuların ortak karakteristiklerindenmiş. Portekiz maçında resmen tüm Meksikalı futbolcullara illet oldum. Burası Orta Amerika değil tabii, hakemler yutmaz, Dünya Kupası’na hoş geldiniz!

Ekvador:

Grup sonuncusu olacakları iddia edilirken, sessiz sedasız ikinci tura çıktılar. Güney Amerika elemeleri boyunca evlerinde maç kaybetmemelerini herkes rakımın fazlalığına vuruyordu. Gerçekten de rakiplerini kondisyonlarıyla boğup kupaya katılmaya hak kazandılar. Hazırlık maçları sırasında Polonya’ya birkaç kez yenilmeleri ve sonradan tek resmi maçta Polonya’yı yenmeleri ironikti. Fiziksel gücü sağlam bir teknikle kombine etmeleri büyük avantaj. İngiltere’yi zorlarlarsa şaşırmam.

Sancho & Dwight Yorke:

Her Dünya Kupası’nın maskot oyuncuları olur. Mesela Ümit Davala da 2002’nin maskotlarındandı. Ben, bu kupada oyumu Tirinidad&Tobago’lu Sancho’ya veriyorum. Gerek Don Kişot’un eşeğinin ismini taşıması, gerek Jamaika esintili saçlarıyla sempatik Karayipli gönüllerimizi fethetti. İsveç’le oynadıkları maçta dünyanın sayılı forvetlerinden olan, kendisinden 3 baş uzun İbrahimoviç’e kafa topu aldırmamasıyla da iyi bir oyuncu olduğunu kanıtladı. Paraguay maçında kendi kalesine attığı gol ise sanırım üzülmesine ve ülkesine geri döndüğünde efkardan bir iki tane "Karayip usulü" sarmasına neden olacak.


Bir başka Tirinidad&Tobago’lu Yorke ise gerçek bir futbol efsanesi aslında. Çoğunu Aston Villa ve Manchester United’da geçirdiği ve bunların arasına top model Jordan’la bir ilişki (artı bir de bebek) sıkıştırmayı başarmış olan skorer oyuncu, İngiltere yıllarından sonra Avustralya Sydney’de futbol oynamaktaydı. Taa ki milli takım teknik direktörü Leo Beenhakker kendisini çağırana kadar. Ancak Avustralya Güney Yarımküredeydi ve oyuncu kış boyunca tatilde olacaktı. İşte Vefa’nın sadece bir bozacı adı olmadığını kanıtlarcasına Sir Alex Ferguson araya girdi ve kulübe yıllarca emek vermiş Yorke’u, Dünya Kupası’na kadar kulüpte idman yapması için Manchester’a davet etti.


Yorke, kupada gerçekten çok onurlu ve iyi bir oyun ortaya koydu. Takımda önlibero eksiği olduğundan ve kendisi takımın en tecrübeli ve oyunu en iyi bilen ismi olduğundan, aslen forvet olmasına rağmen ön liberoda oynadı. Tirinidad & Tobago elenmiş olsa da kendisi tarih kitaplarına geçmiş oldu.

15.06.2006

İlk Maçların Ardından

Merakla beklediğimiz Dünya Kupası nihayet başladı ve gruplarda ilk maçlar tamamlandı. Oynanan karşılaşmalarda futbol kalitesinin çok yüksek olduğunu söylemek güç.Her maçı izleme şansım maalesef olamadığı için izleyebildiğim maçlara değinmek istiyorum.Grup grup göz atmakta fayda var.

A Grubunda Cuma günü oynanan karşılaşmalardan ev sahibi Almanya’nın Kostarika ile oynadığı karşılaşmayı izleme fırsatı buldum. Düne kadar kupadaki en heyecan verici maç bu maçtı desek yalan olmaz sanırım. Maçı 4-2 kazanan Almanya’yı beklediğimden daha iyi bulduğumu söylemek istiyorum. Buna rağmen savunmadaki hataları ve zayıf rakipleri karşısında maçı son ana kadar koparamamış olmaları, daha sonra izlediğimiz bazı takımlara oranla çok da iyi olmadıkları düşüncesinin bende oluşmasına neden oldu. Bu gruptan birinci çıkmaları çok normal artık özellikle Polonya ve Ekvador’un da fazlaca iyi takım olmamalarından ötürü. Bu gruptaki diğer maçı izlemedim. Bu nedenle söyleyecek çok sözüm yok bu maçla ilgili. Polonya bu maçı kaybetmiş olsa bile Almanya karşısında yapabileceği bir sürprizle gruptan çıkabilir. Ekvador’un da Kostarika karşısında ne yapacağının tam olarak kestirilememesi bu gruptaki ikincilik mücadelesini heyecan verici hala getiriyor. Ekvador’un Polonya karşısında kazanması Onları tura yaklaştırıyor elbette.

