İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

8.06.2006

Hayal Kırıklıkları

Kimler Futbolseverleri Üzecek?

Dünya Kupası başlayana kadar herkes şu gruptan şu çıkar şu oyuncu yıldız olur şu takım sürpriz olur bir çok yorum yaptı. Ben onların tersine kupanın hayal kırıklıklarını tespit etmeye çalışacağım. Bunda çok zorlanabilirim hiç bir tahminim isabetli olmayabilir ama çok zevkli bir yazı olacağına eminim. Gelin şimdi saptmaya başlayalım.

A Grubunun Hayal Kırıklıkları

Bu grup başlı başına bir hayal kırıklığı zaten. 4 takımında futbolları birbirinden kötü. Bana göre bu grubun en büyük hayal kırıklığı Almanya olacak. Şu kolay gruptan bile çok zorlanarak çıkacaklar bana göre. Hatta aynı puanlı bir takımın üstünden 2. olarak çıkacaklar.

B Grubunun Hayal Kırıklıkları

A grubuna nazaran çok zevkli bir grup olacağa benzer. İngiltere benim bu kupadaki şampiyonluk favorim. Ama İngiltere' den de bir hayal kırıklığı çıkacak. Bu isim Michael Owen olacak. geçirdiği sakatlıklardan dolayı iyi performans sergileyeceğine inanmıyorum. Owen' ın dışında Paraguay' ın bel bağladığı Roque Santa Cruz' da Güney Amerika takımın hayal kırıklığına uğratacak.

C Grubunun Hayal Kırıklıkları

Geldik ölüm grubuna. Turnuva boyunca en çok reytingin bu grupta toplanacağını düşünüyorum. Herkesin en büyük sürpriz olacak diye yorum yaptığı Fil Dişi Sahilleri bu grubun en büyük hayal kırıklığı olacak. Fil Dişi' nde daha büyük hayal kırıklığı olarakta Didier Drogba sahne alacak. Chelsea o olduğu sürece her sene bir Shevchenko daha almak zorunda kalacak. Bence sadece Afrika Uluslar Kupası' nda oynamalı. Şampiyonlar Ligi gibi büyük organizasyonlarda çok silik kalıyor.

D Grubu Hayal Kırıklıkları

Portekiz, İran, Meksika ve Angola' nın bulunduğu grupta Portekiz elini kolunu sallayarak ikinci tura çıkar. İkincilik yarışında bence İran galip gelecek. Yükselen trendleriyle göz dolduruyorlar. Meksikalılar da taraftarları için büyük hayal kırıklığı olacak ve grup maçları sonunda Mexico City' ye gidip fiesta yapmak zorunda kalacaklar. Angola maçlarında ise gole doyacağımız kesin.

E Grubu Hayal Kırıklıkları

İtalya, Çek Cumhuriyeti, Amerika ve Gana' nın yer alacağı grupta İtalya maçlarında çok sıkılacak Çek Cumhuriyeti maçlarında hücum futbolunu çok sevdiğinizi hatırlayacaksınız. İki dev bu gruptan elini sallayarak çıkar Gana' da kısıtlı kadrosuna rağmen iyi mücadele edecek gibi görünüyor. Grubun tek hayal kırıklığı Yankiler olacak.

F Grubu Hayal Kırıklıkları

Brezilya hiçbir Dünya Kupası' na bu kadar favori olarak katılmamıştı. Ama bunu hak ediyorlar. Orta sahayı sadece Emerson' un tutacağı ve diğer orta sahaların sadece hücum yapacaklarını düşünürsek oyunun iki tarafı da gol pozisyonlarına sahne olacak. İkincilik mücadelesinde Avustralya, Japonya ve Hırvatistan' dan Japonya' nın galip çıkacağını düşünüyorum. Zico' nun antrenörlüğünde çok iyi kontra yapıyorlar. Almanya maçlarını seyrettim ve bana ışık verdiler. Hayal kırıklığı ise Hırvatistan olacak.

G Grubu Hayal Kırıklıkları

Fransa, İsviçre, Güney Kore ve Togo' nun mücadele edeceği bu grupta oyunundan nefret ettiğim İsviçre,Fransa ile gruptan çıkacakmış gibi görünüyor. Güney Kore zorlayacak gibi görünse de hayal kırıklığı olacaklar. Bunun tek sebebi de Hollanda futbol dünyasının futboldan anlamayan tek adamı Dick Advocaat' ın antrenörleri olması.

