İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

12.12.2006

Hollanda'da Vaziyet

Yazının başına geçmeden önce “acaba nereden başlamalı” diye düşündüğümü itiraf etmeliyim. Çünkü Eredivisie’nin zirvesinde işler şimdiye kadar hep olduğu gibi devam ediyor. Bu sebepten gelin bir klişeye yaslayalım sırtımızı ve “batı cephesinde yeni bir şey yok” diyerek diplere uzanalım. Zira aşağılarda işler karışık ve çok da öngörülebilir şekilde devam etmiyor. Şöyle ki;

Ligde 16.hafta maçları tamamlandı ve bu süre zarfında Hollanda’nın en büyük 3.şehrinin futbolda da büyük olmak isteyen takımı ADO Den Haag ve yine Hollanda futbolunun en köklü takımlarından Sparta Rotterdam uzun süre serbest düşüşlerine, içeride ve dışarıda rakip ayırt etmeksizin kaybetmeye devam ettiler. Öyle ki Den Haag ilk beş maçını kaybetti. Kulüp tarihinde sadece bir defa küme düşen Sparta ise ilk 9 maçında sadece bir beraberlik alabildi ki kaybettiği maçlardan birisi kulüp tarihinde ayrı bir yer edindi: PSV 7-Sparta: 0 (Sparta’yı küme düşürmeyi başararak Hollanda futbol tarihine geçen kişi ise bu hezimetten kısa bir süre sonra Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğuna uzanmayı başaran Frank Rijkaard’tı)

Sparta bu acı mağlubiyetten sonra da kaybetmeye devam etti ama 10.haftada gelen 1-0’lık Willem II galibiyetinin ardından ADO Den Haag’ı da 2-1 yenerek birazcık rahatladı. Lig sonuncusunun, Hollanda Liginin karmaşık play-off periyotlarına girmeden doğrudan 2.ligi boyladığını düşünürsek muhtemel rakiplere karşı alınan bu galibiyetlerin değeri Mayıs ayı geldiğinde daha iyi anlaşılacaktır.

Geçen sezonlarda ligin büyük takımlarına çelme takmasıyla tanınan ADO Den Haag ise 6.haftada Kayseri yorgunu AZ’den kopardığı 2-2’lik beraberlikten sonra bir türlü düze çıkmadı ve genel olarak kötü bir performans çizmeye devam etti. Den Haag’ın bu kötü, hadi sakınmadan söyleyelim berbat performansı 13.haftadaki Vitesse maçıyla zirve yaptı: Den Haag’ın büyük bölümünü 10 kişiyle oynadığı ve 3-0 mağlup devam ettirdiği maçın 67.dakikasında sarı-yeşilli taraftarlar sahayı işgal ettiler ve “yeter artık” diyerek duruma müdahale ettiler. (Esasında bu ADO Den Haag taraftarının ilk vukuatı değil, daha önce çıkan olaylar ve bir taraftar lokalinin yakılması sebebiyle Ajax ve ADO Den Haag takımlarının maçlarına misafir takım seyircilerin girişi yasak…) Tahmin edilebileceği üzere maç hakem tarafından tatil edildi. Ama işler bununla bitmedi, haftalardır aldığı tehditlere karşın yöneticilerin ve futbolcuların himayesinde görevine devam eden teknik direktör Frans Adelaar istifa etti, kulübün sponsorlarından DSW, isminin böyle bir olayla anılmasını istemediği için desteğini çekti.

Tam da artık bu noktadan sonra kurutuluş yok derken ADO Den Haag küllerinden doğdu ve bu sezon hiç yapmadığı bir şeyi yapıp bir deplasman galibiyeti aldı, üstelik bu 5 gollü bir galibiyetti: FC Groningen 2-Ado :5 Ancak sanırım kader Sparta ve ADO Den Haag takımlarının yolunu birlikte çizmiş olacak ki bir başka şok sonuç haberi Rotterdam’dan geldi: Sparta 3-Ajax 0 Sparta,şehir itibariyle ezeli rakip Ajax’ı yenince artık biraz toparlanıp bu sükseli galibiyetin verdiği moralle “çıkışa geçer” diye bekleyenler bir kez daha yanıldılar. Zira takip eden haftada Sparta deplasmanda Waalwijk’ e 2-1 kaybederek yerinde saydı. Den Haag’da evinde NEC’ e 2-0 yenilince yine son sıraya yerleşti. Uzun sözün kısası ligin zirvesinde gör(e)mediğimiz renkliliğe ve rekabetçi ortama takımların birbirine denkliği sebebiyle aşağılarda sıkça rastlamaktayız. Dolayısıyla alt sıralar biraz da takımların topladığı puanların birbirine yakınlığı sebebiyle her an şekil değiştirip lige ayrı bir renk katabilir.

Ligin dibinde böyle enteresan hadiseler yaşanmaya devam ederken zirvede çok şaşırtıcı olmayan bir durumun hüküm sürdüğünden bahsetmiştim. PSV yine yeniden lider, Şampiyonlar Liginde Galatasaray’ın da bulunduğu gruptan bir üst tura çıkmayı başaran PSV ligde de önüne geleni deviriyor.15 maçlık periyotta 13 galibiyet aldıklarını söylemem bu savımı doğrular sanırım. Üstelik 15 maçta 41 gol atıp sadece 6 gol yemeleri işin bir başka takdire şayan yönü. 15 maçta 11 galibiyetle aslında hiç de azımsanmayacak bir galibiyet yüzdesi tutturan AZ Alkmaar PSV’nin üstün performansı sonucunda 5 puan geride ve takipte… Ajax,Twente ve inişli çıkışlı grafiğini son haftalarda çıkışa sabitlemeyi başaran Feyenoord zirvedeki ikiliyi yakından takip etmekte. Görünen o ki biraz da takipçilerinin olmadık maçlarda puan kaybetmeleri sebebiyle PSV bu sezon da zirvedeki yerini yitirmeyecek.

