İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

21.12.2007

Portekiz Ligi'nde Son Durum (Aralık 2007)

Ders programımın yoğunluğu dolayısıyla Portekiz Ligi hakkında fazla yazı yazamazken, Aralık ayının ilk haftasını geçtiğimizde ligde yazmaya değer pek bir olayın olmadığını da görüyoruz. Lafı uzatmadan, ligin zirvesinden başlayalım...

Son beş sezonun dördünü zirvede bitiren ve son iki sezonda şampiyon olan Porto, bu sezon hiç olmadığı kadar rahat bir şekilde ilerliyor. Geçen sezonu şampiyon bitiren ve Şampiyonlar Ligi'ne ikinci turda veda eden Porto, transfer döneminde genç savunmacı Pepe'yi Real Madrid'e, geleceğin en büyük yıldızı orta saha futbolcusu Anderson'u ise Manchester United'a satmıştı. Yerlerine yine gelecek vaad eden futbolcular transfer edildi. Bu hamlelerle Porto'nun sezona istikrarsız başlamasını bekleyebilirdik. Ama, hiç de öyle olmadı. Jesualdo Ferreira'nın yönetiminde sezona çok flaş bir giriş yaptı Porto. Şampiyonlar Ligi'nde Beşiktaş'ın bulunduğu grupta ilk dört maçta mağlup olmayan Porto, ligde de önüne gelen herkesi yendi ve rakiplerinin formsuzluğundan da faydalanarak arayı açtı. 12'şer maç sonunda en yakın rakibinin yedi puan önünde lider olan Porto, Şampiyonlar Ligi'nde gruptan lider çıktı. Savunmada Bosingwa, en istikrarlı isimlerden. Lucho Gonzalez bildiğiniz gibi, Ricardo Quaresma da her maç daha iyi oynuyor ve Euro2008'de patlamasını bekliyoruz. Forvette formayı ise Adriano kaptı. Forvete dönük oynayan Faslı Tarik Sektiou ise çıkış yapan bir diğer isim. Yeni transferlerden en fazla forma giyeni Arjantinli '85 doğumlu Mario Bolatti. Orta sahada geriye dönük oynayan Bolatti, 1.90'luk boyuyla fiziksel avantaja sahip. Forvet Mariano Gonzalez altı maçta forma giyerken, Ernesto Farias beklediğimiz patlamayı yapamadı...

Ligin ikinci sırasında Benfica var. Birçok önemli oyuncusunu kaybeden Benfica, sezona istikrarsız bir giriş yaptı. Ekim ayında çıkışa geçen ve arka arkaya beş maç kazanan Benfica, lider Porto'yu yakalamaya yaklaşmıştı ki; kendi sahalarında Porto'ya 1-0 kaybettiler. Ligin en çok gol atan takımı olan Benfica'da genç Paraguaylı forvet Oscar Cardozo çok iyi uyum sağladı. Şampiyonlar Ligi'nde takımının beş golünün üçüne imza atan Cardozo, Benfica'nın grubu üçüncü bitirip UEFA Kupası'na kalmasında çok etkili oldu. Önünde kısmen kolay bir fikstür olan Benfica, bu dönemde fazla puan kaybetmezse ve Porto da puanlar kaybederse sezon sonuna doğru heyecanlı bir yarış izleyebiliriz.

Ligin üçüncü sırasında sürpriz bir takım; Vitoria Guimaraes var. Sporting Lisbon son derece formsuz ve dördüncü sırada; son yıllarda üç büyükleri zorlayan tek takım olan Braga da formsuz ve şu anda altıncı sıradalar. Bu iki takımın formsuzluğundan faydalanan geçen sezonu ikinci ligde geçiren Vitoria Guimaraes oldu. Orta alanda Cezayirli Kamel Ghilas'ın önderliğinde yapılanan takımın en büyük yıldızları kanat oyuncusu Joao Fajardo, forvet Alan ve forvet Mrdakovic. Guimaraes, liderin on puan gerisinde.

Geçen sezonun ikincisi Sporting Lisbon, maçların yarısını bile kazanamamış durumda ve liderin tam on iki puan gerisinde dördüncü sırada. Şampiyonlar Ligi'nde Manchester United, Roma ve Dinamo Kiev'in bulunduğu grupta olan Sporting, aslında biraz şanslı olsa Roma'yı geçip ikinci olacaktı. Roma karşısında çok şanssız bir maç geçirip beraberliğe razı oldular, Manchester deplasmanında 1-0 öne geçmelerine rağmen kaybettiler. Yine de, Dinamo Kiev'i geçip UEFA Kupası'na kaldılar. Ligde son üç maçta sadece iki puan alabilen Sporting'in zirveye ortak olması zor görünüyor.

Beşinci sırada sadece bir maç kaybeden Vitoria Setubal var. Altıncı sırada ise Braga var. Bayern Münih, Bolton, Aris ve Kızılyıldız'ın bulunduğu UEFA Kupası grubunda mücadele eden Braga, üç maçından da 1-1'lik skorlarla ayrıldı. Son maçında Kızılyıldız'ı konuk edecek olan Braga kazanmak zorunda ama galibiyet halinde bile elenebilirler. Ligde son üç maçta yedi puan alan Braga, Setubal'ın performansına bağlı olarak Sporting Lisbon'la üçüncülük yarışına tutunabilir.