H Grubu Hayal Kırıklıkları

İspanya, Ukrayna, Tunus ve Suudi Arabistan' ın olduğu grupta heyecanı çok arayacağız. Ukrayna savunmasıyla İspanya ise kanat oyuncularıyla sonuca gidecek. Suudi Arabistan bir önceki turnuvadaki gibi bize çok gol seyrettirecek ama yine kendi kalelerinde. En büyük hayal kırıklığı ise Raul Blanco Gonzalez olacak.

İşte tahminlerim turnuva sonunda kaçının tuttuğunu görmek için şimdiden sabırsızlanıyorum. Herkese bol gollü bir Dünya Kupası diliyorum.

6.06.2006

Aşure Ayı

İçindekilerin benzemezliklerine karşın, bir araya gelişlerinde tat olan karışımın adı bizde aşuredir. Gerçekten de nohutla kuruincirin bir araya gelmesindeki mantık çözülemez, ama yine de bu karışımdan mükemmel tatlar ortaya çıkar.



Dünya Kupası da bir nevi aşure. Yer küre üstündeki tüm futbolseverleri milliyet, din, v.b gibi farklar gözetmeden bir araya getiriyor. Yoksa İranlılar ve Amerikalılar aynı olayı izlemek için 90 dakika aynı televizyona bakabilir mi? Bizim gibiler için aşurenin içindeki sıvı futbol aşure ayı da Dünya Kupası.



Ekvator ile Almanya başka bir platformda zor bir araya gelir. Ama şimdi onların mücadelesi hem aynı platformda hem de milyonlarca kişinin gözü önünde olacak. Ya da Trinidad Tabago ile İsveç özel bir maç yapsa İsveçli futbolcuların aileleri ve Trinidadlıların sevgililerinden başka bu maçı kim izler. Ama bu maç Dünya Kupası çerçevesinde ise işler değişir. Bir Türk bile oturup bu maçı izleyebilir, o maça bahis oynayabilir ve hatta o takımlardan biri lehine tezahürata başlayabilir.



Binlerce gözü dönmüş insanın sokakta sinirden telefon kulubelerini senkronize bir biçimde tekmelediğini ve bunu polislerin küfürleri eşliğinde yapabildiği anlar insanın hayatında ender rastlayabileceği anlardır ve sadece ülkenizin takımı Brezilyaya ikinci kez kılpayı yenilir ve eskiden çok şahsiyetli bildiğiniz Brezilyalıların korner direğinde zavallılaşmaları sonucu dakikalarınızı çalıp beraberlik golünü bulamazsanız olur.



Kendi kalesine gol atan bir futbolcunun ebedi uykuya gönderilmesi ancak bu turnuva içinde vuku bulabilen olaylardandır. Hükümetler, futbolcuları, halka güç ve güven vermeleri ve toplum düzeninin sağlamaları için bir şeyler yapmaları gerektiği konusunda sadece bu kupanın halkı bu kadar etkileyebileceğini bilerek ve sadece bu kupa süresi zarfında ultimatom seviyesinde ve şeklinde uyarabilir. Ayakkabı üreticisi bir firma sadece Dünya Kupası söz konusu olduğunda sponsorluğunu yaptığı bir oyuncuyu sakat sakat sahaya göndermeyi göze alabilir. İnsanların göz yaşları ancak bu kupada bu kadar seri ve kollektif akar ve ancak Dünya Kupası süresinde evlilikler yıkılma aşamasına gelebilir.



İstisnalar (kupayı boykot etme olayları) bir kenara bırakılırsa, bu kupa siyasi açıdan bile kayda değer bir başarıdır. Bu kadar farklı ülkeyi aralarında kavga etmeden seçmeyi başaracak, (Türkiyem Türkiyem cennetim) ve bu kadar ülkeyi sadece birinin amaca ulaşabileceği gerçeğini de altını çizerek belirtip, aynı amaç için biraraya getireceksin. Ciddi bir başarı. Sadece bu kupa için insanlar dört sene bekler.