Bu arada tüm Avrupa’yı saran ırkçılık korkusu bir biçimde Hollanda Ligi’ne de sıçramış durumda. Ajax –Twente maçında yardımcı hakeme “black cancer” diyerek hakaret eden ve ligde şu ana dek Ajax’ın oynadığı 15 maçta 7 gol atan Danimarkalı forvet Perez bu sözü nedeniyle 5 maç ceza aldı. (Ajax’da ceza alan bir başka oyuncu ise 3-0 kaybettikleri Sparta maçında hakeme hakaret eden Sneijder. Neyse ki Sneijder’in hakaretinin ırkçı bir yönü bulunmamakta. Sneijder çenesini tutamamasının bedelini iki maçı tribünden izleyerek ödeyecek.)

Son olarak biraz da gol krallığındaki yarışa bakalım: Geleneksel olarak golcü üretmesiyle ve dünyaca ünlü golcülerin Avrupa’daki ilk durağı olmasıyla tanınan Hollanda liginde, attığı 15 golle etkileyici bir performans sergileyen Alfonso Alves zirvede (Alves’in takımı Heerenven’in toplamda 28 gol attığını belirtirsem bu 15 golün anlamı daha iyi anlaşılacaktır.) Öte yandan Alves attığı gol sayısı itibariyle bizim umutsuz ve öfkeli ADO Den Haag taraftarlarını daha da kızdırabilir. Zira ADO Den Haag’ın attığı gol sayısı da 15. Alves’i 12 golle AZ’den Koevermans ve 11 golle PSV’den Farfan takip ediyor. Trabzon taraftarının her daim “ah bir Şota vardı bu takımda” diye yadettiği Shota Arvaladze’nin (bildiğin Şota işte canım) şu ana kadar 9 gole imza attığını da notlarımıza ekleyelim. Eskileri yad etmişken Pierre paremiz, biricik sevgilimiz Aziz Pierre van Hooijdonk’un da Feyenoord forması altında 1 gol attığını hatırlatayım istedim.

Şimdilik bu kadar, işte puan durumu;

 1.PSV (Eindhoven)                       15 13  1  1  41- 6  40
 2.AZ (Alkmaar)                            15 11  2  2  48-14  35
 3.Ajax (Amsterdam)                      15 11  1  3  36-12  34
 4.FC Twente (Enschede)               15  8  5  2  32-16  29
 5.Feyenoord (Rotterdam)              15  9  2  4  30-29  29
 6.FC Groningen                            15  7  3  5  27-31  24
 7.SC Heerenveen                         15  7  2  6  28-20  23
 8.Roda JC (Kerkrade)                    15  6  4  5  17-19  22
 9.FC Utrecht                                 15  6  2  7  23-26  20
10.NEC (Nijmegen)                        15  5  3  7  16-21  18
11.Vitesse (Arnhem)                      15  5  1  9  22-25  16
12.Excelsior (Rotterdam)                15  4  4  7  23-29  16
13.NAC Breda                               15  4  4  7  13-25  16
14.Heracles Almelo                        15  4  3  8  13-28  15
15.Sparta Rotterdam                     15  4  1 10  15-31  13
16.Willem II (Tilburg)                     15  4  1 10  16-36  13
17.RKC Waalwijk                           15  2  5  8  13-32  11
18.ADO Den Haag                         15  2  2 11  15-28   8

Son Haftaya Girerken

Hayli bir aradan sonra yeniden merhaba..

Grup maçlarının son haftasına girerken genel duruma şöyle bir göz gezdirelim..

Gün Görmeden Elenenler:

Son değerlendirmeyi yaptığımız Birinci Tur arifesinden, yukarıdaki başlık vesilesiyle başlayalım..

Kupa favorilerinden Schalke Nancy’ye, UEFA Kupası’nın son dönem gözdelerinden Slavların temsilcilerinden Lokomotiv Moskova Zulte Waregem’e, Ribery’nin takımı Marseille Mlada Boleslav’a, Juventus Piyangosu talihlisi İtalyan Chievo Braga’ya, bir diğer Alman Hertha Danimarkalı OB’ye, bizimkilerden Trabzonspor Osasuna’ya, Kayserispor da Alkmar’a kupanın Birinci Tur’unda elendi..

Listenin en acıklısı şüphesiz deplasmandaki rövanşın 90+2. dakikasında yediği golle kupaya veda eden Marseille oldu. İlginç bir şekilde diğerlerinin sonu pek öyle hazin olmadı..

Kısa bir flashbackin ardından dönelim bugüne..

A Grubu:

Ülkemizde adına neredeyse destanlar yazılan ve Can Lafcı’nın kupada tartışmasız favorisi olan Livorno berbat bir başlangıcın ardından seke seke yoluna devam etti ve işini son hafta deplasmanda oynayacağı Auxerre maçına bıraktı. Yerel rakiplerinin vaziyetine de bakacak olursak, Livorno için bu sene ne içerde, ne dışarıda pek hayırlı geçmiyor diyebiliriz. Ama bir Fransız geleneği olarak rakip Auxerre de, kendi liginde geçen senenin aksine bu sene düşme potası civarında seyrediyor.. UEFA’da ise aldıkları 4 puan da deplasmandan, içerde de Maccabi’ye boyun eğdiler.. Bu mini finalde beraberlik de Auxerre’den yana..

Grubun sürprizi Maccabi Haifa, içerde Auxerre ve Partiazan’ı yenip, dışarıda Rangers’a mağlup olduktan sonra geçen hafta Livorno deplasmanından 1 puan çıkarıp eleğini astı.

Grubun namağlubu Rangers son haftada elenen Partizan ile formalite maçına çıkıyor.

B Grubu:

Grubu şekillendiren Tottenham 3 maçta 3 galibiyet ile lider, son haftada içerde 7 puanlı ikinci Dinamo ile grup birinciliği için oynayacaklar.