B Grubunda cumartesi oynanan karşılaşmaların ikisini de izleme şansım oldu. İngiltere ve Paraguay takımlarının ikisi de hayal kırıklığı yarattılar. Paraguay’ın beklenmedik derece de kötü başladığı maçta, daha sonra toparlamış olmasına rağmen-özellikle ikinci devrede-tahmin edildiğinden daha kötü olması dikkat çekiciydi. İngiltere için forveti ve kalecisi dışında çok iyi bir takım olduğu düşüncesindeyim. Paraguay maçında erken gol bulmuş olmalarına rağmen maçın kalan bölümlerinde hiç de etkili olamadılar.Özellikle ikinci yarıdaki İngiliz takımının geleceğini iyi görmek çok zor.Paraguay’ı yenmiş olmaları,İsveç’in de Trinidad-Tobago’ya puan vermiş olması bundan sonrası için İngilizleri çok rahatlatacak ve gruptan birinci olarak çıkacaklar muhtemelen.İkinci turu da geçmeleri çok zor olmayacak gibi.Bunun nedeni de A grubundan gelecek grup ikincisinin iyi bir takım olmayacak olması.İsveç kupanın şu ana kadar ilk ve tek sürprizi yapan takım oldu.Trinidad on kişi kalmasına rağmen çok iyi bir mücadele sergilediği maçta güçlü rakibinden puan almayı başardı.İsveç gol noktalarına kadar bir çok kez gelmesine rağmen aradığı golü bir türlü bulamadı.Zlatan’ın kötü futbolu ve Alback’ın son derece beceriksiz olması bunun en önemli nedeni.Larsson’da beklenen oyununu sergileyemedi.İsveç’in bu ekstra puan kaybı onları çok zor durumda bıraktı açıkçası.Artık Paraguay’ı kesinlikle yenmeleri gerekecek.O maçın da şimdiden keyifli geçeceğini tahmin etmek zor değil.

C Grubu yani ölüm grubu dedikleri grubun ilk maçı Cumartesi gecesi oynandı. Fildişi iyi de oynamasına rağmen yediği basit gollerle Arjantin’e 2-1 kaybetti. Böyle adaletsiz bir grubun oluşması çok keyif kaçırıcı. Bu gruptaki dört takımı da gönül ikinci turda görmek isterdi. Fildişi savunmada ve kalede iyi olmadığı bu maçta klasik Afrika takımlarının sahaya yansıttığı mücadele gücüyle Arjantin’den daha iyiydi. Tecrübe farkı skoru belirledi diyelim biz buna. Arjantin kazandı ama pek ışık yakmadı. Bu haliyle bu takımın kupaya uzanması kolay olmayacak. İkinci tur şansları bence çok arttı. Bu grupta maç kazanmış olmak önemli bir avantaj. Yine de kimin kimi yeneceği belli olmayan bu grupta kimin ikinci turda olacağını tahmin etmek hala zor. Hollanda ise Sırbistan-Karadağ karşısında Robben’in golü ve güzel futboluyla kazandı. Tüm yük bu takımda Robben üstünde gibi. O’nu durdurmayı başarabilen takım Hollanda’yı da durdurmuş olacak. Sırbistan bunu yapamadıysa diğer iki takım yapabilir mi merak konusu. Eboue li Fildişi sağ kanadı mı yoksa Burdisso’lu Arjantin sağ kanadı mı ? Sırbistan-Karadağ iyi savunma yapan bir takım ama hücumda fazla etkili olduklarını söylemek zor. Bu maçı kaybetmiş olmalarına rağmen hem Arjantin’i hem de Fildişi’ni yenebilecek güce sahipler.

D grubu turnuvadaki en zayıf grup belki de. C grubuyla ikinci turda eşleşecek olmaları ölüm grubundan gelen takımların kupadaki en önemli şansları. Meksika son on beş dakikaya kadar berabere götürdüğü maçta İran’ı 3-1 yenerek önemli bir kazanç sağladı. Zaten Portekiz ve Meksika’nın bu grupta ikiye girememeleri anormal bir durum oluşturur. Bu grubu birinci veya ikinci bitirmek ikinci tur için hiç önemli olmayacak. C grubundan hangi takım gelirse gelsin bu iki takım için de çok zor rakipler olacak. Portekiz oynadığı oyunla hayal kırıklığı yaratan bir başka takım oldu. Daha onuncu saniyede gol kaçıran, dördüncü dakikada da öne geçen Portekiz neredeyse Portekizliler dışında herkesin gönülden desteklediği Angola karşısında çok kötü bir oyun sergilediler. Angola için turnuvadaki en kötü takım olacak düşüncesinde olan ben bu takımın Portekiz karşısındaki dirençli futbolunu görünce bu düşüncemi gözden geçirmem gerektiğini bana telkin etti. Özelikle iyi pas yaparak çıkıyor olmaları benim en çok dikkatimi çeken şeydi. Her ne olursa olsun gruptaki ilk iki belli.

