İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

13.10.2006

Bu Eziyet Reva mı?

Yıllar önce şifreli kanal diye bir şeyin olabilirliğini bile tahayyül etmemiz mümkün değilken Türkiye Liginin öyle ya da böyle büyüklerinin maçları herhangi bir şifre çözücü kutu marifeti olmadan evlerimize gelirdi. Cuma günleri de maç olmadığından iki günde dört maç her hafta beleşe ekrandaydı. Hoş, özel kanallarımız ilk zamanlarda alenen maçın ortasında reklam almak daha sonraları da maç devam ederken santra bölgesine ortalama dört oyuncuyu kaplayacak şekilde tüp reklamı koymak suretiyle bir nevi şifreleme yapıyorlardı ama bir yayının şifreli olup olmadığına karar verilirken kullanılan kriter siyah kutu varlığı olduğu için o dönemi şifresiz sayıyoruz. Velhasıl-ı kelam o zamanlar pek büyüklerimizi gönlümüzce seyrederdik ki gönlümün futboldan geçmesi o zamanlara rastlar. Futbol o kadar pejmurde ve o kadar bedavaydı ki tribünler bomboş olurdu. Kadıköy’deki koltuklar sarı lacivertken Ankara’da koltuk olmayıp gri betonda oturulduğunu hep beraber o boşluklar sayesinde öğrendik; öğrendiğimiz başka bir şey de maç seçmekti. Artık haftada bir maç artı ertesi gün okul olduğundan bir yandan tırnak kesilirken bir yandan kesilen spor stüdyolu zamanların açlığı geride kalmıştı ve ne yazık ki ülkemizin o zamanlar süperliği tescil edilmemiş liginde oynanan futbolu 90*4:360 dakika seyredecek mide herkeste yoktu. Şüphesiz hayatın bir cilvesi olarak kalbimizin şeref tribününe yerleştirip takip etmeyi en kutsal vazife kabul ettiğimiz takımın maçları hafta sonu programımızın mendireğiydi lakin gönülden bağlı olmadığımız ezeli ve ebedi rakiplerimizin maçlarını seyredebilmek için onların da hiç olmazsa gözümüze hitap etmesi gerekiyordu. Çoğu zaman bu olmadı, tutmadığım şanlı büyüklerimizin maçlarını seyredebilmek için bahane bulmakta zorlandım, bir Okocha vardı vaktimi zevkle ayırdığım bir de Kosecki bir heyecan yaratmıştı ama kendisi daha sonra 10 maç kadar gol atmamakta direnince heyecanım yerini meraka bıraktı; bu adam daha kaç maç gol atmayabilirdi ki? Ve hemen söyleyeyim, Beşiktaş maçlarını kaçırmadan seyrettiysem bu Kara Kartallar muhteşem futbol oynadığından değildir; dedik ya bir kez görev belledik görev ne demek bilmediğimiz yıllarda ve öğrendik ki emir demiri keser. Yoksa bilen bilir, Hikmet’li, Erkan’lı, Serdar’lı Beşiktaş kadrolarını her hafta seyretmek çelikten sinir, demirden yürek ister…Ama o zamanların en kötülerinde bile takımımdan sıkıldığımı, bir bahane bulup da maçı seyretmesem dediğimi hatırlamıyorum. Sahadaki takım kötü olsa da duruşumuz yeter gibi gelirdi bana, başkanımız vardı bir kere gurur duyduğumuz ve biz İstanbul’da olmayanlar Çarşı’yla övünürdük, maç ne kadar kötü olsa ne tezahürat var diye televizyona yapıştırırdık kulakları. Pazartesi sabahları sınıfa giriş kaybeden takımın azılı taraftarına kalay zamanıdır ya ülkemizin her yerinde, sanki bana biraz iltimas geçerdi çok büyüklerin diğerlerini tutan arkadaşlarım. Ne de olsa ben Beşiktaş’lıydım, bize kimse özel olarak gıcık olmazdı ki. Oyuncularımız efendi adamlardı, rakibin televizyonda görüp de dudağını ısırdığı futbolcu olmazdı Beşiktaş on birinde, Engin-Recep-Kadir-Gökhan-Ulvi-Metin-Rıza-Mehmet- Feyyaz-Ali artı bir değişkenli bir on birde kime gıcık olacaksınız ki?

Ve şimdi geldiğimiz noktaya bakın. Başka takım taraftarlarına sormaya gerek yok, bu takımda benim tüylerimi diken diken eden oyucular var, hem futbollarıyla hem bitmek bilmez itirazları, profesyonelliğe değil adamlığa yakışmayan tavırları, art niyetleriyle. İçime sindiremediğim oyuncular var, açık adıyla Mert Nobre var bu takımda, bütün bir sene demediğimizi bırakmadığımız, onun yüzünden maça pankartla çıktığımız ve transfer sezonunun başında koşarak aldığımız…Sofya maçında gol atmış Nobre, bana ne kardeşim, ben o maçı izlemek istemiyorum ki onu gördükten sonra.