Yedinci Maritimo, sekizinci ise Belenenses. On iki maçta bir galibiyet alan Boavista, son yıllardaki manzarayı tekrarlıyor, düşme hattının bir puan üstündeler. Academica ve Leiria ise son iki sıradalar.

Görüşmek üzere...

16.12.2007

Daha da Kötü

Sevgili ortakafagol okurları tekrar merhaba. Avrupa’da sezon ortaları ve bazı liglerde devre araları yaklaşırken aynı şey Belçika Ligi içinde geçerli. En son yazımda Belçika futbolunun sürekli kötüye gittiğini size söylemiştim. Geçen arada ne oldu derseniz cevap daha da kötü. Ayrıca arada geçen zamanda Fenerbahçe Anderlecht’i eledi ve Belçika ulusal takımı 2010 Dünya Kupası elemelerinde milli takımımızla eşleşti. Anderlecht temsilcimiz karşısında varlık bile gösteremedi ve ulusal takımlarının da bizim karşımızda dişe dokunur bir performans göstermesini beklemiyorum. İlk olarak milli takımla başlayalım.

Hala mı Yeniden Yapılanma?

Federasyonumuz Ersun Yanal’ı milli takım teknik sorumluluğuna getirdiğinde ulusal takımımız, ilk olarak Belçika milli takımı ile hazırlık maçı yapıp sahadan galibiyetle ayrılmıştı. İşte Belçika milli takımının şu anki iskeletini ilk olarak o zaman izleme fırsatı bulmuştum. Arada birkaç oyuncu değişse de 8-9 kişilik kemik kadro o maçta boy göstermişti. İşte o maçta, uzun süredir süregelen başarısızlıklardan sonra Belçika takımı yeniden yapılanmanın ilk adımını atmıştı. Bunu yaparken çok umutluydular ve ileriki yıllarda başarılı olacaklarına fazlasıyla inanıyorlardı. Bugünkü sonuç mu? Hala yeniden yapılanmaya çalışıyorlar. Liglerinin kalitesi çok düşük. Avrupa’ da oynayan oyuncularının çoğu savunma ağırlıklı ama bu onları çok ileri götüremiyor. Çünkü çok iyi bir kalecileri ve takım savunmaları yok. Bu kadar yokluğun arasında da o iyi savunma arada kaybolup gidiyor. İleri uçta da AZ’ de oynayan Dembele dikkatimi çeken oyuncu. Sonuç olarak milli takım Bosna’ ya da üstünlük sağlarsa en azından 2. sırada yerini alır.

Dönelim Lige

Ligin üst sırasında Brugge ve Liege dışında sürpriz yok. Club Brugge 34 puanla liderken onları Standard Liege takip ediyor. Bu iki takım burun buruna sezon sonuna gidecek gibi görünüyor. Hangisi şampiyonluğu kapar derseniz uzun yıllardır buna aç olan ve geçen sene kötü performans gösteren Brugge bir adım önde görünüyor.

Ligin geride kalan 15 haftasındaki en büyük sürpriz ise Anderlecht. Sezon başında Fenerbahçe karşısında da çok iyi performans gösteremeyen buna ligde de devam ediyor. 15 haftada sadece 24 puan topladılar. Ön elemede elendikleri için kaldıkları Uefa Kupası’nda da gruplardın 3. sıradalar ve son maçta Getafe’ye mağlup olup Hapoel Tel Aviv’ de kendi sahasında Aalborg’u yenerse oradan da elenecekler. Tam anlamıyla kabus bir sezon geçiriyorlar. Taktik açıdan tek planları Tchite’ ye aradan toplar ve Frutos’a kanat ortaları. Geriye kalan bütün hücum zenginlikleri sanki onlar için yaratılmamış.

Dikkat Çeken Oyuncular

Ligin diğer bölümü üstteki takımlar dışında her zaman olduğu gibi duruyor. Gelelim her yazımda klasikleşen dikkatimi çeken oyuncu bölümüne. İki Fenerbahçe maçında özellikle izlediğim Lucas Biglia Avrupa’da ön libero açısından bu sene en çok gözüme batan oyuncu. Özellikle Polak ile çok iyi bir ikili oluşturuyorlar ve Tchite’ ye iyi toplar atıyorlar. Tchite’nin genel beceriksizlikleri nedeniyle de bir çok pasları heba oluyor ve takım hücum kısırlığı çekiyor. Ama tek olarak Biglia’ ya bakarsak önemli Avrupa liglerinde onu yakın zamanda görebilirsiniz. Siz de bir Anderlecht maçı yakalarsanız 5 numaralı sarışın oyuncuya dikkat edin.