Dünya Kupası bireyin psikolojik, toplumların ekonomik, milletlerin periyodik problemlerini bile ortadan kaldırabilir. 2002 yazında kimse 2001 kışının ekonomik problemlerinden bahsetmiyordu konu sadece Hakan’ın Dünya Kupası tarihinin en erken golünü atmasıydı. Mucize ilaç Dünya Kupası, her ülke dört yılda bir haziran aylarına almalı. Can çekişen hastaya elektroşok etkisi yapabilecek, katılamayan ülke insanlarının suratlarını beş karış edebilecek kadar etkili bu melet.



Dünya Kupası’na gidebilmek uğruna futbolcu dövdük ve bunu yapanlardan biri bu ülkenin saygı duyulan insanlarından biriydi. Çünkü biz bu meletin tadını bir kere aldık ve aramızda gizli bir bağ var. O da bizi sevdi ki bizi üçüncülük mertebesine çıkaracak şans meleklerinin omuzumuzdan eksik etmedi.Aşkımızdan çılgına dönmeksizin sevemedik onu ve cazgırca saldırdık aşkımıza ulaşabilmek için ama olmadı muvaffak olamadık düşman kuvvetleri karşısında.



Ama bu öyle bir tat ki dışında kalsan da bir şey seni oraya itiyor. Çünkü bu Dünya Kupası, otuz iki ülkeyi tek ülke topraklarına toplayan, o ülkeler için hiçbir ortak nokta arzetmeyen, hiçbirine mutluluk vadetmeyen, hepsine cilve yapan ve kimseyi ilelebet sevmeyecek çok güzel bir kadın. Malzemelerinin karışıklığına rağmen tadının tekliğini koruyan, her bir değişik malzemeden içgıdıklıyıcı aromalar bulan ve asla damağınızda kötü bir tat bırakmayan bir aşure.



Aşure ayınız kutlu olsun ey cemaat…

4.06.2006

Tanju Çolak: Bir Sevgi Olayı

Bir ülkeyi ya da o ülkenin insanlarının düşünüş şeklini anlatmak çok zor bir iştir aslında. Koca bir kitap, uzun bir film yetmeyebilir çoğu zaman. Bazen de bütün bir tarz-ı hayat bir kişinin bünyesinde cisimleşiverir ve bunu anlatmak için başka şey düşünmeye gerek kalmaz; her kimse o kişiye bakmak yeterli olur. İşte 80’lerin sonunu 90’ların başını yaşayan Türkiye için bu anoloji objesi Altın Ayakkabı sahibi Tanju Çolak’ın ta kendisidir.


O zamanlar Tanju’dan bahseden her cümle içinde beleşçi kelimesini kullanmamak yasaktı. Beleşçiydi Tanju; ceza alanı içinde topun gideceği noktaya çöreklenir, çerçeveden başka bir hedefi olmayan ayak içini hazırda tutar ve zamanı geldiğinde cezayı keserdi. Biz de severdik beleşi ancak hepimiz iş bitirme konusunda Kral kadar mahir olmadığımızdan bazılarımız yolunu buldu, bazılarımız yolda kaldı.


O günlerde sorulsa belki herkesin hayali Galatasaray’da top oynamak, üstü açık kırmızı BMW sahibi olmak ve Hülya Avşar’la beraber olabilmekti ama bunlara ulaşabilen sadece O’ydu. İnsan hayalleri kadardır derler belki de bu yüzden fazlasını hiç denemedi, Monoco’da taç giymeye gittiğinde bir “thank you” diyememesi bundandı; O daha fazlasını istememişti. Kendisinin dışında orada bulunan iki futbolcunun da yabancı dil konuşabilmesi Tanju için sorun değildi, ne de olsa “onların ana dili zaten yabancı dil”di. Aynı yıllarda ihracat yapabilmek için bir karşı tarafa ihtiyaç duymayan insanların ülkesinde bundan doğal bir şey olamazdı.


