İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

28.12.2009

2016 ve Trabzon

1924 Paris Olimpiyatlarına giden iki sporcu, Kuğuzade Süleyman Rıza, Kelle İbrahim..

İkisi de Trabzonlu.

Kuğuzade Süleyman Rıza, Türkiye’de yazılan ilk futbol kitaplarından Asosyeşin Futbol’un da yazarı. Paris Olimpiyatları’nda sırıkla atlamada rekor kırıyor. İdmanocağı’nın eski bir futbolcusu Süleyman Rıza, gülle atma ve atletizm gibi sporlarda mücadele eden komplike bir spor adamı.

Kelle İbrahim, aynı şekilde Türkiye’nin katıldığı ilk olimpiyatlarda olimpiyat takımında yer alan diğer sporcu. Yaşamının büyük bir kısmı İstanbul Beykoz da geçse de Trabzonlu.

Türkiye’de futbolun, İstanbul, İzmir’den sonra en eski oynandığı kent. Sadece futbol mu? Cirit, atletizm, jimnastik, boks, hentbol. Hepsinin bu kent tarihinde yeri var.

Cumhuriyet’in ilanından önce Ankara’da futbolun ne olduğuna dair akıl yürütmeler yapılırken, Trabzon’un köylerinde formalı, çoraplı, takım olgusu içinde futbol turnuvaları düzenleniyor.

Bu kültür üzerinde yükselen Trabzon, 1970’lerin ikinci yarısında bu kez futbol iktidarına direniyor. Daha doğrusu futbol topunu iktidarların elinden alıyor. Bir ilk, İstanbul kulüpleri dışında Anadolu’dan da bir şampiyonun çıkıyor.

Am o Trabzon, 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası için belirlenen aday kentler içinde olamıyor. Aday kentlere bakıyorsunuz, bir de Trabzon’a…

Bugün Euro 2016’ya aday kentler içinde gösterilen Kayseri futbolda şampiyonluğa oynuyorsa, Trabzonspor şampiyon olduğu için.

Bursaspor, kent takımı kimliğini öne çıkarıyorsa, önünde Trabzon gibi bir rol model olduğu için.

Türkiye liglerinde amatöründen, en profesyoneline her ilde her takımda mutlaka bir Trabzonlu futbolcu olduğu gerçeğini söylemek istemiyorum bile.

UEFA’nın merkezine İsçivre’nin Zurich kentindedir. Oraya gittiğinizde, ülke haritaları ve haritalar üzerinde futbolda şampiyon takımların kentleri üzerinde ışıklar vardır ve o kentin isimleri yazar. Türkiye haritası üzerinde sadece iki kentin üzerinde ışık var:

İstanbul ve Trabzon…

Trabzon bu olaydan nasıl bir sonuç çıkaracak merak ediyoruz. Yine bağırıp çağıracak, sonra kavgalar, gürültülerle bu kazık da unutulacak.

Ey Trabzonlu, Trabzonsporlu..!

Bu ülke futboluna, sporcu ver, teknik direktör ver, spor adamı ver, yönetici ver, bakan ver, gençlik spor müdürü ver.

Ama sana bir şey yok.

Şampiyonluk yok.

Stadyum yok…

Organizasyon yok.

Galatasaray’a, Kayseri’ye, Urfa’ya var Trabzon’a yok.

Trabzonlu, yüzyılın başından yüzyılın sonuna neden Urfa ile Adana ile aynı kefeye konduğunu bir zahmet kendine soracak. Bu zemin kayması, bu mevzi kaybının ne anlama geldiğini Trabzonspor üzerinden düşünmek zorunda.

6.12.2009

Şenol Güneş'i Doğru Okumak

Herkes bu soruya cevap arıyor; Şenol Güneş, Trabzonspor’da başarılı olacak mı? Trabzonspor Asbaşkanı Ferguson modelinden bahsetti, Şenol hoca imzadan sonra bir takım açıklamalarda bulundu. Ben Şenol Güneş’in başarılı olup olmamasından çok, takip edeceği yöntemin ne olacağını merak edenlerdenim.