Evet sevgili okurlar bir yazının daha sonuna geldik. Bol gollü günler. Sağlıcakla kalın…

4.12.2007

Portekiz Ateşi: Cristiano Ronaldo (Yeni Versiyon)

Kendisi için efsanevi futbolcu George Best’in “Şimdiye kadar yeni George Best olarak tanıtılan bir sürü futbolcu oldu ancak sadece O’nun bana benzetilmesini bir iltifat olarak kabul ettim.” dediği Portekiz ateşi Cristiano Ronaldo, üç maçlık kırmızı kart cezasının ardından, geçen sene adeta alev alev yaktığı Premiership’e geri döndü. Bakalım asi çocuk için her şey çok daha güzel olabilecek mi?

Cristiano Ronaldo dos Santos Aveiro, 5 Şubat 1985'te, Portekiz'e bağlı Madeira adasında Funchal'da dünyaya geldi. “Ronaldo” sanılanın aksine, Portekiz’de yaygın bir isim değil. Cristiano’nun bu isme sahip olmasının tek sebebi, babasının büyük bir Ronald Reagon hayranı olması.

Henüz 3 yaşındayken top peşinde koşturan Ronaldo’nun futbola ilgisi ve kabiliyeti, bir futbol kulübünde çalışan babasının gözünden kaçmamış ve Ronaldo 8 yaşındayken, O’nu, çalıştığı kulüp olan Andorinha’nın minikler takımına sokmuş. 10 yaşına geldiğinde Madeira adasında ünlenmeye başlayan Ronaldo’ya, adanın iki önemli takımı Marítimo ve Nacional talip olmuş. Nacional’e oranla daha büyük bir kulüp olan Marítimo’nun, Andorinha’nın menajeriyle yapılacak çok önemli bir toplantıyı kaçırması üzerine, Ronaldo’nun yeni takımı Nacional olarak belirlenmiş.

Nacional’de oynarken Sporting Lisbon’un üç günlük deneme antrenmanlarına katılan Ronaldo, üç günün sonunda açıklanmayan bir miktar karşılığında Sporting’le anlaştı ve Eylül 2002'de A takımındaki ilk maçına çıktı. Bu dönemde hem kulübünde oynadığı, hem de özellikle UEFA 17 yaş altı turnuvası kapsamında Portekiz milli takımında oynadığı futbolla gerçekten göz dolduruyordu. 16 yaşındayken dönemin Liverpool menajeri Gérard Houllier tarafından takıma katılması istenen Ronaldo, sonradan çok genç ve tecrübesiz bulunduğu için transfer edilmedi.

Sporting Lisbon'un yeni stadyumunun açılması şerefine Manchester United'la düzenlenen dostluk maçı ise, Ronaldo için bir dönüm noktası oldu. 2003 Haziran'ında oynanan bu maçta her iki kanatta da gösterdiği üstün performans sayesinde Manchester'lı oyuncuların ve yöneticilerin dikkatini çekmeyi başardı. Genç yetenekleri keşfetmekte adeta bir usta olan Sir Alex Ferguson, genelde keşfettiği bu yetenekleri takımına katmadan önce bir süre bekler ancak kendisinden önce Newcastle'ın Ronaldo'ya talip olması, huysuz İskoç'un adımlarını hızlandırmasını sağladı ve Eylül 2003'te Cristiano Ronaldo, 12 milyon pound karşılığında kendisini Manchester United'lı yapan imzayı attı.

Old Trafford’da 7 numaralı formasıyla çıktığı ilk maçta, Bolton’a karşı oynadığı futbol ve takıma kazandırdığı bir penaltı sayesinde, United’lı seyircilerin büyük sempatisini kazandı. Bu etkileyici başlangıca rağmen Ronaldo, United’daki ilk sezonunda kendisinden bekleneni bir türlü veremedi.

2004 yazında düzenlenen Avrupa Şampiyonasında Portekiz’in finale kadar yükselmesi ise, genç Ronaldo’nun seyirciler tarafından daha iyi tanınmasını sağladı. Ancak bu şampiyonada, İngiltere’nin en büyük star adaylarından biri olan Wayne Rooney’nin varlığı ve ileride oynadığı etkileyici futbol, Portekizli genç futbolcunun geri planda kalmasına neden oldu. Her şeye rağmen, izleyenleri eğlendiren futbolu ile kumaşının iyi olduğunu gösterdi.

2005-06 sezonunda 47 maçta attığı 12 gol ve yaptığı 7 asistle nispeten daha istikrarlı bir form tutturan Ronaldo ile ilgili bu sezondan akıllarda kalan, Manchester United ve Benfica’yı karşı karşıya getiren bir Şampiyonlar Ligi maçının sonlarına doğru oyundan alınan ünlü futbolcunun, kendisini ıslıklarla saha kenarına yollayan Benfica’lı taraftarları gayet anlamlı(!) bir el hareketiyle selamlaması oldu.