Beşiktaş, geçen seneki Bolton maçına benzeyen berbat bir Tottenham startının ardından, bu sezon tüm kulvarlardaki ilk direniş emaresini Dinamo deplasmanında gösterdi. Tek forvet arkasında iki serbest alan oyuncusu kurgusu, epeydir kayıp olan “orta saha” yı rahatlatıp ön plana çıkardı, ama Beşiktaş yine kazanamadı.. Rakibin de son kozunu oynadığı Brugge maçından her iki taraf adına da pozitif bir şeyler beklemek, takımların içinde bulunduğu vaziyet mucibince haksızlık olurdu. Maçın skor galibi Beşiktaş, hemşehrisi Fenerbahçe gibi umudunu yine bir Alman takımıyla oynayacağı tamam-devam maçına taşıdı.. Beraberlik Beşiktaş’dan yana, Leverkusen kendi liginde her anlamda tam ortalarda, iç saha – dış saha karnesi ise sezon başının tam tersine, içerde idare eder, dışarıda kötü..

Grubun genel görüntüsü; Tottenham rahat, Dinamo şanslı, Beşiktaş – Brugge – Leverkusen üçlüsü ise devamlı birbirlerine çalışıp durdular..

C Grubu:

Son şampiyon Sevilla beraberlikle başladığı grupta Alkmar ile kafa kafaya ilerliyor. Son hafta Alkmar ile lideri belirleyecek bir maç oynayacaklar. Sevilla şu anda kupanın kalesinde gol görmeyen tek takımı. Alkmar 2 galibiyetin ardından iç sahada Liberec ile soğuk duş etkisi hissettiği bir maç oynadı ve ilk ikiyi garantiledi.

Son takım olmak için iki çekişenden Liberec, Sevilla beraberliği sürprizinin ardından Braga’ya çarpıldı ama imdadına Grashopers yetişti, geçen hafta Alkmar deplasmanından gelen 3 yerine 1 puan (Rakibin beraberlik golü son dakikada geldi) umutları biraz da umutsuzluğa taşıdı; zira Braga son haftada içerde Grashopers’la karşılaşacak ve kazanırsa Liberec’i geride bırakacak. Grashopers şu ana kadar oynadığı 3 maçta kalesinde 13 gol gördü..

D Grubu:

3’de 3 yapan Parma’yı saymazsak hayli garip bir tablo sözkonusu D Grubu’nda..

Lens, Osasuna ve OB’nin puanları 4, Heerenven’in puanı 1.. Son hafta Parma – Osasuna ve Heerenven – Lens maçları var.. Heerenven kazanırsa averaj hesapları devreye girecek, hele Osasuna da kaybederse bu hesaplar tadından yenmez hale gelecek ve de pek eşine rastlanmayan garip bir kombinasyon oluşacak grubun puan tablosunda, şu şunu yenmiş, bu bununla berabere kalmış gibisinden..

E Grubu:

Nancy ve Blackburn, 7’şer puanla girdikleri son haftada, İngiltere’de liderlik için oynayacaklar. İkilinin averajları da aynı, attığı gol fazlalığıyla beraberlik Nancy’den yana.

Geçen senenin flaşlarından Basel, iki deplasman maçını kaybedip, iki iç saha maçında da berabere kalarak kupaya veda etti.

Grubun nihayeti açısından Blackburn – Nancy maçı kadar önemli bir diğer maç da Feyenoord – Wisla maçı.. Wisla’nın 3, Feyenoord’un 2 puanı var. Hollanda ekibi bu sezon pek iç açıcı olmasa da (Nedenini Levent Abi’m bilir) eline, geçen haftaki olaylı Nancy maçının telafi şansı geçti denilebilir, araya bir NEC deplasman hezimeti girdi ama, son haftalarda iç saha performanslarını da hayli düzelttiler.. İlginç bir istatistik; Feyenoord’un bizi ilgilendiren ismi Van Hooijdonk 2 aydır gol atamıyor, bu makus talihi yenme şansını Nancy maçında penaltı kaçırarak tepti.

F Grubu:

Gruplarda 4’de 4 yapmaya en yakın takım (Parma biraz daha uzak diyebiliriz), son yıllarda ektiklerini uluslar arası arenada biçme aşamasına geçmiş görünen Espanyol. Espanyol son birkaç senenin aksine ligde kötü, Avrupa’da iyi..Zaten Ajax dışında çok da dişli olması beklenmeyen rakiplerini içerde dışarıda yenen Espanyol’un son hafta rakibi içerde grubun sıfırcısı Austria Wien.. Zaten, Waregem – Ajax maçından çıkacak sonuçla kimin grubu ikinci sırada bitireceğinin belirlenmesini saymazsak, son haftada grubun yegane heyecanı da Espanyol’un 4’de 4 yapıp yapamayacağı sorusu.. Yoksa, Austria Wien’in deplasmanda Espanyol’a fark atması, Waregem’in AJax’ı 4 farklı mağlup etmesi gibi uçuk ihtimallerin dışında, neredeyse grubun sıralaması bile belli: Lider Espanyol, ikinci Waregem (Belki Ajax), üçüncü Ajax (Eh, belki Waregem); Sparta ve Austria Wien’e de elveda..

G Grubu:

Grubun tek bir şey beklenebilecek takımı (Her ne kadar yine, yeni, yeniden kendi liginde bir numarası yoksa da) PSG, geçen hafta Mlada deplasmanından beraberlikle dönerek işi son haftaya taşıyabildi. Son hafta rakip iç sahada gruptan çıkmayı garantileyen Oanathinaikos.. Diğer maç Hapoel – Mlada..

Lider Panathinaikos’un 7 puanı var, ikinci Hapoel ve üçüncü Rapid’in 4, dördüncü Mlada ve sonuncu PSG’nin 2’şer puanı var ve üçüncü sıradaki Rapid maçlarını tamamladı. Bu vaziyet son hafta kombinasyonlarını karmaşıklaştırıyor

PSG son maçını kazanıp diğer maçın skorunu bekleyecek, ama yine de tek farklı galibiyet PSG’ye yaramıyor, çünkü averaj rakiplere göre kötü.. Benzer bir kazanma zaruriyeti Mlada için, yine benzer bir “en azından beraberlik” zaruriyeti de Hapoel için geçerli.