Yönetimle gönül bağı zaten o “dostça” yemekten sonra kopmuş…Anlamsızca bir büyüklük yarışına girmek istemediğimizi anlamak bu kadar mı zor, “Bir gün herkes Beşiktaşlı olmasın, o şeref bize kalsın” diye yazmak sadece bez israfı mıydı? En çok para harcamanın en başarılı olmak anlamına gelmediğini herkes bilmiyor mu, bu hafta Erdoğan Arıkan, Bilgin Gökberk’i 35. kez Real Madrid örneği verdiği için boşuna mı azarladı?

Bir de korkum var; bu senenin bizim için nadir iyi şeylerinden biri Burak. Ama o da Türkiye’nin Cristiano Ronaldo’su olmaya soyunur gibi, n’olur bunu yapmasa. Ayak hareketleri, çalımları, yan toplardaki hakimiyeti tamam da bu asabilik, kendini atmalar olmasa; onu seven sadece biz olmasak keşke. Böyle bir şey (henüz) olduğundan değil de benimki evham işte…

Önce bu oyunu sevdik ama tuttuğumuz takımla özdeşleştirdik bu oyunu zamanla. Diğer takım taraftarları adına da diğer Beşiktaş taraftarları adına da konuşma hakkını kendimde görmüyorum ama üç senedir Beşiktaş kulübünün bana yaptığı eziyettir ve kimsenin kendisinden çok bir şey beklemeyen, yalnızca eski günleri özleyen birine bunu yapmaya hakkı yoktur. Yoktur yok olmasına da gönül işlerinde hak hukuk işlemez. Yapacak bir şey yok, sefasını sürdük cefasını çekeceğiz lakin biz cezamızı çekerken şahane ligimizin şampiyonu Ege’den çıksa hiç olmazsa ileriye biraz daha umutlu bakacağız…

12.10.2006

Teşekkürler Anderlecht

Geçen yazımda ilk 4 hafta yeni bitmişti ve Anderlecht yenilmez armada görüntüsü çizerek 12 puan toplamıştı. Hatta ben ileri gidip bu ligin şampiyonu şimdiden bellidir bu takımı kimse zorlayamaz dedim. Ancak Anderlecht, performansını tepetaklak duruma getirdi ve 4 haftada sadece 5 puan topladı. Liderliği de Kevin Van Den Bergh’ in sırtladığı Genk’ e kaptırdı. En son haftada kendi evinde Genk’ e 4-1 yenildi. Kevin Van Den Bergh’ in yıldızlaştığı maçta yapılan yorumlara bakılırsa Anderlecht’ li oyuncular sadece sahada gezmişler. Bu 4 haftalık kötü performansın nedeni olarak en çok ilk 4 haftada 6 gol atan Tchite’ nin formsuzluğu ve Anderlecht’ in gol yollarında zorlanması gösteriliyor.

Temsilcimiz Serhat Akın yaşadığı sakatlıklardan sonra sahalara geri döndü ama bu sefer de antrenör engeline takıldı. Ligin ikinci 4 haftalık bölümünde sahalara dönen oyuncu bir kez bile ilk on birde çıkartılmadı ve sadece son 15 dakikalarda oyuna alındı. Sakatlıktan dönen oyuncuların hemen ilk on bire konulmasına karşıyım ama sonradan girdiği iki maçtan sonra da kadroya alınabileceğini düşünüyorum. Ayrıca Şampiyonlar Ligi’ nde yapılan 2 karşılaşmada sahaya adımın bile atmadı. Antrenörle Serhat’ ın arasında bir sorun yaşandığı kulislerde konuşulan en önemli konu. 6 maç içinde Serhat en azından 4 maç sonradan oyuna sokulabilir ritim bulması sağlanabilir ve en azından son iki maçta ilk on birde çıkabilirdi. Serhat’ ın yerine forma giyen Faslı Mbark Boussafa’ nın ortaya koyduğu performans Serhat’ ı aratacak cinsten. Bana kalırsa Serhat ara transferde farklı bir takıma transfer olup maç temposunu yakalamalı. Çünkü Serhat milli takımımızın oynayacağı eleme maçlarında kilit oyuncumuz olabilir. Zaten Fatih Terim İsviçre ile oynadığımız rövanş maçında Serhat’ ı ilk on birde başlatarak onun ne kadar kilit bir oyuncu olduğunu göstermişti.