2006 Dünya Kupası ise genç futbolcu için adeta kendi kendini karalama kampanyası gibi geçti. İyi futbol oynamasına rağmen, maçlarda anlamsız yere kendini yere atarak hakemi aldatmaya çalışması, rakibini provoke etmesi ve İngiltere maçında Wayne Rooney’nin kırmızı kart görmesi için hakem üzerinde kurduğu baskı, özellikle İngiliz taraftarları çileden çıkarmıştı. Çoğu kişi Rooney olayından sonra, Ronaldo’nun United’da forma giymesinin imkânsızlaştığını söylüyordu. İngilizler’in öfkesi o boyuta gelmişti ki, The Sun gazetesi Ronaldo’nun resmini dart tahtasına koyarak kapak yapmıştı. Ronaldo da gazetecilere bu koşullar altında United’da oynamasının zorlaştığını söylüyor ve İspanyol gazetesi Marca’ya yaptığı açıklamada “Real Madrid’de oynamak isterim” diye ekliyordu.

Bunun üzerine, Ronaldo için “20 yıl boyunca bu takıma harika oyuncular geldi ama O, aralarındaki en iyilerden” diyen Alex Ferguson, yardımcısı Carlos Queiroz’u Portekiz’e, Ronaldo’yla görüşmeye yolladı ve yardımcısına hem kendisinin hem de Rooney’nin, Ronaldo’nun takımda kalmasını arzu ettiklerini söylettirdi. United’da kalmayı kabul eden Ronaldo, olaydan yaklaşık 9 ay sonra Real Madrid’in 80 milyon euro’luk teklifini reddetti ve haftalık 120 bin pound karşılığında, United’la olan sözleşmesini 2012 yılına kadar uzattı.

Ünlü futbolcunun Rooney olayıyla ve United’da kalmasıyla ilgili görüşleri ise şöyle: “Kendi adıma en doğru takımda olduğuma inanıyorum. Burada çok mutluyum ve bu takımla büyük zaferler kazanmak istiyorum. Kısa kariyerime United’daki herkesin katkısı büyük. Buraya geldiğimde henüz 18 yaşındaydım. Geldiğim günden beri büyük gelişme kaydettim ve gelişmeye devam edebilirim. Bunu da burada başarabileceğime inandığım için United’da kalmayı tercih ettim. 2006 Dünya Kupası’na gelirsek… Gerçekten zor bir dönemdi. Ancak bu olay, bazı şeyleri öğrenmemi sağladı ve ne kadar gençken öğrenirseniz o kadar iyidir. İngiltere’ye döndüğümde her şeyin zor olacağını biliyordum fakat kendi kendime ‘Buna hazırım’ dedim ve sadece en iyisini yapmak istedim. Taraftarın desteğini yeniden kazanmak gerçekten zordu ama futbolumla gönüllerini almayı başardım. United taraftarının arkanızda olduğunu hissetmek kadar özel bir duygu yok; zaten bu yüzden en iyiler.”

Cristiano Ronaldo’nun da dediği gibi geçtiğimiz sezon oynadığı futbol, taraftarın gönlünü almayacak gibi değildi. 53 maçta attığı 23 gol ve yaptığı 20 asistle, Ruud van Nistelrooy’un yokluğunu hissettirmeyen Ronaldo, çok iyi bir sezon geçirdi ve dünya genelinde birçok ödül kazandı. Bireysel olarak kazandığı ödüllerin kendisini mutlu ettiğini çünkü bu şekilde saha içinde takımı adına yaptıklarının insanları memnun ettiğini görebildiğini söyleyen Ronaldo, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bireysel olarak ödül almak çok güzel ancak bu ödüller, kesinlikle takım arkadaşlarımla paylaştığım ödüller kadar özel ve anlamlı değiller.”

Cristiano Ronaldo, İngiltere’ye adım attığı ilk günden beri sadece spor gazetecilerine değil, magazin gazetecilerine de malzeme olmaya devam ediyor. Ekim 2005’te bir kadına tecavüzde bulunduğu iddiasıyla ilgili, Manchester'da bir polis karakoluna kendi rızasıyla ifade vermeye giden ve polislerce tutuklanarak sorguya alındıktan sonra kefaletle serbest bırakılan genç futbolcunun son vukuatı da geçtiğimiz Ağustos ayında oldu. The Sun gazetesi’nin haberine göre Cristiano Ronaldo, sezonun ilk galibiyetini aldıkları Tottenham maçının ardından takım arkadaşı Anderson ve diğer birkaç tanıdığı ile birlikte evinde grup seks âlemi yaptı. Bu haberin çıkmasının ardından Manchester United yöneticileri tarafından sorguya alınan Ronaldo’ya, Alex Ferguson hiçbir ceza vermedi.

Bu magazinsel olayın dışında, 2007-08 sezonun ikinci maçı olan Portsmouth karşılaşmasında kırmızı kart görerek United’lı taraftarların morallerini bozan Cristiano Ronaldo, üç maç cezasının ardından, Şampiyonlar Ligi’nde ve Premiership’te attığı gollerle hâlâ formda olduğunu gösterdi. Ronaldo, şu ana kadar çıktığı 9 lig maçında attığı 4 golle, takımın en golcü ismi.