Yeniden yapılanma değil de, yeniden bir başarı tarifinden hareket eden yeni bir sistemi hayata geçirecek mi geçirmeyecek mi? Asbaşkanın Ferguson modeli söylemleri kulağa hoş gelen, uygulaması ise imkansız yaklaşımlardır.

Unutmayın, Ferguson Manu’dan üç kez gönderilip dördüncü kez getirilmemiştir. Gigs gibi sembol oyuncuları vardır. Ve taraftarı onu hiçbir maçta yuhalamamaktadır. Ferguson 1986, Gigs 1990’dan beri orada.

Hem hangimiz Manu başkanını Ferguson, Gigs kadar tanıyoruz. Adına Ferguson modeli değil de çağdaş futbol işletmeciği dersek, kitabın ortasında başkan ve yönetimlerin karar verici etkinliklerine sınırlandırma getirmek yazıyor. Şenol Güneş, bir ceo edasıyla bunları yapacak mı? Yöneticilerin yetkilerini ellerinden alacak mı? Trabzonspor’da kongre krizlerinin, tartışmalarının haber olmadığı zamanlar gelecek mi?

Yöneticileri sembolik olarak seçilen, bütün kararları, beş-altı kişilik bir icra kuruluna devreden bir yapıyı kurun bakalım kurabiliyor musunuz? Başına da ceo olarak Şenol Güneş’i getirin. Trabzonspor başkanı neden Hırvatistan’a oyuncu almaya gitsin ki? Transfer komiteleri neden yönetim kurulu üyelerinden oluşsun ki? Şenol Güneş’e tam yetki verdik deyip, istediği takımı sahaya çıkartma, on biri soyunma odasındaki tahtaya yazma yetkisinden bahsediliyorsa o zaman başka.

Burada yükün altına giren Şenol Güneş. Aslında bu camianın Şenol Güneş’e her zaman artı bir özür borcu vardır ve o baki kalacaktır. Neden derseniz, fotoğraf basın toplantısında var.

Atay Aktuğ zamanında da böyle şaşalı bir toplantıyla, yeni bir umut olarak gelmemiş miydi? Daha ligin dördüncü haftasında yalnız bir adam olarak gitmek zorunda kalmadı mı? Hem de ülkesinden, şehrinden çok uzaklara.

Trabzonspor’a dönmesi, imza atması için dua edenler, yalvaranlar, ‘Kurtuluş Şenol Güneş’ diyenler, yarın, ne zaman gideceğini bekleyenlerle aynı kişiler olacak. Bu realite on sene önce de böyleydi, şimdi de böyle. Sanmayın Trabzon’un huyları değişti. Trabzonspor camiası eskiye göre daha sabırsız. Oradaki o kalabalığın anlamı da bu zaten.

Fotoğraflardan, ‘Arkandayız, daha kalabalığız, ama daha sabırsızız’ mesajını yoksa almadınız mı?

Ben kişisel olarak Şenol Güneş’in başarısının yüzde yüz kendi elinde olmadığını düşünenlerden olmaya devam edeceğim. Ferguson modelinin nasıl başlayıp, nasıl devam ettiğini bilmeden, Trabzon şartlarını hesap etmeden böyle hayallere dalmanın mantığı yok. Trabzonlu, Trabzonsporlu Ferguson da gelse, Wayne Rooney’de olsa tabelaya bakmaya ve hemen şimdi şampiyonluk istemeye devam edecek. Bu ülkü için, futbolcu eskitmeye, yönetimleri değiştirmeye, öz evlatlarına kalem çekmeye, Şenol Güneş’leri yığınlarla karşılayıp, yalnız göndermeye devam edecek. Ferguson’un Manu’su, 1986 ile 1990 arasında yerlerde sürünürken, Ferguson orada kaldı, kongre krizleri yaşamadı. Taraftarı, altyapıdan çıkan oyuncularını protesto etmedi. Bunun için Şenol Güneş’in en büyük rakibi içerdeki Trabzon. Trabzonspor’u kimselerle paylaşmayan, acısını, sevincini, futbolcusunu, tesisindeki otuna kadar her şeyini kendisinin gören Trabzon’daki yapı ile Şenol Güneş arasında çetin bir mücadele yaşanacak. Ya da yaşanacak mı, bunu göreceğiz?