Bir paragrafta Beşiktaş’ ın UEFA gruplarındaki rakiplerinden biri olan Brugge’ e açmak gerekirse son dönemde performanslarını oldukça yükselttiler. İlk 4 haftada sadece 6 puan toplayabilen Brugge ikinci 4 haftalık bölümde tam 10 puan topladı ve Anderlecht’ in bir puan gerisinde üçüncü sıraya yerleşti. Üç haftadır üst üste galibiyet aldılar. Hırvat milli takımından da tanıdığımız Bosko Balaban bu performansta büyük pay sahibiydi. Bitiriciliği çok yüksek olan yıldız oyuncu Beşiktaş savunmasına zor anlar yaşatabilir. Balaban’ ın dışında çok göze batan oyuncu olmamasına rağmen İbrahim Saluo’ da kumaşı iyi olan bir oyuncu. Ancak Salou’ nun agresif oyunu ve hırçın hareketleri Beşiktaş’ ın işine gelebilir. Çünkü Salou kırmızı kart sayısı çok olan bir oyuncu. Brugge’ ün bu iyi performansına rağmen Beşiktaş’ ın gösterdiği performansa ve oyuncu kadrosuna bakarsak bence Brugge Beşiktaş’ ın başını ağrıtmayacaktır. Ancak Beşiktaş kendi evinde en az puan kaybıyla oynamalıdır.

Geçen sezon yazdığım bütün yazılarda dikkat çeken oyuncular için bir paragraf açıyordum. Bu seneki ilk iki yazımda bu bölümü çıkartmayı düşünüyordum ancak yapılan yorumlar sonrasında çıkartmama kararı aldım. Evet ilk 8 hafta itibari ile Belçika Ligi’ nde en çok dikkat çeken oyuncu Mouscron’ un 28 yaşındaki forveti Bosnalı Adnan Custovic oldu. Kendisi 8 maçta tam 8 gol atarak maç başına bir gol ortalaması tutturdu. İki sezon önce Amiens’ ten transfer edilen Boşnak oyuncu kariyerinin hiçbir döneminde bu kadar yüksek bir yüzdeyle oynamadı. Kariyerinin önceki bölümlerinde 4 maçta 1 gol ortalamasından yukarıya çıkamayan forvet bu sezon ortaya koyduğu performansla üç büyüklerin transfer listesine girmeyi başardı. Otoriteler tarafından bir sonraki sezon üç büyüklerden birinin forvet hattına ismini yazdıracağı yorumları yapılıyor. Boşnak oyuncunun ilerleyen haftalarda nasıl performans göstereceği merak konusu. Bana kalırsa seneye Belçika’ nın en yüksek maliyetli transferleri arasına girecektir.

Bir yazının sonuna daha geldik bol gollü maçlar izlemenizi dilerim.

8.10.2006

Bu Sefer Olacak

Takvimler 1996’nın Haziran ayını gösterdiğinde İskoçya’nın Avrupa Şampiyonaları tarihinde son kez boy gösterdiğini görmekteyiz. İngiltere, İsviçre ve Hollanda ile birlikte yer aldığı grubunda Holanda ile golsüz berabere kalan gaydacılar Mc Alister’in penaltı kaçırdığı 2. maçlarında İngiltere’ye 2-0 yenilmiş son maçlarında ise İsviçre’ye karşı 3-0 lık üstünlük kurmalarına rağmen grubunu Holanda’nın ardından averajla 3. olarak tamamlamış ve elenmekten kurtulamamıştı. İskoçya Holanda ve Belçika’da 2000’de ve 2004’te Portekiz’deki Avrupa Şampiyonalarında eleme gruplarından çıkma başarısını bir türlü gösteremedi. İskoçya’nın Avrupa Şampiyonaları eleme gruplarındaki düşen grafiğin bir yansıması Dünya Kupalarında da kendini gösteriyor ve 1998 Fransa Dünya Kupası’ndan sonraki 2 Dünya Kupasına da katılamıyordu ada temsilcileri. Bir başka deyişle son 4 uluslararası turnuvada İskoçya’nın ismi yoktu ve bu köklü futbol ekolunun dünya futbol sahnesinden silinmek üzere olduğu yorumları yapılmaya başlanmıştı. Bu umutsuz tablo 2008 Avrupa Şampiyonası ele grupları belirlendiğinde de devam edecekti. Zira ilk iki takımın şampiyonaya katılma hakkı elde edeceği B grubunda her ne kadar İskoçya’nın dişine göre rakipler gibi görünen Litvanya, Gürcistan ve Faroe Adalarının yanında maalesef son dünya kupasının finalistleri İtalya ile Fransa ve son yılların flaş takımı Ukrayna bulunuyordu.