“Futbolu sadece sevdiğim için oynamıyorum. Futbol oynuyorum çünkü kazanmak ve en iyisi olmak istiyorum. Şampiyonlar Ligi’ni, Avrupa Kupası’nı ve Dünya Kupası’nı kazanmak en büyük arzum. Futbol kariyerimi noktaladığımda geçmişe bakıp ‘Gerçekten iyi bir iş çıkarmışım’ diyebilmeliyim.” diyen Cristiano Ronaldo, umarım magazin yollarında yorulduğu kadar, yeşil sahalarda da yorulmaya ve eğlendiren oyununu biz futbolseverlere izletmeye daha uzun yıllar devam eder.

Futbol Extra dergisi 2007/11 Sayı: 32'de yayınlanmıştır.

29.11.2007

Türk usulü başarı

Galatasaray’ın UEFA ve Süper Kupa başarılarından sonra yakın zamanda yeni bir futbol zaferi beklemiyorduk. Derken, Şenol Güneş yönetimindeki Milli Takım, dünya üçüncüsü oldu. Kurayla Dünya Kupası’na gidilen dönemlerden, dünya üçüncülüğüne…



Biz, yani taraftarlara kala kala bu işin sevinci ve gururu kalır. Prim, araba, tatil beklentimiz de yok, böyle bir imkan da.. Sadece sevinmek yeterdi bize… Avazımız çıktığı kadar sevinemedik maalesef…



Dünya üçüncülüğünü sağ-sol kavgasına dönüştürenler yüzünden. Garip günlerdi o günler… Avrupalı takımlarla oynamamışız, dünya üçüncüsü olsak da dünyanın en iyi üçüncü takımı olduğumuz anlamına gelmezmiş, falanlar, filanlar…



Aradan geçti, 5 sene… Beş sene önce dünya üçüncülüğünü sırf saçlarını yana tarayan adamdan dolayı es geçenler, Norveç ve Bosna Hersek maçlarından sonraki halimizi, ‘büyük başarı, Titre Avrupa Türkler geliyor’ manşetleriyle önümüze koymaya çalışıyorlar. Ama yemezler…



Biz bunu hak etmiyoruz işte…



Bize başarı diye yutturulanlardan bıktık artık. Böyle bir gruptan son anda son maçta çıkmayı, başarı olarak kabul etmiyoruz. Başarı, 2000’deki UEFA Kupasıdır.Başarı, 2002’deki Dünya üçüncülüğüdür.



Eğer böylesi bir gruptan finallere kalmak başarı ise ve kırk gün kırk gece kutlanacaksa, sekiz sene önce en büyük futbol zaferlerinden birini, altı sene önce de bir başkasını yaşatanları hala omuzlarda taşıyor olmamız lazım.



Çok yakın geçmişte yaşadıklarımızı unutmuşuz gibi, Euro 2008 finallerine kalmayı başarı sayan bu temcit pilavı artık fazla gelmeye başladı. Böyle alalede sonuçları milletin önüne başarı diye koyarsanız, bu millet ilelebet o aşağılık psikolojisinden kurtulmaz. Norveç’i, Bosna Hersek’i yenmeyi marifet diye anlatırsanız, bu ülke futbolu ancak bu ülkelerdeki futbol kadar ilerler… Başarı mı? Yunanistan’ın Avrupa Şampiyonu olması… Başarı mı, Hırvatistan’ın İngiltere’de İngiltere’yi yenmesi ve EURO 2008’in dışına itmesi.



Yani dört büyüklerden birinin küme düşmesi nasıl bir halse, öyle bir hal… Var mı ötesi.? Ders budur. Futbol dersi budur…



Farkında mısınız değil misiniz bilmiyorum ama değilseniz ben bir hatırlatmada daha bulunayım: Türk futbolu, 2000’lerden önce sevindiği şeylere sevinmeye başladı. Sanki bazı şeyleri ilk kez yaşıyormuşuz gibi.



Sanki Norveç yenilmez armada… Sanki Bosna-Hersek, futbolda ekol…



Allah, fakire eşeğini kaybettirir sonra da buldurur. Sevinsin garip diye… Tam bu hal üzereyiz.



Bunu hak etmiyoruz?



Dünya Kupası’nda üçüncülük derecesi olan bir Türkiye Avrupa Futbol Şampiyonası’nda nasıl bir hedef koyacak merak ediyoruz… Gruptan çıkmayı başarı, İtalya’ya, Fransa’yı mağlup etmeyi olay haline getirmeyiz diye umuyorum…



Başarının anlamının kişilere göre değişmediği, biraz İtalyanca bilmeyle, saçlarını arkaya taramayla ve ders vermeyle, Dünya üçüncüsü olmak arasındaki o derin farkı görürüz diye bekliyorum…



Haa unutmadan Yunanistan son Avrupa şampiyonudur. Daha ne diyeyim?