Yine de soruyorum; Şenol Güneş’li Trabzonspor, 2009 ile 2013 arasında yerlerde sürünürse, arkasında duracak adam olacak mısınız, arkasında duracak adam bulacak mısınız?

26.11.2009

Futbol Tarihinden Eğlenceli Notlar - 9

Gerçi çok uzun süre oldu burada karalamayalı ancak bu güzide bölümü de ihmal etmemeli.Son kez M.Ali Yılmaz Efendi’nin makine muhabbetinde kalmıştık orayı sonlandıralım İber Yarımadasına inelim.

Bask bölgesinin efsanesi Athletic Bilbao’ya ve kasabına dikkati çekelim.İsmini yazmak o kadar zor ki ekşi’den kopya çekmek zorundayım.Adıyla sanıyla Andoni Goikoetxea.Barcelona tarihine hiç oynamadan geçmeyi bilmiş bir adamdır kendisi.Bir maçta Barcelona’nın o zamanki yıldızı Bernd Schuster’in ayağını kırmıştır.Talih bu ya öteki senede Diego Armanda Maradona, Bilbao Kasabının kurbanı olmuştur.

1982 Dünya Kupasında İtalya zafere ulaşırken en önemli rol o zamanın şike şüphelisi Paolo Rossi’ye aittir.Ancak arkada kalan asıl kahramanlardan bir tanesi de Claudio Gentile’dir. Bu turnuvada eleminasyon turlarında öyle adamlara öyle savunmalara yapmıştır ki.Kimi sinmiş etkisiz kalmış kimi başarısız olmuştur.Maradona’da bu hazretin hışmına uğramış sinirlenip dellenip kırmızı kartı görmüştür.Gentile attığı kasıtlı tekmelerle meşhurdur ki adının anlamı İtalyanca’da sevimli hoş terbiyeli nazik kelimeleridir.

Yine 1982 Dünya Kupasında kupayı kazanan İtalya Milli takımı uçakla İtalya’ya dönerken milli takım antrenörü Enzo Bearzot ile o devrin İtalya Cumhurbaşkanı Alessandro Pertini kağıt oynamışlardır.

Malum ortalıkta domuz gribi virüsü ve haberleri dolaşıyor.Yakalananlara geçmiş olsun dileklerimle beraber Ancelotti’nin büyükannesinin gripten kurtulma formülünü veriyorum.Sıcak sütün içine kırmızı şarap koyup öyle içip öyle iyileşiyormuş Carletto efendi.Bizlere de öneriyor ayrıca.

Adriano efendi zamanında henüz çıldırmamış kafayı yememiş alkolik olmamışken çok etkili durdurulmaz bir santrafor idi.Gerek Şampiyonlar Ligi maçlarında gerekse Serie A’da çok etkili karşılaşmalar çıkartıyorlardı.Zamanın Valencia antrenörü Claudio Ranieri onun hakkında şunları söylemişti.Adriano’yu durdurmanın tek yolu stadın ışıklarını söndürmektir.

Futbolda en beğendiğim teknik adam olan Fabio Capello’nun bir sözüyle yazımı nihayete erdirmek istiyorum.Neden fazla hücum oynamıyorsunuz neden defansif futbolu tercihliyorsunuz eksenindeki sorulara verdiği bu cevap bence bir futbol klasiğidir.

Bir maçı 6-0 kazanmaktansa altı maçı 1-0 kazanmayı yeğlerim.

Arayı bu kez uzun tutmamak dileğiyle şimdilik hoşça kalınız.

Thierry Henry'nin Eli

Çarşamba günü oynanan maçtan sonra günlerdir tartışılan, politikacıların bile karşılıklı demeçlerine neden olan bir olay üzerine birkaç kelam etme ihtiyacını duydum…

Öncelikle olayı hatırlatalım… Geçen Cumartesi Dünya Kupası Elemeleri Play-off maçında Fransa, İrlanda’yı deplasmanda yendikten sonra Çarşamba günkü rövanş maçını İrlanda 1-0 ile kazandı ve maç uzatmaya gitti. Uzatmaların 102. Dakikasında Malouda’nın orta sahadan ortaladığı serbest vuruş oyun dışına doğru giderken Thierry Henry topu eliyle önüne çekti, orta yaptı ve Gallas golü attı, Fransa kupaya katılma hakkını kazandı.