İlk maçta Faroe Adaları’nı kebndi evinde 6-0 geçti İskoçya. Faroe Adalarının gücü İskoçya’nın aldığı 6-0 lık galibiyet hakkında iyimser yorum yapmamızı engelliyordu. Ancak devamında gelen deplasmadaki 1-2 lik Litvanya galibiyeti uzun yıllardır İskoçya’nın yabancı olduğu bir durumla karşılaştırıyordu bizi: 2 maçta 6 puan. 3. maç İskoçya’da milli takım stadyumu Hampden Park Stadyumunda oynanacaktı ve rakip son dünya kupası şampiyonu İtalya’yı yenen Fransa idi. İskoçya’nın gerçek gücü ve iddiasının ortaya çıkacağı belirtilen maça Fransa favori olarak çıktı. Fransa atak başladığı maçta yakaladığı fırsatları değerlendiremezken inatçılıkları ile meşhur İskoçların direnci artıyordu. İkinci yarının başında klasik İskoç futbolunun en önemli ögesi olan bir yan top organizasyonu neticesinde golü bulan İskoçlar maçı 1-0 tamamlamayı başararak 3 maçta 9 puana ulaştılar. İlk 2 maç sonunda kafalardaki “acaba”lar “bu sefer bu iş olacak”a dönüştü. Evet bu sefer bu iş olacak. Henüz daha yolun başı olmasına, grubun favorilerinden İtalya ve Ukrayna ile henüz karşılaşmamış olmasına rağmen İskoçya bu sefer en azından ilk iki takım arasına girmeyi başaracak.

2.10.2006

Benzinleri Bitti

Uzun bir aradan sonra bir maç analizi yazısı ile karşınızdayım. Uzun süredir Almanya Ligi köşemizde yazı olmadığını fark etmiş okurlarımız için bir bilgiyi de vermek isterim. Kısa bir zamanda Almanya Ligi’ nin yeni yazarı da bizlerle beraber olacak. Şimdiden ona başarılar diliyorum.

Evet cumartesi günü yataktan kalktığımda televizyonlarımızda iki tane maç gözüme çarptı. Liverpool- Bolton maçı ve Wolfsburg- Bayern Münih maçlarıydı bunlar. Uzun süredir Almanya köşesinde yazı olmadığı için Bayern maçını yazmaya karar verdim. İki maçın favorisinin de ortak noktası hafta içi zorlu Şampiyonlar Ligi maçları oynamalaraydı. Sonuç ne oldu derseniz ikisi de maçlarını tempo yapamadıkları için kaybettiler. İki takımda hemen hemen hafta içi oynadıkları 11’ leriyle maça çıktılar, kadrolarında bir oyuncudan fazla rotasyon olmadığı için yorgun izlenimi verdiler. Tempo bulamadıkları içinde karşılarındaki kapanan savunmayı açamadılar. Bir nevi benzinleri bitmişti.

Gelelim Bayern’ in Wolfsburg maçına. Wolfsburg, maça kalede Jentzch, sağ bek Möhrle, sol bek Stegmayer, stoperler Kevin Hofland ve Madlung, sağ açık Sarpei, sol bek Leverkusen’ den alınan Polonya’ nın da sol açığı Krzynowek, ön liberolar Van Der Leegte, Santana, santraforlar Mika Hanke ve Makiadi ile başladı. Bayern ise kalede her zamanki gibi Kahn, sağ bek Sagnol, sol bek Philipp Lahm, stoperler Lucio ve Van Buyten, sağ açık Hasan Salihamidzic, sol açık Schweinsteiger, ön liberolar Andreas Ottl ve Mark Van Bommell, ileri ikili Makaay ve Pizarro ile sahadaydı.

Maçın ilk 15 dakikası annemin iftar hazırlığı nedeniyle ses bakımından benim için biraz zor başladı. Ama maçta da pek bir şey kaçırmadım çünkü tribündeki Alman seyirciler bile maçın zevksizliğinden biralarına konsantre olmuşlardı.

30. dakikaya geldiğimizde bende artık iftarın gelmesini bekliyordum çünkü hem maç sıkıcıydı hem de açlığı hissetmeye başlamıştım. Tam iftar için dakikaları saymaya başlıyordum ki Wolfsburg Hanke’ nin ayağından golü buldu. Golü anlatmak gerekirse Wolfsburg orta sahası topu Hanke’ ye şişirdi, Hanke, Makiadi’ ye indirdi o da bekletmeden Hanke’ yi buldu Kahn’ la karşı karşıya kalan Hanke de topu sol ayağıyla içeri bıraktı.