27.11.2007

Euro 2008 Elemeleri Bitti

İsviçre ve Avusturya'nın ortaklaşa düzenleyeceği Euro2008 turnuvasının elemeleri bitti. 16 Ağustos 2006'da başlayan elemeler, 24 Kasım 2007 gecesi oynanacak Sırbistan-Kazakistan maçıyla sona erecek ve ev sahibi iki takımın yanında elemeler katılacak olan on dört takım belirlenmiş oldu. Bu yazıda gruplara tekrardan bakmaya ve göze çarpanlara bakmaya çalışacağız...

A Grubu'ndan başlayalım. Sekiz takımın bulunduğu tek gruptu A Grubu. 2006 Dünya Kupası'nın dördüncüsü Portekiz'in yanında, gruplarda elenen iki takım Polonya ve Sırbistan, onların yanında Avrupa'nın önemli takımlarından Belçika ve yükseliş trendinde olan Finlandiya. Kazakistan, Ermenistan ve Azerbaycan da grubun ''etkisiz elemanları'' olarak yer aldılar. Gruba iyi başlayan Finlandiya oldu. Diğer tarafta ise favori Portekiz kötü başladı. Polonya istikrarlı giderken, Belçika da beşinciliğe doğru yol almaya başladı. Portekiz elemelerin ikinci yarısında ağırlığını koydu ve toplamda sadece bir maç kaybederek ikinciliğe çıktı. Polonya da istikrarlı bir çizgide ilerleyerek grubu zirvede bitirdi. Finlandiya son beş maçında bir galibiyet alabildi ve üçüncü bitirdi. Yeniden yapılanan takımlardan Sırbistan dördüncü, Belçika beşinci bitirdi. Bu gruptan gelen en tehlikeli takım Portekiz gibi gözüküyor. Yaş ortalaması düşük olan Polonya, büyük turnuvalarda son dönemlerde başarılı olamıyor ve bir yenisine daha tanık olabiliriz. Diğer tarafta ise son Avrupa Şampiyonası finalisti ve Dünya Kupası yarı finalisti Portekiz var. Savunmada Ricardo Carvalho-Andrade-Fernando Meira üçlüsüne sahipler. Ortada Maniche-Costinha, hücuma doğru Cristiano Ronaldo-Deco-Quaresma-Simao fantastik hücum gücüne sahipler. İleride Postiga veya Nuno Gomes oynayacak. '86 doğumlu Miguel Veloso-Joao Moutinho-Nani üçlüsü de arkadan geliyorlar. Kısacası, Portekiz'in önümüzdeki şampiyonada ileriye doğru bir adım daha atması hiç de zor görünmüyor. Lider Polonya'nın kadrosunda ise pek bir değişiklik yok Dünya Kupası kadrosundan. Hücumda Zurawski-Raziak, orta alanda Smolarek-Krzynowek isimleri göze çarpıyorlar...

B Grubu'nda heyecan son maçlar öncesinde bitti. Dünya Kupası'nda çeyrek final oynayan altı Avrupa takımından üçü bu grupta buluştular: İtalya, Fransa ve Ukrayna. Zidane sonrası Fransa elemelere iyi başladı ve iyi devam etti. Ukrayna ise bir türlü istikrarı sağlayamadı. Gruptaki ikincilik mücadelesi İskoçya ile İtalya arasında geçti. Dünya Şampiyonluğu sonrası fazlaca rehavete kapılan İtalya, karşısında fazlaca istekli bir İskoçya buldu. Son iki maça kadar iki mağlubiyetle avantajlı olarak giden İskoçya, önce Gürcistan deplasmanında kaybetti ve avantajı İtalya'ya bıraktı. Final niteliğindeki maçta kendi evlerinde İtalya'ya son dakika golüyle yenildiler -ki beraberlik de işlerine gelmiyordu-. Dünya Şampiyonu İtalya, turnuvaya Dünya Şampiyonu yıldızlarının yanına gençleri de ekleyerek gidiyor. Cannavaro'nun yanında Grosso, Oddo, Zambrotta'ya sahipler, Juventus'lu Chiellini'nin performansı da umut veriyor. Orta alanda Pirlo-Gattuso ikilisinin yanında Perrota, De Rossi ve Camoranesi de eklenebilirler. Hücumda ise Iaquinta, Gilardino, Del Piero, Rosina, Luca Toni son derece etkili silahlar.... Fransa cephesine bakıyoruz. Savunmada; Evra, Gallas, Abidal'in yanına Mexes ve Sagnol gibi önemli isimler eklenebilir. Orta alanda; Patrick Vieira'ya sahipler. Arsenal'li Flamini tam bir görev adamı. İleriye dönük olarak kendilerini çok geliştiren Samri Nasri ve Hatem Ben Arfa var. Franck Ribery ve Florent Malouda da unutulmamalılar. Forvette ise dünyanın bir numarası Thierry Henry'nin yanında David Trezeguet, Nicolas Anelka ve Karim Benzema gibi alternatifler mevcut...