Bekleyelim, görelim. Zaten bu gruptan çıkacak takımların çok üstdüzey işler yapmasını bekleyen yok..

H Grubu:

Fenerbahçe, Avrupa Arenası’nda, hiç değilse skor bazında, orta sınıf bir Balkan takımı kadar bile başarılı olamama gibi zor(!) bir misyonun gerekliliği icabı, çok iyi oynadığı iki deplasman maçını kaybederken, iç sahada kendi liginin nöbetçi kahramanı Palermo’yu bir güzel silkeledi..

Bizim yerel basının, sanki keyfî tercih meselesiymiş gibi Palermo’nun eksiklerini ön plana çıkarması da yukarıda bahsettiğimiz gerekliliğin bir ürünü ve şüphesiz Avrupa yolunda Fenerbahçe’nin en önemli rakibi..

Palermo moralli de başladığı grupta arka arkaya iki maç kaybederek işini hayli zora soktu. Bu duruma yerel lige paralel bir düşüş periyodu da diyebiliriz.

Frankfurt’a geçen senenin Stuttgart’ı da diyebiliriz; devamlı bir beraberlik hali.. İstanbul’dan da bunu almaları beklenebilir ama bir işlerine yaramaz..

Premier Lig’deki komedi vaziyeti görmesek, Newcastle için “cillop gibi” diyebiliriz; hatta biraz da dalgalarını geçtiler, geçen hafta Frankfurt’la berabere kalıp rakibe inceden bir şans da verdiler..

Son haftanın vaziyeti; Newcastle maçlarını tamamladı gruptan çıkmayı garantiledi (10 puan), Celta hiç de hak etmediği Fenerbahçe galibiyetiyle ikinci sırada ve Palermo deplasmanına hayli umutlu gidiyor (4 puan), Fenerbahçe Newcastle’ın yerinde olabilecek bir futbol oynadı ama üçüncü (3 puan), Palermo puan eşitliğiyle hemen takipte ama Fenerbahçe maçından gelen averaj kötü (3 paun), Frankfurt berabere (2 puan)..

Son hafta oynanacak Fenerbahçe – Frankfurt ve Palermo – Celta maçlarını kazananlar gruptan çıkar, beraberlikler şu anki sıralamada üstte olanlara yarar..

Son olarak, Şampiyonlar Ligi maçları tamamlandı ve UEFA’da yoluna devam edecek sekizli belirlendi: Bremen, Spartak Moskova, Bordeaux, Shaktar, Steau, Benfica, CSKA Moskova ve AEK.. Yani Bremen’i saymazsak dişe dokunur bir şey yok; Bremen de eğer tarih tekerrürden ibaretse, yoğun maç trafiğinden çıktığı ve kendi liginde de hayli iddialı bir pozisyonda olduğu için erken göçer.. Umalım da göçmesin..

Grup maçlarının tamamlanması ve kura çekiminin ardından devam ederiz..

30.11.2006

Zirvedeki, Şanslı Üçlü

La Liga’nın on ikinci haftasını bu hafta sonu oynanan karşılaşmalarla geride bıraktık. Ligin zirvesindeki üçlü bu haftayı da kayıpsız kapatırken, bu üçlünün ardından gelen sekiz takımın tamamı puan kaybı yaşadı. Bu da zirvede üçlünün şimdilik yalnız kalmasına neden oldu.

Haftanın ilk maçında lider Barça, Villarreal’i konuk etti. Sezona hiç beklenmedik şekilde kötü giren Villarreal bu karşılaşmada da oldukça kötüydü. Aslında Gudjonhsen’in Cygan tarafından düşürüldü kararını veren hakemin bu pek de doğru olmayan kararı maçı Villarreal için bitirdi. Bu dakikaya kadar maç aslında Villarreal için hiç de kötü geçmiyordu. Sonuçta özellikle ikinci yarıda Barça oldukça rahat bir oyun sergiledi ve maçı da 4-0 kazandı. Maçın adamı hiç kuşkusuz İniesta idi. Bu aralar oldukça formda olan İniesta güzel futbolunu asist ve golle de süsledi. Tabi Ronaldinho’nun attığı enfes gole de değinmek lazım. Son zamanlarda böyle gollere pek sık rastlayamıyoruz. Mutlaka görün bu golü.

Villarreal ise sanırım devre arası transfer dönemini hareketli geçirecek. Şimdilik ilk yarıyı en az kayıpla bitirmeye çalışmaktan başka çareleri yok gibi.

Aynı akşam oynanan diğer karşılaşmada ise Atletico Madrid, Sociedad karşısında iki puan kaybederek Barça’nın sekiz puan gerisinde kalmış oldu. Atletico Uranga’nın ayağından maçın 24. dakikasında yediği golle 1-0 yenik duruma düşmüş, bu dakikadan sonra uyguladığı baskının sonucunu ise ancak 78. dakikasında 24 yaşındaki altyapıdan gelen Ansotegui’nin kendi kalesine attığı golle alabilmişti. Atletico karşısında Sociedad’ın en iyisi kuşkusuz Şilili kalecisi Bravo’ydu. Bravo bu sezon iyi maçlar çıkarıyor takımın bu kötü durumuna rağmen.

Atletico Madrid çok önemli iki puan kaybetmiş oldu böylece. Sociedad ise bu kazandığı bir puanla haftalar sonra son sıradan kurtulmuş oldu. Mamafih, 12. hafta sonunda da galibiyetsiz tek takım olma durumunu sürdürüyor.