Golden sonra Bayern göstermelik bir baskıyla zaten az olan eforlarını da harcadılar ve soyunma odalarına gittiler. Soyunma odasından dönüşte Magath iki değişiklik birden yaptı. Bunlar Salihamidzic’ in yerine Ali Karimi ve Ottl’ ın yerine Santa Cruz’ du.

İkinci yarı boyunca da Bayern ortaya hiçbir şey koymadı. Çünkü orta sahada kalabalık olan Wolfsburg’ u açmak için sadece verkaçları kulandılar. Topu kanatlara hiç yaymadılar. Kapalı savunmalara karşı topu kanatlardan getirmediğinizde isterseniz 8 forvetle oynayın yine pozisyon bulamazsınız.

Bayern takımı Ballack’ ı arıyor bana göre. Çünkü orta sahadaki organizasyon eksikliği takım mağlupken çok belli oluyor. Berabere giderken düz ön liberolar pek sırıtmaz çünkü iyi pas verirler tempoları yüksektir ama mağlup duruma düştüğünüzde iyi pas verseniz de gole gidemiyorsunuz çünkü rakip kapandığı için uç elemanlarınız baskı altında oluyor, temponuz iyi olsa da koşacak bir yer yok çünkü rakip iyi alan daraltıyor. Böyle savunmaları açmanız için biraz da yaratıcılık gerek ama Hagreavs dışında mevcut kadroda böyle bir oyuncu yok. Bana göre Bayern bütün sezon boyunca iyi kapanan takımlara karşı mağlup duruma düştüğünde zorluk çekecektir bunu halletmeleri lazım.

Herkese iyi ramazanlar dilerim.

UEFA Kupasında Torbalar ve Bizimkilerin Şansları

UEFA Kupasında perşembe gecesi oynanan maçların ardından kupada gruplara kalan takımlar belli oldu. Dört Türk takımından ikisi elenirken ikisi gruplara kalmayı başardı. Kuraya seribaşı olarak katılan Fenerbahçe ve Beşiktaş rakiplerini elemeyi başarırken, Seribaşı olmayan Trabzonspor ve Kayserispor rakiplerine elendiler. Aslında kuralar çekildiği zaman tahminlerde bu yöndeydi zaten.

Fenerbahçe’nin nereye doğru gittiğinden falan uzun uzadıya bahsetmek istemiyorum burada. Çünkü bu konu neredeyse bir kitaba konu olur. Kuralar çekildiği zaman Randers’in zayıf bir takım olduğundan ve Fenerbahçe’nin turu rahatlıkla geçeceğinden söz etmiştik. Randers’ın zayıf olduğu doğru çıktı elbette ama Fenerbahçe sanıldığının aksine bu takım karşısında bile hayli zorlandı. Kadıköy’de bile maçı 2-1 zor kazanan takım, deplasmanda da yine iyi bir oyun ortaya koyamadan maçı 3-0 kazandı. Turu geçmek elbette önemli ama bu yapılanmayla UEFA kupasında başarılı olmak söz konusu bile edilecek şey değil. Hele de kupayı kaldırmaktan söz etmek. Yazının ilerleyen bölümünde torbalarla ilgili bir şeyler yazarken konuya tekrar döneceğim.

Beşiktaş yükselişe geçen Bulgar futbolunun Levski Sofya ile birlikte başarılı işlere imza atan temsilcisi CSKA Sofya karşısında ancak uzatmalarda turu geçebildi. Beşiktaş’ın turu geçme şansını CSKA takımından çok fazla görmemiştim açıkçası kuralar çekildiğinde. Yani bu eşleşmenin biraz ortada durduğunu düşünüyordum. Belki biraz daha şanslı görünen taraftı Beşiktaş. İlk maçta rakibinin 10 kişi kalmasından faydalanarak son on dakikada maçı 2-0’a getiren Beşiktaş dün gece bu skorun avantajını maalesef koruyamadı ve neredeyse turu Sofya’da kaybedecekti.

Trabzonspor Ziya Doğan’ın gelişiyle birlikte gerçekten iyi bir ivme kazanmayı başardı. Bu dönemde Beşiktaş ve Galatasaray’ı yenerken, Osasuna ile iki kez ve Konyasporla da berabere kalarak hiç yenilmedi. Kura çekiminden sonra en zor takıma Trabzon’un düştüğünü düşünüyordum. Osasuna bu sezona kötü de başlamış olsa La Liga’yı dördüncü bitirmiş bir takımdı hadi bunu da geçelim bir İspanyol takımıydı Osasuna. Trabzonspor ilk maçta hiç de iyi olmayan bir skor elde etmişti. 2-2’lik bir skorla İspanya deplasmanından turla dönmek çok zordu. Buna rağmen Trabzon 0-0’lık beraberlikle oradan dönerken tur şansını son saniyeye kadar sürdürmeyi başardı. Elenmiş olsa da Trabzonspor iki maçta da berabere kaldı ve iyi bir izlenim bırakmayı başardı.