Milli Takımımız'ın da yer aldığı C Grubu'na gelelim. Elemelerin en vasat grubuydu dersek abartı olmaz herhalde. Son şampiyon Yunanistan, Türkiye ve Norveç'in ilk iki için yarıştığı grupta Bosna'nın dördüncü, Macaristan'ın beşinci, Moldova ve Malta'nın da sona yuvarlanacakları baştan belliydi. 12 maçta 10 gol yiyen Yunanistan, rakiplerinin son derece vasat olmasından faydalanarak rahat bir şekilde zirveye çıktı. Elemelere iyi başlayan ancak Malta, Moldova ve Bosna deplasmanlarından iki puan çıkarmayı başarabilen Türkiye, kendini bir anda üçüncülükte buldu. Yunanistan-Türkiye maçları dışında sadece bir maç kaybeden Norveç, final niteliğinde olan maç öncesi Türkiye'ye karşı büyük avantajla çıktı karşılaşmaya. Öne de geçmelerine rağmen kaybettiler ve ikincilik de Türkiye'nin oldu. Finallere giden Yunanistan-Türkiye ikilisinde başarı beklemek bence çok zor. İkinci Türkiye, böylesine vasat bir gruptan çıkmayı son anda başardı ve gelecek için de hiçbirşey vaad etmiyor. Yunanistan'ın ise kadro derinliği yok ve şampiyon kadrodan sadece iki kişi değişmiş durumda. Futbolda değişim olmadan gelişim olması epeyce zor. Önemli hücum silahları Georgios Samaras, Angelos Charisteas, Theofanis Gekas ve Amanatidis. Savunmada ve orta alandaki silahları ise sertlikten başka birşey değil. Stelios, Karagounis, Katsouranis, Basinas'lı orta alan hiç iç açıcı değil... Türkiye'nin ise savaşçı gözüken bir kadrosu var ama bir türlü istikrarı sağlayamıyor. En önemli isimler yurtdışında kariyer yapan futbolcular: Hamit Altıntop, Yıldıray Baştürk, Nihat Kahveci, Halil Altıntop, Emre Belözoğlu. Bu futbolcuların performanslarını sergileyememeleri durumunda bir B planı yok...

D Grubu'ndan çıkanlar hiç de sürpriz olmayan bir şekilde Çek Cumhuriyeti ve Almanya. İrlanda başlarda biraz zorlasa da açık ara kaybetti. Slovakya, Galler ve Kıbrıs Rum Kesimi de sıralandılar. San Marino da sıfır çeken üç takımdan biri oldu. (Andorra, San Marino ve Faroe Adaları) Finalleri garantileyen ilk takım olan Löw'ün Almanya'sı turnuvanın favorilerinden biri olarak gözüküyor. Dünya üçüncüsü takımın savunması aynen duruyor. Serdar Taşçı gibi iyi bir yedeğe de sahipler. Orta alanda Bastian Schwensteiger, Tim Borowski, Hitzlberger, Khedira, Hilbert, Kehl son derece derin bir kadroya sahipler. Hücumda ise Miro Klose'nin yanında Lukas Podolski, Mario Gomez, Kevin Kuranyi alternatiflerine sahipler. Son derece geniş bir kadrosu olan Almanya da turnuvada en azından yarı final oynayabilir gibi gözülüyor... Yeniden çıkışa geçmeye çalışan Çek Cumhuriyeti'nin kadrosuna göz atalım: '80 doğumlu David Rozehnal ve Zdenek Grygera'nın parladığı savunma hatları var. Hücuma dönük olarak Jaroslav Plasil ve Tomas Rosicky isimlerine sahipler. Forvette ise muhteşem ikili Jan Koller ve Milan Baros varlar. Hepsinden önemlisi, Çek Cumhuriyeti her zamanki gibi çok savaşçı bir takıma sahip. 12 maçta sadece 5 gol yiyen üç takımdan biriler (Fransa, Hollanda ve Çek Cumhuriyeti) ve bunların içinde en fazla gol atan takım (27) durumundalar...

E Grubu, elemelerin en çekişmeli grubuydu. Son üç büyük turnuvaya ilk turda veda eden Hırvatistan, son dönemin sürekli hayal kırıklığı İngiltere, Guus Hiddink'i takımın başına getiren umutlu Rusya ve patlamaya hazır İsrail ilk dörde girmeye aday takımlardı. Gruba iyi başlayan ve son maçlar öncesinde yerini garantileyen Hırvatistan oldu. Elemelere kötü başlayan İngiltere, iyi başlayanlar ise Rusya ve İsrail idiler. İsrail'in nefesi yetmedi ve aradan çekildiler. Son iki maça girilirken Rusya ile İngiltere arasında müthiş bir çekişme vardı. Rusya, İsrail'e kaybedince avantaj İngiltere'ye geçti. İngiltere ise hakemlerin müthiş katkısına rağmen Hırvatistan'a içeride mağlup olmayı başardı ve eline geçen fırsatı adeta zorla Rusya'ya verdi. İngiltere finallere gidemediği için kendinden başka kimseyi suçlayamaz. Grubu rahat lider bitiren Hırvatistan'ın kadrosuna bakalım: Tecrübeli bir savunma hattına ve Manchester City'nin genç sağ beki Corluka'ya sahipler. Orta alanda Bremen'li Vranjes, Betis'li Babic varlar. Hücuma dönük olarak ise Portsmouth'un parlayan yıldızı Nico Kranjcar ve Schalke'nin müthiş genci '88 doğumlu Ivan Rakitic kadroda. Forvette üç müthiş isim; Ivica Olic, Mladen Petric ve Arsenal'li Eduardo da Silva. Hırvatistan'ın bu genç takımıyla finallerde çeyrek finalden öteye gidebileceğini sanmıyorum, açıkçası. Ancak; '98 Dünya Kupası'ndaki gibi harika bir Hırvatistan geliyor ve bu harika bir haber... Rusya'da ise forvetler dışında pek göze batan bir isim yok. Sevilla'lı Alex Kerzhakov ve Lokomotiv Moscow'lı Dmitri Sychev turnuvada parlamaya adaylar. Teknik direktör Guus Hiddink faktörünü de unutmamak gerekir. Rusya, teknik kapasitesi sınırlı olsa da sonuna kadar savaşan bir takım ve finallerde de pes etmeyecekleri kesin...