Bir insan için en büyük şanslardan biri doğru zamanda doğmaktır. Kral beleşçi olduğu kadar şanslıydı da. “Tanju Çolak” olabilmek için başkanla karşılıklı rakı içebilmek gerekirdi ve o zamanlar bu mümkündü. Şimdi bir başkanın mesela Aziz Yıldırım’ın bir futbolcusuyla karşılıklı kadeh tokuşturduğunu hayal edebilir misiniz? “Tanju Çolak” olabilmek için futbolcu kaçırmak diye bir müessesenin olması gerekirdi, futbolcu transferinde en sık kullanılan yolun “onunla ilgilenmiyoruz” dedikten üç gün sonra bombanın patlatıldığı sonradan da kimsenin “hayırdır, ilgilenmiyordunuz n’oldu” demediği günümüzde bu tür polisiye maceralara yer var mı?


Bugün’ün Türkiye’si biraz Hakan Şükür biraz Fatih Terim biraz Sergen Yalçın biraz şu biraz bu olabilir ama o günün Türkiye’si Tanju’dur işte. Kazanılan onca paraya rağmen kaçak Mercedes işine girişilir. Halbuki yola çıkarken hayalimiz BMW değil midir? Şampiyonluğa oynayan diğer takımda “hatırını kıramayacağınız bir arkadaşınız olmadığı için” diğer takımdaki arkadaşınız “fazla zorlama” dediğinde zorlamayız hiç birimiz. Ta ki o takımdaki başka bir arkadaşımız attığı golden sonra bir kolunu L yapıp diğeriyle dirseğini tutana kadar. O zaman sinirlenir biz de golümüzü “çakarız”. Sırası gelmişken söyleyelim, bu kadar yıl geçmesine rağmen Tanju hala gol atmaz, O hep “çakar”.


Fakat yıllar geçer ve doğru zaman, doğru yer kavramları hep görecelidir. Geçen yıllar sonucu oluşan tabloda gelen toplar Kral’ın istediği gibi değildir. Bu yüzden lokantacılık, otelcilik, bilgisayar yazılımcılığı, biodizel gibi işlere girer ama bir türlü voleyi vuramaz. Zaten bu tip işlerden ziyade teknik adamlık, yorumculuk gibi işler yapması beklenmez mi? Lakin Tanju’ya göre adamlığı ve karizmasından dolayı teknik adamlık görevleri kendisine verilmemektedir zira Türkiye’de insanlar “yönetecekleri tipte” insanlar aramaktadır ve Tanju Çolak onlardan biri değildir. Yorumculuk kariyeri ise konuşabilme kabiliyeti yer tutma ya da son vuruş becerisi kadar üst seviye olmasa da incilerle doludur. “İnanmıyorum, inanmak istemiyorum Ercan”ı kim unutabilir? Bu işte tutunamamasını ise Kanal D’ye “aldırdığı” Can Tanrıyar ve Şansal Büyüka’nın vefasızlığıyla açıklamaktadır. Bu kez oyunu bozan dobralığıdır.


Tanju geçen hafta bir kez daha gündemdeydi. Birkaç gazeteye röportaj verdi, Sinan Çetin’le Fenomen programına katıldı. Konuşmalarında yine aynı sitemkârlık vardı. Bütün röportajlarda konu “yani sen yalakalık (tabiri aynen kullanıyorum) yapmadığın için mi görev vermiyorlar”a geliyor, Altın Ayakkabı da her zaman olduğu gibi gelen ortayı boş kaleye yuvarlıyordu: Galiba öyle!

Bir Zaman Hatası

2001 yılının yaz ayları Beşiktaş için hızlı geçti (o yıldan beri her yazın en hızlısı Beşiktaş zaten). Alınan onca oyuncudan ikisi Samsunspor’dan geldi. Bunların çekik gözlü olanı hakkında daha çok konuşuldu, bir kere söylenenlere göre aslında Galatasaray almıştı onu ama kulüpte Ümit Karan’ın sözleşmesini görüp, ona daha fazla para verildiğini anlayınca işi bozmuştu. Bir de daha yakışıklıydı, Tarkan’ın Kuzu Kuzu zamanının saçları, tarz sahibi olduğunu belli eden kıyafetleriyle medya ilgisine namzetti. Diğeri daha bir efendiydi sanki, beyaz gömleğiyle sözleşmesini imzalamış, büyük bir camiaya gelmenin verdiği mutluluktan bahsetmişti. Onlarla ilgili net bir fikir yoktu taraftarın kafasında, biri golcüydü biri de hücuma dönük orta saha oyuncusuydu, büyüklere karşı gol atmışlardı ve zaten bu olmasaydı diğer takımlara karşı ağızlarıyla kuş tutmuş olmaları yeterli olmayabilirdi.