İntertoto kupasından gelerek, neredeyse gruplara kalmayı başaracak olan Kayserispor, AZ Alkmaar karşısındaki performansıyla başarılı oldu. Yine kura çekildiğinde fazla şansı olmadığını düşündüğümüz Kayserispor, 3-2’lik deplasman mağlubiyetinin ardından ilk yarısını 1-0 önde tamamladığı maçta çok da iyi oynayamayınca karşılaşmadan 1-1’lik beraberlikle ayrıldı ve elenmiş oldu. Aslında elenen iki takımın performansı eleyen iki takımın performansından daha olumlu olduğunu söyleyebiliriz.

UEFA kupasında sıra Salı günü çekilecek olan kuralara geldi. Maçlar bittikten sonra Beşiktaş’ın ve Fenerbahçe’nin Avrupa’daki puanlarına baktım. Beşiktaş 38.634 puanla 40 takım arasında 17. sırada yer alarak 3. torbaya düşerken, Fenerbahçe 28.634 puanla 25. sırada yer aldı ve 4. torbaya düştü. Her iki takımımızın da bir üst torbayı kıl payı kaçırmaları oldukça üzücü. Örneğin Kayserispor AZ Alkmaar’ı elemiş olsaydı Beşiktaş 2, Fenerbahçe’de 3’ncü torbada yer almış olacaktı. Takımların puanlarının son beş yıldaki başarılarına göre belirlendiği bu puanlamanın çok da adil olmadığını düşünüyorum. Newcastle’ın 75.950, Chelsea’nin 79.950 puanda olması ilgi çekici. Şimdi UEFA kupasında torbalara ve takımlara biraz göz atalım.

Birinci torbada yer alan sekiz takım Avrupa’nın önde gelen liglerine dağılmış durumda. Bu torbanın tepesinde geçen senenin UEFA ve Süper Kupa sahibi takımı Sevilla yer alacak. 61.006 puanla kendisinden daha yüksek puanı olan takımlar olmasına rağmen geçtiğimiz yılın UEFA sahibi takımı olarak birinci takım durumunda. Sezona çok iyi başlayan Endülüs takımına fırsatta methiyeler düzdüğümü yazılarımı okuyan okuyucular bileceklerdir. Kupadaki favorimde açık ara Sevilla’dır. Üst paragrafta puanından bahsettiğim Newcastle United her yıl yüksek meblağlı transferler yapan bir takım hepimiz gayet iyi biliyoruz. İlk turda Estonya takımı Levadia karşısında deplasmanda 1-0 Saint James Park’ta da 2-1 kazanarak tur atlamayı başardılar. Bu sezon onlar için henüz çok iyi başlamış sayılmaz. Kadrolarında Sibierski, Emre, Martins, N’zogbia, Duff, Butt, Luque, Owen, Ramage ve Given gibi oyuncuları barındıran, kaliteli bir kadroya sahip. Bir türlü kadrolarına uygun futbolu oynamayı başaramamış olsalar da UEFA’nın güçlü takımlarından. 66.587 puanlı Panathiniakos turu zor geçti. İlk maçta kendi sahasında Ukrayna takımı Zaporizhya karşında 1-1 beraberlik alan Yunanlar ikinci maçta 1-0 kazanarak turu geçtiler. Bu torbanın çok güçlü olmayanları arasında gösterilebilir. Kanımca bu torbadaki en güçsüz takım, bir İtalyan takımı da olsa eski günlerinden bir hayli uzak olan Parma. Rus Rubin Kazan’ı her iki maçta da 1-0 yenmeyi başardılar. Şampiyonlar liginde Kopenhag yerine olması gerekirken UEFA’da olan Ajax birinci torbadaki bir başka takım.60.640 puanı bulunan Ajax eski günlerinden uzak durumda da olsa her zaman çekinilmesi gereken bir ekol. Birinci torbanın altıncısı ise Bayer Leverkusen. Bundan beş sezon önce şampiyonlar ligi finali oynayan Alman takımı o günleri çok arar durumda. İsviçre’nin Sion takımını 0-0 ve 3-1 ile elediler. Barbarez hiç kuşkusuz 57.640 puanlı Alman takımının en önemli kozu. Bu torbada bir Hollandalı daha var o da Feyenord. 54.640 puanı bulunan Hollanda takımı Lokomotif Sofya’yı çok zor eledi. 0-0 ve 2-2 lik skorlar deplasmanda gol atma avantajıyla Feyenord’u gruplara bıraktı. Bu torbaya son sıradan giren takım ise Fransa’dan Auxerre. 53.757 puanı olan takım İntertoto kupasından gelen takımlardan biri. UEFA kupasının artık gedikli takımlarından biri haline gelen Auxerre çekinilmesi gereken bir takım. Dinamo Zagreb’i 2-1 ve 3-1 yenerek elediler.