Barcelona’nın ardından ligde ikinci sırada bulunan Sevilla, Bilbao deplasmanında 8. ve 14. dakikalarda bulduğu gollerle maçı erken çözmüş oldu. Bu dakikadan sonra maçı daha çok kendi yarı sahasında kabullenen Sevilla Aduriz’in golüyle kritik dakikalar yaşamış da olsa Fabiano’nun 90. dakikada attığı golle maçı 3-1’e getirdi ve maçı böylece bitirdi. Sevilla bu galibiyetle Barça’nın ardından ikinci sıradaki yerini korurken, Bilbao bu mağlubiyetle Osasuna’nın da farklı kazanması sonucunda ligde 18. sıraya gerilemiş oldu. Bu karşılaşmanın ardından teknik direktör Sarriugarte’nin görevine son verildi. Böylece Sociedad’ın ardından diğer Bask takımı olan Bilbao’da teknik direktör değişikliğine gitmiş oldu. Dani Alves geçen hafta olduğu gibi yine iyi bir performans ortaya koyarken, Fabiano da attığı iki golle Kanoute yokken de etkili olabileceğini gösterdi. Juande Ramos kadrosunu iyi bir şekilde kullanmaya devam ediyor.

Zirvenin üç numarası Real Madrid ise haftanın maçında Valencia deplasmanında 1-0 galip gelmeyi başardı. Bu maçla ilgili aslında hayli fazla söylenecek şey var. Öncelikle daha önce Guti ile ilgili yazı yazmış, yazılarımda Real Madrid’in şuan ki kadrosunun en önemli unsurlarından biri olduğunu belirtmiştim. Guti’siz Real Valencia karşısında hiçbir hücum girişiminde bulunamadı desek yeridir. Bir kez maçın 51. dakikasında sol taraftan etkili gelen Real Madrid, Raul’un şık golüyle öne geçti ve üstünlüğünü maç boyu korudu.

Asıl söyleyeceklerimiz Valencia ile ilgili. Son hafta yaşadıkları talihsizliklerden bir türlü kurtulamayan Valencia bu maçta da birçok gol pozisyonuna girmesine rağmen gol atmayı beceremedi. Maça daha atak başlamış olmasına rağmen David Villa’nın erken sakatlanmasıyla oyun kurgusunda değişikliğe giden Flores, Vicente’yi sol tarafa alıp Silva’yı, Villa’nın yerine koydu. Vicente zaman zaman sol kanadı etkili kullanmış olsa da Silva iyi başladığı maçın devamını Real savunması arasında gösteremedi.

Eleştirilerim elbette Flores’e olacak. Villa’nın çıkmasından sonra Morientes’i maç boyunca düşünmemiş olması ve Angulo’yu da ısrarla oyunda tutması eleştirilerin odak noktası. Morientes’i almayıp oyunda tuttuğu Angulo özellikle iki gol kaçırdı ki inanılmazdı. Aragones’in de ısrarla tercih ettiği Angulo bu kaçırdığı gollerle Flores’i de Valencia’yı da çok zor duruma düşürmüş oldu. Valencia bu kadar eksiğine rağmen, formsuz oyuncularına rağmen maçı kazanacak pozisyonları da bulmuş olmasına rağmen bu haftadan da puansız ayrılmış oldu.

Aslında çok beğendiğim ve gelecekte önemli işlere imza atmasını beklediğim Flores bu maçın kaybedilmesinin sorumlusudur diye düşünüyorum.

NTV’nin yayınladığı bir diğer karşılaşmada ise Celta ile Zaragoza 1-1 berabere kaldı. Zaragoza Diego Milito’nun erken golüyle öne geçmiş olmasına rağmen Zapater’in 14. dakikada oyundan atılmasıyla muhtemelen kazanacakları maçta 2 puan yitirmiş oldu. İlk yarının sonlarında etkili olan Celta müsait pozisyonlar bulmasına rağmen bunları değerlendirememişti. İkinci yarıda ise Zaragoza kalecisi Cesar Barça maçında olduğu gibi yine bir hatalı gol yedi ve takımını zor duruma düşürdü. Buna rağmen 10 kişilik Zaragoza 1-1den sonra gol fırsatları yakaladı ancak bunları değerlendiremedi. Celta 10 kişi kaldıktan sonra ise maç tamamen rölantiye döndü ve 1-1 sona erdi.

Haftanın en talihsiz takımı da Betis’di. Bu sezona kötü başlamış olmasına rağmen, iyi futbol oynayan ve şansız puanlar kaybeden Betis Pazar gecesi de çok şansızdı. 1-0 önde götürdüğü maçın 94. dakikasında Pandiani’nin golüne engel olamayarak iki puan daha kaybetmiş oldu. Ligin beraberlik takımı Espanyol da böylecek 94. dakikada da olsa yine haftayı bir puanla tamamlamış oldu.

Getafe ise sahasındaki ikinci puan kaybını Levante karşısında yaşamış oldu. Getafe bu maçta da gol yemeyerek sahasındaki gol yememe serisini bozmamış oldu.

Bu sezonun kötü takımlarından Osasuna ise deplasmanlarda bir türlü etkili olamayan Deportivo önünde 4-1 gibi farklı bir skorla kazanma başarısı gösterdi. Bu sezon belki de Osasuna ilk kez iyi bir performans gösterdi. Deportivo, Barcelona beraberliğinin ardından ligde oynadığı son üç maçta sadece bir puan alabildi.

Haftanın en gollü maçında son haftaların formda iki takımı karşılaştı. Yedi golün atıldığı maçta Racing Santander maç öncesi altıncı sırada bulunan, ligin yeni takımı Recreativo’yu 4-3 mağlup etti. Son iki haftaya kadar neredeyse bütün maçlarında bir ya da ikiden fazla gol olmayan Mallorca, Barça mağlubiyetinin ardından Gimnastic ile karşılaştı. 1-0 yenik duruma düştükleri maçta önce 2-1 öne geçen Mallorca, Nastic’in golüne maçın 90. dakikasında da bulduğu golle karşılık vererek maçı 3-2 kazandı. Nastic takımında da bu maçtan sonra teknik direktör Luis Cesar Sampedro’nun görevine son verildi.

La Liga’da haftanın takımına da bir göz atalım; Kalede Atl.Bilbao karşısında takımının galibiyetinde önemli rol oynayan Andres Palop(Sevilla), Defansta bu hafta tekrar göbekte oynayan ve yine iyi bir performans ortaya koyan Sergio Ramos(Real Madrid), bu sezon iyi bir performans ortaya koyan genç Arjantinli Garay(Santander), Celta’dan Sergio Fernandez ve Osasuna’dan da Josetxo diğer savunmacılar. Orta sahada ise Barcelona’dan İniesta hiç kuşkusuz haftanın en önemli portrelerinden biriydi. Mallorca’dan Jonas, Sevilla’dan Poulsen, Barça’dan Ronaldinho. Forvette ise Santander’den Zigic ve Osasuna’dan Soldado haftanın göze batan isimleri.