F Grubu'ndan finallere giden takımlar İspanya ve İsveç. Elemelere iyi başlayan Kuzey İrlanda'nın nefesi ikinci bölüme yetmedi. Danimarka da içeride İspanya'ya mağlup olarak havlu attı. İspanya ve İsveç her zaman olduğu gibi elemelerde başarılı oldular. Şimdiki soru; her zaman olduğu gibi finallerde başarısız mı olacaklar? İsveç, son üç turnuvada sadece gruplardan çıkmayı başardı. İspanya da favori olarak gittiği turnuvalardan çeyrek finalin ötesini göremeden ayrıldı. Lider bitiren İspanya'nın kadrosuna bakalım: Savunmada tecrübeli Carles Puyol'un yanında Sergio Ramos ve Raul Albiol gibi iki kaliteli gence sahipler. Orta alanda Xavi-Iniesta ikilisinin yanında Cesc Fabregas ve David Silva parlayan iki genç. Hücumda David Villa, Fernando Torres ve Jose Antonio Reyes var. İspanya hiç fena bir kadroya sahip değil ve yarı final favorilerinden gözüküyor.... İsveç'in de pek değişik bir kadrosu yok. Zlatan Ibrahimoviç liderliğinde Freddie Ljungberg ve Kim Kallström gibi önemli isimlere sahipler. Defalarca söylediğim gibi, Ibrahimoviç'in liderlik ettiği bir takımın yukarılara gitmesi, ancak rakiplerin katkısına bağlıdır. 2004'teki gibi bir turnuva olursa İsveç'in şansı olabilir...

Son grupta da ilk iki için mücadele eden üç takım oldu: Hollanda, Romanya ve Bulgaristan. Hollanda ve Romanya ilk ikide yer almayı başardılar. Hollanda'nın savunmasını gençlere emanet ettiğini görüyoruz. Orta alanda Seedorf, Robben, van Bronckhorst gibi tecrübeli ve kaliteli isimlere sahipler. Forvette ise Ruud van Nistelrooy'un partneri olmaya aday isimler Ryan Babel, Dirk Kuyt, Klaas-Jan Huntelaar ve Vennegoor of Hesselink. Geçmiştekişlerin aksine genç ve istekli olan Hollanda takımı yarı finale gidebilir... Lider bitiren Romanya, Fiorentina'lı Adrian Mutu'nun etrafında kurulan ve son derece savaşçı olan bir takım. '90ların Romanyası hala bir adım ötede...

Son olarak da kur'alar öncesi açıklanan torbaları belirtelim: 1.torbada evsahipleri İsviçre ve Avusturya'nın yanı sıra Hollanda ve son şampiyon Yunanistan var. İkinci torbada İtalya, İsveç, Çek Cumhuriyeti ve Hırvatistan; üçüncü torbada Portekiz, Almanya, Romanya ve İspanya; son torbada ise Türkiye, Rusya, Polonya ve Fransa. Bu torbalar neye göre seçildi, merak ediyorum. İlk torbadaki takımlardan Hollanda dışındakiler FIFA sıralamasında ilk 10 içinde yer almıyorlar. Dünya sıralamasında 5.,6. ve 8. olan Almanya, İspanya ve Portekiz üçüncü torbadalar. Dünya dördüncüsü, son Dünya finalisti, '98 Dünya ve 2000 Avrupa şampiyonu Fransa da son torbadan giriyor.

Son söz olarak şahsi fikrimi de söyliyeyim: Favorim Portekiz. Gönlüm de Portekiz'den yana. Umarım İspanya'yla final oynarlar. İtalya yarı finale kalırsa sürpriz olur. Bu turnuvayla beraber yükselen takımların değişmesini bekliyorum. İtalya, Fransa, Hollanda ve İngiltere(ki zaten yok) gidecek ve yerlerine Portekiz, İspanya, Almanya ve hatta Hırvatistan parlayan takımlar olacaklar gibi gözüküyor...