Beşiktaş’ın son anda kaçırdığı ikinci torbada ise en üst sırada Belçika’dan Club Brugge yer alıyor. 49.981 puanı bulunan Brugge Slovakya’nın Ruzemburok takımını deplasmanda 1-0 yendiği maçın rövanşında 1-1 berabere kalarak eledi. İsviçre’nin Basel takımı da UEFA kupasında her sezon iyi neticeler alan bir takımı. 49.537 puanla sıralamada 10. durumda olan Basel Robotnicki’yi 6-2 ve 1-0 yenerek oldukça rahat bir biçimde eledi. Kayserispor’u eleyen AZ Alkmaar’un 48.640 puanı var. Çek Sparta Prag bu torbadaki dördüncü takım. 44.769 puanı bulunan Çek takımı İskoç Hearts’ı 2-0 ve 0-0 ile eledi ve gruplara kaldı. Her zaman Çek futbolunun önemli bir temsilcisi durumunda da olsa çok iyi bir takım olduklarını iddia etmek biraz abartılı olur. Le Guen’in Rangers’ı da Molde’yi 2-0 ve 0-0 ile eledi. Henüz çok iyi duruma gelemeyen Glasgow Rangers’ın puanı ise 43.023. La Liga altıncısı Celta Vigo 43.006 puanıyla bu torbada yer alan başka bir takım. Standart Liege’i 1-0 ve 3-0’lık galibiyetlerle eleyen Celta bu torbanın en dişli takımı olarak gözüküyor. La Liga’ya çok da iyi başlamasa da Celta burada en çok çekinilecek takım durumunda. İki Fransız takımı torbadaki son iki takım. 41.757 puanlı PSG ve 39.757 puanlı Lens. Paris SG, Derry City’i 2-0 ve 0-0 ile elerken, Lens, Kıbrıs Rum Kesiminden Achnas’ı 3-1 ve 0-0 ile eledi. İki takımın da önemli Fransız takımları olduklarını biliyoruz. Son yıllarda Lyon dışında diğer Fransızların Avrupa’da çok da varlık gösteremedikleri malum.

Üçüncü torba Beşiktaş ile başlıyor. Bana göre torbanın güç açısından ikinci yarısında yer alır Beşiktaş. Palermo buradaki ikinci takım. 36.020 puanı bulunan İtalyan takımının önemli bir başarısı yok Avrupa’da son yıllarda. Seri A’nın bu yıl çok gol atıp çok gol yiyen bir takımı olarak dikkat çekiyorlar. West Ham’ı 1-0 ve 3-0 yenerek elemeleri ise dikkat çekici. İspanyolların üçüncü temsilcisi ise Espanyol. Geçen sene Kral Kupasını alarak UEFA’da mücadele etmeyi başaran takımı geçen sezon da UEFA’da yer almış fakat başarılı olamamıştı. Lige çok da iyi bir giriş yapamayan Espanyol geçen sezon Şampiyonlar liginde yer alan Slovakya’nın Artmedia takımını 2-2 ve 3-1’lik skorlarla eledi. Pandiani, Luis Garcia, Hurtado, Tamudo gibi önemli oyunculara sahipler. Espanyol’un puanı 33.006. Torbadaki dördüncü takım ise Hollanda’dan Heerenveen. 30.640 puanı bulunan takım, Portekiz’den Setubal’ı 3-0 ve 0-0 ile eledi. Sırbistan’ın Partizan takımı Hollanda’nın Groningen takımını 4-2 ve 0-1 ile eledi. Puanları 30.600. Hızlı yükselişlerini sürdüren Rumen takımlarından biri de Rapid Bükreş. Portekiz takımı Nacional’i 1-0’ın rövanşında uzatmalarda 2-1 yenerek elediler. Rumen takımının 30.381 puanı var. Polonya’nın Wisla Krakow takımı torbadaki yedinci ekip. Iraklis’ kendi sahalarında 1-0 yenildikleri maçın rövanşında uzatmalarda 2-0 kazanarak tur atladılar. 29.104 puanları bulunuyor. Slovan Liberec ise buradaki son takım. Şampiyonlar ligi ön elemesinde Spartak Moskova’ya elenen Liberec, Fenerbahçe’nin hemen üstünde yer alıyor.