O sene takım fena gitmedi. İlhan Mansız sevgisi yazın oynanan dünya kupasıyla beraber amansız bir histeriye dönüştü. Arka planda kalan Tümer Metin ise harika bir sezon geçirmişti oysa; takımın orta sahasının kelime anlamıyla beyni olmuştu. Pek çok maçı attığı ya da attırdığı gollerle kurtarmıştı. Ama Beşiktaş’taki kaderi üç aşağı beş yukarı belli olmuştu, tüm yeteneğine, takım için yaptıklarına rağmen ikinci planda kalmak onun makus talihiydi.

Bir sonraki sezon kulübün 100. senesiydi ve bu Türkiye için de bir ilkti. Yönetim iyi çalışmıştı, Ronaldo’nun yanına Zago eklenmiş, kale Cordoba’ya emanet edilmiş, takımın başına da verimlilik dehası Lucescu getirilmişti. Ama daha önemli bir ekleme vardı, ailenin şımarık ama en sevilen, umursamaz ama en yetenekli evladı çıktığı tatilden geri dönmüştü; Sergen Yalçın yine İnönü ahalisinin huzurlarındaydı. Bir süre Ahmet Dursun’a emanet edilmiş olan kraliyet pelerini -10 numarası- kendisine iade edildi.

O sezon her Beşiktaşlı için inanılmazdı. Küllenen sevgiler alevlendi, olmayan sevgiler doğdu. Takım ligde ilerlerken Avrupa Kupasının televizyon demek olduğu aylarda İnönü misafir kabul etti. Gündemde hep İlhan, Sergen, Nouma vardı ama en az bu üçü kadar verimli ve kesinkes daha istikrarlı oynayan Tümer’di. Şampiyonluğu getiren golü Galatasaray’a atmak da –Tümer’in pasıyla- Sergen’e kısmet oldu. İlk defa canlı yayınlanan şampiyonluk kutlamalarında da kamera İlhan ve Nina’nın üzerindeydi.

Sonraki sezonlar yüzüncü yılımızın prenslerinin birer birer kurbağaya dönüşmesine sahne oldu. Önce sezonu bitiremeden Fransız kartal tecrit edildi yuvadan. Sonra Tümer’in en yakın arkadaşı, Beşiktaş tarihinin en medyatik oyuncusu İlhan Mansız en büyük piyasasına, Japonya’ya gönderildi. Ve son olarak bugünlerde Sergen takımdan ayrıldı, Tigana kendisini takımda görmek istemediğinden.

Ve Tümer de ayrılacak takımdan belki ama onun kararını beklediği otorite ne yönetim ne de hoca, o yasama erkinden bekliyor Beşiktaş’taki istikbalini belirleyecek kararı. Giderse Beşiktaş taraftarı tarihinin en büyük vefasızlıklarından birini yapmış olacak ve vefasızlık bu taraftarın özelliklerinden biri değildir asla. Beşiktaş maçlarında tribünde olduğum zamanlarda çok az şey yumruk şova Tümer’in 6. ya da 7. sırada çağrılması kadar acıtmıştır içimi. O bunu hak etmedi.

Peki neydi bu gönül ilişkisi açısından eksiklik? Mesele biraz Tümer’in yapısından kaynaklanıyor. Kimseye güvenemem ve kimsenin iç dünyasına girmem diyor son röportajında. Dediği de oluyor, girmiyor kapalıdaki adamın iç dünyasına ki o dünyanın içini büyük ölçüde Beşiktaş işgal ediyor. O zaman tribün oyununda bir aksaklık olduğunda diğer yıldızlara tanıdığı krediyi Tümer’e vermiyor. “Canım dün gece Laila’da fazla kalmıştır”, “Kızlar peşini bırakmıyor ki hınzırın”, “Ne oldu bunun at gelmedi mi dün?” gibisinden bıyık altından dile getirilen mazeretler yok Tümer için. Maç sonrası konuşmaları da taraftar popülistliği içermiyor, bu taraftar için ölürüz biteriz edebiyatı yok onun satırlarında. Ama şimdi gitmeye en yakın olduğu şu zamanlarda “İnönü’yü seviyorum, en çok da Beşiktaşlı Tümer olmayı seviyorum” diyor, profesyonel futbolcuyum yollarına sapmadan..Bu yetmez mi?