Son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim: Ortada çok açık bir ikiyüzlülük var! Özellikle Fransız medyası olayı günlerdir öyle abartıyor ve adeta ‘mağdur’ görünümüne girmeye çalışıyorlar.

Birşeyi hatırlatayım: Malum golden yaklaşık bir dakika önce ceza alanı içinde İrlanda kalecisi Given, Anelka’yı net bir şekilde yere düşürmüştü ve hakem pozisyonu es geçti. O pozisyondan sonra Fransa gol atamasaydı ve elenseydi, FIFA’nın ve hakem Hansson’un başı bugünkünden çok daha ciddi belaya girecekti. Fransız medyası, Henry’nin eli yerine Given’ın elinden bahsedecekti ve emin olun, en az beş kat daha fazla bahsedeceklerdi.

Thierry Henry olaydan sonra ne diyor? ‘’Evet, top elime değdi ama ben hakem değilim, hakemin oyunu durdurması gerekirdi.’’ Galatasaray Cafe Crown koçu da Cemal Nalga olayı için ‘’Milli hezeyana kapıldık.’’ Henry iyi ki onu dememiş! Henry sanki yirmi yaşında da oyundan haberi yok. Bugüne kadar asla böyle basitliklere kapılmadığı için daha çok sempati kazanan Henry bu hareketiyle ve daha sonraki açıklamasıyla bütün sempatisini kaybetmiştir. Ayrıca ‘top elime değdi’ nedir? Görüntülere bakarsak Thierry Henry’nin çok iştahlı bir şekilde elini topa doğru uzattığını ve hatta iki kere eliyle topu ittiğini görürüz.

Perşembe ve Cuma günleri tepkiler yükseliyor. İrlanda Adalet Bakanı ‘’Bence maç tekrarlanmalı.’’ Diyor, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy de ‘’İrlandalılar için üzgünüm.’’ Açıklamasını yapıyor. FIFA ‘’Maç tekrarlanamaz.’’ Diyor –ki bunu hepimiz beklerdik-. Ertesi günkü Fransız gazetelerini anlamak mümkün değil. Herkes ‘İrlandalılar’a haksızlık oldu, maç tekrarlansın.’ Diyor; en göze çarpan yorum ise Liberation’dan: ‘’Thierry Henry Dünya Kupası’na katılmasın.’’

Dünkü açıklamasında Thierry Henry de ‘’Bence en doğrusu maçın tekrar oynanması.’’ Demiş. Fransızlar çok iyi biliyorlar ki, bu maç asla ama asla tekrarlanmaz. Thierry Henry samimi olsaydı golün iptali için hakeme gider ve elimle attım derdi. Hadi onu geçtik, Henry samimi olsaydı dün çıkar ve ‘’Gitmiyorum Dünya Kupası’na.’’ Derdi. Henry bunların hiçbirini yapmadı ve kendisini affettirmek için hiç inanmadığı şeyler söylemeye başladı.

Bu maç asla tekrarlanmayacak ve bir süre sonra da unutulacak. Dediğim gibi, eğer gol olmasaydı ve Fransa elenseydi çok daha büyük bir kriz çıkacaktı. Bu golle adaletin bulunduğuna inanıyor muyum? Evet, inanıyorum. Ama lütfen, basit sözlerle bizi aptal yerine koyup saygısızlık yapmayın…

19.10.2009

Twente'nin Yeni Transferi Bryan Ruiz

Hollanda’nın son dönemlerde yaptığı genç oyuncu yatırımlarıyla gündeme gelen kulübü Twente , Gent takımından 5.5 milyon euro’ya genç Kosta Rika’lı futbolcu Bryan Ruiz’i kadrosuna kattı. O Bryan Ruiz de şimdi oynadığı futbol ve attığı gollerle daha şimdiden kendini göstermeyi başardı ve aldığı paranın hakkını verip Twente’den sonra önünün çok daha açık olduğunu gösterdi.