29.11.2006

Portekiz Futbolunda Son Durum

Portekiz, bu yıl Avrupa'ya altı takım gönderdi. Şampiyonlar Ligi'ne giden üçlüden Porto ve Sporting Lisbon direkt olarak gruplara kalırken, Benfica üçünü öneleme turunda Austria Wien'i eledi. Son maçlar öncesi takımların durumlarını inceleyelim.

B Grubu'nda İnter ve FC Bayern arasından çıkmaya çalışan Sporting Lisbon gruba iyi başlamıştı. Sonrasında iki Bayern Münih maçında alınan bir puan Lisbon ekibini zor durumda bıraktı. Kader maçında İnter ile deplasmanda karşılaştılar. Bu zorlu maçta da iyi bir oyun çıkarmalarına rağmen, Crespo'nun tek golüyle maçı kaybettiler ve yollarına Uefa Kupası'nda devam edecekler -tabi son maçta farklı mağlup olmazlarsa evlerinde Spartak Moskova'ya- .

Şimdi, Sporting'in bu kupadaki şansının ne olduğuna bakalım. Sporting Lisbon, Avrupa Kupaları'nda tecrübeli bir ekip. 4-1-4-1 düzeniyle oynuyorlar. Kalede milli takımdan tanıdığımız tecrübeli Ricardo var. Savunmada; Caneira,Anderson Polga gibi tecrübeli ve taktiksel disipline sahip oyuncular var. En büyük handikapları orta sahada üst düzey bir yıldıza sahip olmamaları. Rodrigo Tello, Pontus Farnerud ve Carlos Paredes tecrübeleriyle takımı sırtlamaya çalışıyorlar. Genç isim Joao Moutinho takımın en yaratıcı ismi. Forvette de takımın en iyisi olarak gösterebileceğimiz Brezilya Liedson var. (kendisi İnter maçında oynayamadı.) Sporting Lisbon'un bu kadro yapısıyla Uefa Kupası'nda sonuna kadar gitmesi zor gözüküyor ama unutmamak gerekir ki; tecrübeli isimlerin varlığı ve genç Moutinho ile Liedson'un potansiyelleri bu takımı tehlikeli bir ekip yapıyor.

Şampiyonlar Ligi F Grubu'nda Benfica var. Benfica'nın tur mücadelesi Manchester United ve Celtic ile. Geçen sezonun çeyrek finalisti Benfica, lige çok kötü başlayarak ilk üç maçta sadece bir puan alabildi. Son iki maçta aldıkları iki galibiyetle tur iddiasına sahip oldular. Benfica, grubun son maçında Manchester United'la deplasmanda karşılaşacak ve bu maçı kesinlikle kazanmaları gerekiyor. Geçen yılı hatırlayalım hemen. Bu iki takım arasında yine gruptan çıkma mücadelesi son maça kalmıştı ve son maç Benfica'da oynanacaktı. Maçı kazanan ekip Benfica oldu. Bu maç adeta geçen yılın rövanşı ve harika geçeceğini tahmin etmek zor da değil. Benfica'nın en büyük handikapı deplasmanlarda bu sezon kötü olması ve gol bile atamaması. Diğer taraftan, Manchester United ise içsahadaki iki maçını da üçer gol atarak kazandılar. Bu istatistik Manchester'ı favori gösterse de futbol sahada oynanır ve Benfica'nın sahaya çıkması muhtemel isimleri küçümsenecek isimler değil.

Benfica, 4-1-2-1-2 formatıyla oynuyor. Kalede Quim, savunmada tecrübeli isimler Ricardo Rocha ve Leo var. Orta alanda; klasik ön liberolar Katsouranis ile Petit var. Katsouranis'in mücadeleci futbolu ile Petit'in uzun şutları orta sahada üstünlüğü Benfica'ya geçirebilir her maçta. Benfica'nın ileri uç adamlarına söyleyecek fazla birşey yok zaten. Forvet arkasında Simao veya Karyaka oynayacaklar. İkisi de süratli ve iyi şut atan isimler. Kaptan Simao bu bölgede öncelikli tercih olacaktır. Forvet ikilisinde ise tecrübeli golcü Nuno Gomes ile potansiyelini hiçbir zaman ortaya koyamayan Fabrizio Miccoli var. Miccoli'nin Manchester deplasmanında veya bu sezon sonuna kadar oynanacak maçlarda patlama yapmasını bekliyorum.

Benfica'nın Sporting Lisbon'a göre çok daha iyi bir kadrosu var. Bu takımın Şampiyonlar Ligi'nde devam etme şansı var. Bu arenada devam etmeseler bile, Uefa Kupası'nda en az çeyrek final oynacaklarını düşünüyorum.

Geçelim Portekiz tarihinin en önemli futbol ekibi Porto'ya. Porto, 2004 Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu'ndan sonra başta Mourinho ve Deco gibi yıldızlar olmak üzere rüya takımını büyük ölçüde kaybetti. Bundan sonra, toparlanma sürecine giren ekip geçen yıl ligi şampiyon bitirdi ve Şampiyonlar Ligi'ne direkt katıldı. Grupta Arsenal, CSKA Moskova ve Hamburg ile eşleştiler. İlk bakışta; Arsenal'in zirvede kopacağı ve tur mücadelesinin CSKA ile Hamburg arasında geçeceği, Porto'nun belki Uefa Kupası'na kalabileceği düşünülüyordu. Grup başladıktan sonra işler değişti.