Dördüncü torba Fenerbahçe ile başlıyor. Avusturya’dan Austria Wien ikinci sırada. Şampiyonlar liginden elenerek buraya gelen Avusturya takımı Polonya’dan Legia’yı 1-1 ve 1-0 ile eledi. İsrail’in Hapoel Tel Aviv takımı Moldova’dan Charnamorets’i 3-1 ve 1-0 yenerek eledi. Bu torbadaki bir başka şampiyonlar ligi mağduru da Osasuna. Osasuna’da bildiğimiz gibi Trabzonspor’u eleyerek gruplara kaldı. İngiliz Blacburn Rovers 23.950 puanıyla bu torbada yer alıyor. Salzburg’u 2-2 ve 2-0 ile elediler. İsviçre’nin bir başka takımı ise Grasshopers. 23.537 puanları var ve onlarda intertotodan geldiler. İlk turda İsveç’ten Atvidaberg’i 3-0 ve 5-0 ile çok rahat elediler. Rumenler dedik ya çok iyi işler yapıyorlar diye. Dinamo Bükreş’te Yunanistan’dan Xanthi’yi 4-3 ve 4-1 gibi galibiyetlerle saf dışı bıraktı kupada ve gruplara kaldı. 22.381 puanları bulunuyor. Buradaki son takım İtalyan Livorno. 22.020 puanı bulunan Livorno Avusturya’nın Pasching takımını 2-0 ve 1-0 yenerek gruplara kaldı.

Son torbada ise önemli bir takımla başlıyor. Geçen yıl şampiyonlar ligini son hafta Arsenal’e kaptıran, bu yıla da çok iyi başlayamayan Tottenham 20.950 puanıyla UEFA sıralamasında 33. durumda. Slavia Prag’ı her iki maçta da 1-0 yenerek tur atladılar. Şampiyonlar ligi ön elemesinde Liverpool’a elenen Maccabi Haifa buradaki ikinci takım. Bulgar Litex’i 1-1 ve 3-1 ile elediler. Chievo’yu eleyen Portekiz’in Sporting Braga takımının 17.533 puanı bulunuyor. Fransız Nancy, Ligue 1’e iyi başladığı gibi UEFA’da da favori takımlardan Schalke’yi 1-0 yenildiği ilk maçın rövanşında 3-1 yenerek gruplara kalmayı başardı. Kura çekimlerinde Fenerbahçe’nin muhtemel rakipleri arasında yer almıştı iyi ki eşleşmemişiz diyebiliriz rahatlıkla. Nancy’nin puanı 16.757. Alman Eintracht Frankfurt Danimarka’dan Brondby’i rahat bir şekilde eleyerek gruplara kalmayı başardı. Buradaki takımların çoğu sürpriz sonuçlara imza atmış takımlar durumundalar. Zulte Waregem, Lokomotif Moskova’yı elerken, Galatasaray’ın şampiyonlar ligi ön elemesinde elediği Çek Mleda Boleslav Marsilya’yı 1-0 yenildi maçın rövanşında 4-2 yenerek çok önemli bir sürprize imza attı. Danimarka’nın Odense takımı da Hertha Berlin’i 2-2 ve 1-0’lık skorlarla eleyerek dünün büyük sürprizlerinden birini gerçekleştirmiş oldu.

Beşiktaş ve Fenerbahçe’nin sergiledikleri futbollarını düşündüğümüz zaman yukarıda isimlerini verdiğimiz rakipleri karşısında gruplardan başarıyla ayrılmalarının çok da kolay olmadığını düşünüyorum. Özellikle Fenerbahçe’de ortaya atılan UEFA şampiyonluğu hedefi biraz hayalciliğe kaçıyor. Daum’un Fenerbahçe’sini sıklıkla eleştirmiş olsam da Daum’un Fenerbahçe’si çok daha umut vericiydi belirtmek lazım. Özellikle Kezman gibi bir golcü Daum’da olsaydı daha iyi şeyler yapabilirlerdi. Beşiktaş’da da durum farksız. Tigana ve Zico ile bu kadro yapıları ile bu futbol felsefeleri ile UEFA kupasında başarılı olmak çok ama çok zor.

Torbalara genel olarak bakıldığında Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın kimlerle eşleşmelerinin daha iyi olacağına bakarsak; 1.Torbada Sevilla dışındaki takımlar arasında çok fazla ayrım yapmak doğru olmaz sanırım. Buradan gelebilecek en iyi takım bana göre Parma. 2. torbadan ise Alkmaar, Brugge ve Sparta Prag daha tercih nedeni olabilecek takımlar. 3. torbada Wisla, Liberec, Partizan ve Heerenveen, 4. torbada pek bir fark yok açıkçası. Son torbada ise Nancy ve Tottenham diğer takımlara oranla daha güçlü diyebiliriz.