Peki kimdi bu Bryan Ruiz ?

1985 doğumlu Kosta Rika’lı oyuncu daha 12 yaşında fark edilerek Kosta Rika’nın köklü kulüplerinden Alajuelse takımıyla sözleşme imzaladı. Daha sonra kulübün alt yapısında gelişimini devam ettiren Ruiz 18 yaşında kulübüyle ilk maçına çıkma başarısını gösterdi. Takımı Alajuelse’ye 2004 ve 2005 yıllarında önemli başarılar kazandırdı. Önce CONCACAF Şampiyonlar Ligi’ni kazanan Alajuelse daha sonra kulüpler kupasını da kazanarak büyük başarılara imza attı. Zaten bu noktadan sonra onlarda Ruiz’i artık ellerinde tutamayacaklarını biliyorlardı. Bu başarılarla beraber Ruiz’e Avrupa’dan önemli takımlardan teklifler gelmeye başladı. Ancak o sürpriz bir şekilde 2006 Temmuz’unda 21 yaşında kendini Gent’li yapan sözleşmeyi imzaladı.

Artık herkes Ruiz’in bir an önce patlama yapıp daha büyük kulüplerin ilgisini çekmesini bekliyordu.Ancak işler öyle olmadı. Gittiği ilk sezonunda Gent’in başında bulunan Leekens’ten fazla şans bulamadı. Zaten o dönem takıma adaptasyon süreci geçiriyordu. Bu sebeplerle beraber Gent takımında o sezon 16 maçta forma giyip 3 gol kaydetti. Ertesi sezon Leekens ile yollarını ayıran Gent takımı , takımın başına Norveçli Trond Sollied’i getirdiğinde Ruiz için her şey adeta yeni başlıyordu. Gittiği takımlara oynattığı 4-3-3 sistemiyle bilinen Sollied takımına oldukça ofansif bir oyun tarzı yerleştiriyordu.Bu oyun tarzı içerisinde de en önemli kozu Ruiz’di. Sollied ile Gent takımı adına o sezon 31 maçta 11 gol atıp 6 da asist yaparak takıma önemli katkıda bulundu. Daha sonra Sollied ile de istenen noktaya ulaşamayan Gent takımın başına Standard Liege’den şampiyonluk yaşayarak gelen Preud’homme’u getirdi. Preud’homme ile de Ruiz Belçika’daki zirvesini yaptı. O sezon 32 maçta 12 gol ve 13 asistle artık Belçika’daki misyonunu tamamladığını gösterdi. Zaten tekliflerde birbiri ardına geldi. Ve 2009 Temmuz’unda kendini Twente’ye bağlayan 4 senelik sözleşmeyi imzaladı Ruiz. Gent takımı ise bu transferden yaklaşık 5.5 milyon euro gibi hatırı sayılır bir transfer ücreti kazandı.

Ruiz’in oyun stilinden de bahsetmek istiyorum. Aslında tam bir santrafor diyemeyiz onun için. Tamam uzun boylu ve teknik bir oyuncu ama o daha çok dripling yaparak oynamayı seviyor. Bu sebeple hedef santraforun yanında 2. ya da 3. Hücum oyuncusu olarak görev yapıyor. Aslında Twente’ye transferi Ruiz için çok isabetli oldu. Çünkü Gent’ten sonra yine hücumu benimseyen bir takım olan Twente’nin stili Ruiz’e pek yabancı gelmedi ve o da alışma dönemini kısa sürede atlattı ve çıktığı 9 maçta 5 gol 3 asist yaparak daha şimdiden taraftarların gözüne girdi.

Yazımın sonlarına doğru gelirken bu Kosta Rika’lı yeteneği gerek Hollanda ligi özetlerinden gerekse UEFA kupasından takip etmenizi tavsiye ediyorum. Her 2 ayağını da kullanabilen yeri geldiğinde müthiş çalımlarla içeri kat eden, sürpriz hava toplarında gol bulabilen bu genç yeteneği ileriki dönemlerde daha iyi takımlarda göreceğimize eminim.