Gerçi, Porto kötü başladı, ilk iki maçta gol bile gelmedi. Hamburg da puan alamamıştı. Üçüncü maçlar geldiğinde artık CSKA'nın da Arsenal ile beraber tura yakın olduğu düşünülüyordu. CSKA, Arsenal maçlarından avantajlı çıkarken Porto Hamburg'u iki kere yendi ve tur için iddialı konuma geldi. Beşinci maç, en kritik maç oldu böylece. Evinde harika olan CSKA'nın fiyakasını Porto bozdu. Porto böylece son maçta ipleri eline alan takım oldu. Porto, son maçta evinde mağlup olsa dahi tur atlaması muhtemel.

Porto'nun oldukça genç bir kadrosu var -bu nedenle ilk maçlardaki kötü performansı garipsememek gerekir- . 4-3-3 formatıyla sahaya diziliyorlar. Kalede Helton var. Savunmanın sağında oynayan Bosingwa sanırım herkesin dikkatini çekmiştir. Pepe ile Ricardo Costa da savunmanın diğer yıldızları. Orta alanda yıldız isimler Paulo Assuncao, Lucho Gonzales ve Anderson var. Assuncao mücadeleyi seven bir önlibero. Lucho, hem mücadeleci bir oyuncu, hem de attığı üç golle takımı sırtlayan bir isim. 88'doğumlu Brezilyalı Anderson da geleceğin yıldızı. Yeteneklerini oynadığı her maçta sergiliyor. Forvette Quaresma, Lisandro Lopez ve Helder Postiga var. Sağ çizgide görev yapan Quaresma bir gol iki asistle ve oyun içi performansıyla kuşkusuz takımın yıldızı. İtalyan yıldız Lisandro Lopez'in üç golü var. Güçlü forvet Postiga'nın ise bir golü var. Porto'nun bu genç yıldızlarıyla evinde Arsenal'i yenmesinin muhtemel olduğunu düşünüyorum. Bana kalırsa elenmeleri büyük sürpriz olur. Elenseler dahi, Uefa Kupası'nda en az yarı final oynarlar. Üç dev arasında şu anda en iyi ekip Porto gözüküyor.

Portekiz'den bu yıl Uefa Kupası'na da üç takım katıldı. Bunlar da ; Braga, Nacional ve Vitoria Setubal idi. Bunlardan Vitoria Setubal, ilk turda Heerenveen'e ilk maçta kendi sahasında 3-0 kaybetti, deplasmandaki maç golsüz berabere bitti ve Setubal, gruplara kalamadı. Nacional ise Rapid Bükreş'le eşleşti ve iki maçta da rakibine mağlup oldu.

Portekiz'in bu turnuvada gruplara kalmayı başaran tek takımı Braga oldu. Braga, birinci turda İtalya'dan şike olayları sonrası buraya gelen Chievo'yu 2-0 ve 1-2 ile eledi. Braga, C Grubu'nda Sevilla, AZ Alkmaar, Grashoppers ve Slovan Liberec ile eşleşti. İlk maçta Hollanda deplasmanında kaybettiler, ikinci maçta evlerinde Slovan Liberec'i farklı mağlup ettiler. Braga'nın kura şansı var demek yanlış olmaz sanırım. Öyle ki, bu gece Sevilla deplasmanındalar. O maçı kaybetmeleri muhtemel, son maçta kendi sahalarında Grashoppers'i ağırlayacaklar. Tur için büyük ihtimalle rakipleri Grashoppers olacak. Kendi sahalarında bu rakibe kaybetmeleri uzak bir ihtimal olarak gözüküyor. Braga'nın gruptan sonra çok ileriye gidebileceğini söylemek biraz hayalcilik olur. Çok zayıf bir kadroları var eski PSG'li Hugo Leal dışında uluslararası tecrübeye sahip bir oyuncuya da sahip değiller.

Avrupa'da mücadele eden takımların şanslarını inceledikten sonra, bir de Portekiz Ligi'nin durumuna bakalım. Portekiz Ligi'ni, Türkiye Ligi'ne benzetmek yanlış olmaz sanırım. Türkiye'deki ''üç büyükler''in yerini orada Porto, Benfica ve Sporting Lisbon dolduruyor. Yakın geçmişte iddialı bir takım olan ama son yıllarda düşüşe geçen Boavista da Trabzonspor'a benziyor biraz. Braga'da bir nevi Gençlerbirliği gibi değerlendirilebilir. Tabi Türkiye'de bu yıl Vestel Manisa çıkış yapmıştı, orda da benzer bir çıkışı Leiria takımı yaptı. Portekiz Ligi'nin zirvesinde iki takım var şu anda: 25 puanlı Porto ile 23 puanlı Sporting Lisbon. En yakın takipçilerinin puanı 17. Porto'nun çok üst düzey performans sergilediğini söylemek yanlış olmaz.

Şu ana kadar oynanan 10 maçta 8 galibiyetleri var. Kaybettikleri tek maç Braga'ya kaybedilmiş, berabere biten maç ise Sporting Lisbon deplasmanında. Porto, bu iki maçta da gol atmayı başarmış, ayrıca Benfica'yı da yenmişler. Porto'nun bu kadar üst seviye performans gösterip arayı açamadığı tek takım Sporting Lisbon. Sporting Lisbon, ligdeki tek mağlubiyetini kendi sahasında Paços Ferreira'ya karşı aldı. Beira-Mar deplasmanında bir beraberlik aldılar. Üçüncü sıradaki Braga ve dördüncü sıradaki Leiria'nın 17 puanları var. Braga'nın burada olması sürpriz değil. Braga'nın Avrupa Kupaları'nda olduğu gibi ligde de deplasman sorunu var.

Deplasmanda şu ana kadar tek galibiyet alabilmişler, içeride ise Porto ve Benfica'yı devirmişler. Leiria takımı ise zirvede bulunmaya pek alışkın değil. Üç büyüklerin üçüne de mağlup olmuşlar ancak Braga'yı deplasmanda devirmeyi başarmışlar. Son dört maçta mağlubiyetleri yok. Bu ikilinin arkasında 16 puana sahip Benfica ile Nacional var. Benfica içsahada üstün performans gösterirken, deplasmanda zorlanıyor. Benfica'nın maç eksiği de var. Şampiyonluk yarışına baktığımızda Porto'nun güçlü kadrosuyla arayı daha da açacağını düşünüyorum. Sporting Lisbon'un tempoya ayak uyduramayacağını, diğer taraftan Benfica'nın çıkışa geçeceğini tahmin ediyorum. Kısacası, ligde ilk üçün değişmesi zor. Porto şampiyonluğa gider, Benfica ile Sporting ikincilik mücadelesi yapar gibi gözüküyor.