Ben Tümer’i çok seviyorum ve bu takım için yaptıklarından dolayı minnettarım. Ve kusura bakmasın, kendisi için yazılan bu yazı bile sadece kendisinden ve muhteşem sol ayağından bahsedemedi ama en başta dedik ya Beşiktaş’ta kaderi ilk yılında çizilmişti...

Bu yazıyı Cumartesi günü yazmıştım. Pazar günü Hollanda’ya geldim. Salı günü gazeteleri okurken abiyi yeni formasıyla gördüm. Fenerbahçe’ye hayırlı olsun, çok iyi bir oyuncu kazandılar. Beşiktaş’a da geçmiş olsun, kimseye vefa borcumuz kalmadı. Zaten Vefa sadece bir bozacı adı, öyle değil mi?

Dünya Kupası ve Alman Ekonomisi

Ekonomik Kalkınmayı Başlatmak (Kicking Off Economic Growth)

Büyük spor olaylarının etkilerini değerlendirmek kolay değildir. 2002’deki son Dünya Kupası iki ülkede düzenlendiğinden, tek ülkenin ev sahipliğine dair sonuçlar çıkarmak oldukça zor. Yine de 1998’de Fransa’da düzenlenen Dünya Kupası Almanya için bir gösterge (benchmark) olabilir. Organizasyona ev sahipliği yapmak Fransız ekonomisini global bir düşüşten korumuştu. Hadise özellikle yeni audio/TV ürünlerinde bir tüketim çılgınlığına yol açtı. Benzer bir süreç iki yıl önce Avrupa Şampiyonasını düzenleyen İngiltere’de de yaşanmıştı.

Bir bütün halinde Franız özel tüketimi 1998’in ikinci çeyreğinde %1.5 arttı –tarihindeki en büyük artışlardan biri. Fransa sonuçta Dünya şampiyonu oldu, bu durum Almanya için iyiye işaret. Turnuvadaki zafer kesin olmasa da ekonomik uyarının turnuva sonucuna bağlı olmadığını göstermek yararlı olacaktır.

Fransa’da 1998 hazırlıkları birkaç milyar euroluk altyapı projeleri gerektirdi. Ancak bu projelerin turnuvadan birkaç yıl önce hayata geçirilmesi, zamana yayılmalarına ve ekonomik etkilerinin zorlukla görülebilir olmasına sebep oldu. Buna ek olarak harcamaların Fransa’nın bütçe politikasının sıkılaştırıldığı bir döneme denk gelmesi 1998 turnuvası hazırlıklarında hükümet yatırımlarının zayıf kalmasına yol açtı. Dünya Kupasının turizm gelirlerinde artışa sebep olup olmadığı Fransa’da ciddi bir şekilde tartışıldı. Geriye dönüp bakıldığında böylesi olumlu bir etkiden bahsetmek zor görünüyor.

Turizm ve Enflasyon

Turizm sonuçları aslında bir miktar düşüşe de işaret ediyor. Fransa’nın geleneksel olarak bir turizm merkezi olduğu düşünüldüğünde (turizm bağlantılı harcamalar ülke GSYİH’sının %7’sine denk geliyor) Dünya Kupası bağlantılı turizmin diğer turist akımlarını dışladığı söylenebilir.

Dünya Kupası gibi olaylar geçici fiyat düzeltmelerine de sebep olabilmektedir. Ancak Tüketici Fiyat Endeksinin bu tip etkilere en açık olabilecek bileşenine bakıldığında –otel, restoran ve kafe fiyatları, böyle bir etkiden bahsetmek zor. Bu dönemdeki aylık fiyat artışı Haziran ve Temmuz aylarındaki ortalama aylık artıştan yüksek değildi.

Almanya, Fransa Gibi Olacak Mı?