E Grubu izlediğim maçlar arasında en heyecan verici olanlarına sahipti. ABD-Çek.Cumh. maçının ilk yarısını izleyememiş de olsam ikinci yarısı keyif vericiydi. Rosicky’nin dünkü performansı kupaya damga vurmaya hazırlandığının işareti gibiydi. Arsenal’in çok olumlu bir transfer yapmış olduğunu tekrar gördük böylece.Çekler iyi futbol oynuyorlar ama ne yapıp edip grubu birinci bitirmeliler. Brezilya ile karşılaşmamak için. Aslında Çekler Brezilya’nın kupadan erken elenmesine yol açacak en önemli aday. İtalya-Gana maçı da son derece güzel oldu. Maçı Gana’nın kazanamasa bile berabere bitirmesi ya da en azından bir gol atabilmesi için maçı izlediğim arkadaşlarımla beraber neredeyse dua ettik ama olmadı. Gana da Fildişi gibi çok iyi mücadele etti ama Onlarda Fildişi kadar beceriksiz ve tecrübesizdi. Özellikle Amaoh ve Asamaoh kötü performanslar ortaya koydular. Tabi bu arada İtalya oldukça iyiydi bu maçta. Zaten klasik İtalya olarak gol yemeleri çok zor maç içinde hücumda da etkili olduklarını söyleyebiliriz. Bu İtalya’nın önü açık olabilir tabi Çekler için söylediklerimiz Onlar içinde geçerli. Birinci bitirmeliler grubu. Yoksa Brezilya karşısında işleri çok da kolay olmayacak. Brezilya, Çek.Cumh. ve İtalya’dan birinin kesinlikle çeyrek final oynamayacak olması kötü. Gana ve ABD bu mağlubiyetlerle şanslarını oldukça azalttılar. Bu gruptan çıkmaları da çok zordu zaten.

F Grubunda izleyemediğim maçta Avustralya, Japonya 1-0’lık

mağlubiyetten son altı dakikada üç gol atarak kurtuldu ve maçı 3-1 kazandı. Bu galibiyet kuşkusuz çok önemli oldu onlar için. Hem moral-motivasyon açısından oynayacakları maçlar adına önemliydi hem de Hırvatistan’ın önünde gruptan çıkmak için. Bu gruptaki diğer karşılaşma ise favori Brezilya’nın Hırvatistan ile oynadığı maç. Brezilya’nın ne kadar güçlü olduğunu, çok önemli yıldızlara sahip olduğunu biliyoruz. Ne var ki Brezilya Hırvatlar karşısında iyi bir oyun ortaya koyamadı. Kupaya hazır olmadıkları ya da grup maçlarına fazla aldırmayacakları hissine kapıldım. Brezilya’nın gerçek futbolunu bu olmadığını biliyoruz ama bu oyun onları ikinci turun ötesine zor geçirir. Ben İtalyanların ya da Çeklerin Brezilya karşısındaki tur şansının, rakipleri kadar olacağına inananlardanım. Özellikle Ronaldo ve Adriano ikilisinin çok hareketsiz olmaları ve bu oyuncuların çok da alternatifli olmaması Brezilya için soru işareti. Mamafih Brezilya çok önemli yıldızlara sahip dün Kaka’nın yaptığını her maç birisi yapabilir.

G Grubu herhalde ilk maçlar sonunda en tatsız maçların oynandığı grup. Güney Kore’nin Togo’yu 2-1 yendiği karşılaşma hakkında ne yazık ki hiçbir bilgim yok bu nedenle bu maç hakkında bir şeyler söylemeyeceğim. Fransa ile İsviçre’nin oynadığı maç kupadaki en kötü maçtı sanırım. Pozisyonun bile neredeyse olmadığı bu maçta Fransız takımı tam kadro isteksizdi diyebiliriz. Bakalım kalan maçlar Fransa’ya ikinci turu getirecek mi?

Bugün H Grubundaki iki maçla ilk maçlar tamamlandı. Her ne hikmetse İspanya-Ukrayna maçı saat 16.00’da oynandı. Böyle olunca da maçı işyerinde internetten izlemeye çalıştım. Özellikle ilk yarısını izledim diyebilirim. İspanya kendisi için gruptaki en zor maçta Ukrayna karşısında zorlanmadı. Bunda maçın daha ilk yirmi dakikasında iki gol bularak maçı erken kopardı. Maçı İspanya’nın kazanmasını bekliyordum öyle de oldu.Bu grupta İspanya’nın üçte üç yapması zaten beklenen bir durum. Diğer maç ise bir nevi Arap derbisiydi. Tunus ile Suudi Arabistan maçı da 2-2 berabere bitti. H grubunda Ukrayna bu iki takımın berabere kalmasıyla ikinci tur şansının devamı yolunda önemli bir kazanç sağladı.

Not: Son olarak bir süredir sitemizde yapılan yılın yazarı anketine gösterilmiş olan ilgiden, dolayısıyla yılın yazarı seçilmemden ötürü tüm okurlarımıza teşekkür etmek istiyorum. Bundan sonra da yeni yazılarla bu sütunlarda olmak dileğiyle.