25.11.2006

Musalla Taşı

Serie A yazarı olarak başladığı ortakafagol.com da yeni bir köşe ile karşınızda olacak bu satırların gariban yazarı.Yönetim benden bıkana kadar da Serie A’yı benden okumaya devam edeceksiniz değerli okurlar. Bu köşemiz ise futbol tarihindeki efsanelerden tutunda futbol tarihinde hatırlanmak istenmeyen pek çok anının hatırlandığı köşe olacak. Yani bir nevi Nostalji yapacağız ah eski diyeceğiz.

1985 yılının sıcak bir mayıs ayında gelişmişti ilk işleyeceğimiz olaylar. Şimdiki Şampiyonlar Ligi’nin karşılığı olan Şampiyon Kulüpler Kupasında final oynanıyordu adres ise Belçika’nın başkenti Brüksel’deki Heysel stadı idi.

Bir yanda o yılların efsanesi inanılmaz takımı Liverpool vardı. Kadrosunda enteresan işler yapan kaleci Grobbelar efsanevi oyuncu Dalglish ve inanılmaz golcü İan Rush gibi önemli oyuncuları bulunduran takım çeyrek finalde Austria Wien’i yarı finalde Yunan ekibi Panatinaikos’u rahatlıkla geçen takım finalde İtalyanların karşısına dikildi.

Liverpool’un rakibi ise o yıllarda fırtına gibi esip İtalya’da alınmadık kupa bırakmayan Juventus’tu. Bianconeriler o yıl çeyrek finalde Sparta Prag’ı kolaylıkla geçtikten sonra zorlu Bordeaux’u da zorlanarak geçmiş finalde Liverpool’a rakip olmuşlardı. O yıllarda da çok zengin bir kadroya sahip olan Juventus’ta da yıldızlar çoktu. Tabii ki içlerinden bir tanesi farklıydı o da Platini idi. T.D ise hepimizin hala tanıdığı Giovanni Trapattoni

Maç günü gelip çattığında saha dışında İngiliz ve İtalyan taraftarlar arasında çok şiddetli kavgalar yaşanmaktaydı. Özellikle alkolü fazla kaçıran İngiliz taraftarlar ortalığı birbirine katmaktaydılar. Öyle ki İngilizler Brüksel sokaklarında gördükleri her İtalyan’a saldırıp sokakları karıştırmıştı. Dışarıda bunlar olup biterken Belçika polisi olanlara önem vermemekte ve stad içi güvenliği fazla önemsememekteydi. Bu yüzden Futbol tarihinin en kanlı günlerinden biri oldu 29 Mayıs 1985 tarihi.

Taraftarlar stada girdikten sonra İngiliz holiganlar iki takım taraftarı arasında barikat olmaması sebebiyle İtalyanlara saldırmaya başladılar. İtalyanlarda karşılık vermeye çalışıyorlardı. Bu hengâme sırasında oluşan izdiham sırasında oradaki bir duvarın çökmesi facianın yaşanmasına sebep oldu. Duvarın da yıkılmasıyla beraber pek çoğu İtalyan olan pek çok taraftar can verdi.

Bu hengâme ve olaylardan pek fazla haberi olmayan oyuncuların sahaya çıkması ile maç başladı. Oyunculara söylenen şey ufak bir tartışma olduğu can kaybı olmadığı idi. Ama bazı oyuncular yine de oynamayı reddetse de UEFA mercilerin girişimleriyle maç başladı. Maçta pek tat tuz yoktu. İlk yarı golsüz geçti. İkinci yarının 11 maçın 56, dakikasında Juventuslu Boniek’in düşürülmesiyle kazanılan penaltıyı Platini gole çevirmiş maçı Juventus 1–0 kazanmıştır. Ancak penaltı pozisyonunda topun ceza sahası dışında olduğu görülse de Liverpoollu oyuncular tribündeki yaşanan hengâmenin utancı ile pozisyona itiraz edememiştir.

Maçtan sonra holigan İngilizlere cezayı UEFA değil kendi hükümetleri vermiştir. Futbol Federasyonunun kararıyla İngiliz kulüpleri 5’er yıl Avrupa müsabakalarına katılamamıştır. Bu ceza ana aktör Liverpool’a 6yıl olarak uygulanmıştır. Cezayı yeterli gören UEFA başka bir ceza verme gereği duymamıştır.

Bu maçtan sonra Heysel stadının bir kısmı yıkılıp yeniden yapılmış stadın ismi de King Baudouin olarak değiştirilmiştir. Stad da ölen 39 kişi holiganizmin şanssız kurbanlarının arasına katılmıştır. Ancak bu olay sonrası Avrupa kupaları organizasyonlarında başka büyük bir olay yaşanmamıştır. Akıllanmayan Britanyalılara tarih bir kez daha ders verecektir. Bu ders daha acı olacaktır. Bkz: Hillsborough Faciası

Maçın kadroları ile yazımı bitirmek istiyorum bu köşedeki bir dahaki yazım Hillsborough faciası.

Juventus T.D. Trapattoni
Tacconi, Favero, Cabrini, Brio, Scirea, Bonini, Platini, Tardelli ,
Briaschi (Prandelli), Rossi (Vignola) ,Boniek

Liverpool T.D: Fagan
Grobbelaar; Neal, Belgin, Lawrenson , (Gillespie) Hansen ,
Nicol, Dalglish, Whelan, Wark, Rush, Walsh (Johnson)

Maçın Hakemi İsviçreli Andre Diana

Bir dahaki yazıma kadar herkese saygı sevgi futbol