Genel olarak bakıldığında Fransa örneği Dünya Kupası gibi büyük ölçekli küresel organizasyonların GSYİH üzerinde ölçülebilir etkileri olduğunu göstermektedir. Ne var ki, Fransa deneyiminde elde edilen sonuçları Almanya’ya aynen uyarlamak doğru olmayabilir. 1998’de Fransız ekonomisi güçlü bir durumdayken, Alman ekonomisi özellikle zayıf özel harcamalar sebebiyle kırılgan durumda. Şimdilik Dünya Kupası hazırlıklarının Alman ekonomisinin reel göstergeleri üzerinde olumlu etkileri olduğunu söylemek mümkün değil.Turnuvanın 9 Haziran ve 9 Temmuz arasında yapılacak olması sebebiyle tüketim üzerindeki etkiler temelde ikinci çeyrek rakamlarında görülecektir. Dünya Kupası’nın Alman yurt içi hasılası üzerindeki muhtemel etkilerini değerlendirmek için kullandığımız varsayımlar şunlardır:

Ø Alman takımı en az çeyrek finallere kalacak.

Ø Kabaca 3.5 milyon insan maçları izlemeye gelecek ve bunun 1 milyonu yurt dışından gelecek.

Ø Gecelik konaklamaların sayısı 5 milyon civarında artacak.

Ø Ortalama taraftar günde 150 euro harcayacak.

Ø En çok yarar görecek talep bileşenleri, özel tüketim, yatırım ve ihracat olacak.

Artan Rakamlar

Özel tüketim, 2006 Dünya Kupasından ciddi biçimde yararlanacaktır. Perakende satışları taraftarların harcamaları sayesinde 500 milyon euro civarında artacaktır. Ve harcamaları yapacak olan sadece “gerçek” futbolseverler olmayacaktır. Maçları izlemeye gitmeyenler bile Dünya Kupası ürünleri ve audio/TV ürünleri alacaktır. Buna ilaveten istihdamda da geçici bir artış yaşanacaktır. 60000 civarında yeni iş –özellikle hizmetler sektöründe- oluşması beklenmektedir. Aslına bakılırsa, bu işlerin üçte biri Dünya Kupasından sonra da devam edecektir. Bu kalıcı işlerin çoğu güvenlik, yiyecek-içecek (catering) ve restoran sektörlerinde olacaktır. Bu durumun sonuç olarak harcanabilir geliri ve özel tüketimi arttırması beklenir. Genel olarak bakıldığında büyük çoğunluğu yılın ilk yarısında olmak üzere özel tüketimin 2-3 milyar euro civarında artması muhtemeldir. Bunun önemli bir kısmı tasarruf oranının düşmesine sebep olacaktır. Bunların dışında güvene bağlı olarak dolaylı tüketim etkileri ortaya çıkabilir. Tüketici ikliminde son aylarda görülen iyileşme 2006 Dünya Kupası ev sahipliğiyle iyice artabilir. Alman takımının turnuvada varsayılandan daha başarılı olması (Fransa’da olduğu gibi) tüketici güveninin iyice artmasına sebep olacaktır. Aynı şekilde başarısız bir Alman takımı özel tüketimin düşmesine yol açacaktır.

İthalat ve İhracat

Genel olarak bakıldığında Dünya Kupası Alman Yurt İçi Hasılasına kabaca 5 milyar euroluk bir katkı yapacaktır. Bu ülkenin büyümesine 0.25 puanlık bir artışa denktir. Son bir not olarak yabancı futbol taraftarları tarafından yapılacak tüketim ve gecelik konaklamaların özel tüketim olarak değil ihracat olarak sınıflandırılacağı belirtilmelidir- bu tip harcamalar istatistiksel sebeplerle hizmet ihracatı olarak nitelendirilmektedir.

Mal ve diğer hizmet ihracatları Alman toplam ihracatını 2 milyar euro kadar arttıracaktır. Turizm, Almanya için Fransa için olduğundan daha az önemli olduğundan sıradan turistlerin futbol turistleri tarafından dışlanması Almanya’da daha az telaffuz edilecektir. İhracatla birlikte ithalat da artacaktır. Sonuçta Dünya Kupası malzemelerinin çoğu ithal edilmektedir. Bu yüzden, net ihracatın büyümesi biraz daha küçük olacaktır. Toplamda, Almanya’nın net ihracatında futbol kaynaklı artış %0.1 düzeyinde olacaktır.