İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

7.04.2010

"Bu Kardoyla Olmaz" ise Alternatif Nedir?


İlker sağolsun son yazısında geçen sene yazdığım bir yazıya gönderme yapmış. Eminim ki blogumuzu takip eden futbolseverlerin %90'ı da Arsenal hakkında şu an İlker'in düşündüklerini düşünüyordur.

Ben ise, açıkçası biraz finans-ekonomi okumaya başladıktan sonra Arsenal'in başarısız olduğu görüşümden 180° saptım. Evet, Arsenal 2004'te kazanılan namağlup Premier Lig şampiyonluğundan sonra (2005 Community Shield'ı kupadan saymıyorum) tek bir kupa dahi kaldıramadı. Bu süreçte, ezeli rakipleri Manchester United 4 kez Premier Lig'i, 1 kez de Şampiyonlar Ligi'ni, Liverpool ise 1 kez Şampiyonlar Ligi'ni kazanabilirken, Arsenal'in en büyük başarısı 2006'da yine Barça'ya kaybedilen Şampiyonlar Ligi finaline yükselmek oldu.

Yine aynı süreçte takımın yıldızları Arsenal'in hedef küçülttüğünü öne sürerek bir bir takımdan ayrıldı. Kimine göre kulüp tarihinin en efsane oyuncusu Henry, 2 yıllık bir flörtün ardından dün Arsenal'i 4-1 ile sahadan silen Barça'ya gitti. Bir başka efsane kaptan Vieira, Juventus'a satıldı (şimdi Manchester City'de oynuyor). Tecrübeli isimler Parlour, Ljungberg, Lehmann, Campbell bir bir takımdan koptu. Yıldızları parlayan, nispeten daha az önemli Adebayor, Flamini, Hleb gibi oyuncular da kariyerlerini seçerek Avrupa'nın diğer büyük kulüplerine gittiler ve zamanla kayboldular.

Peki Arsenal, bütün bu kayıpları yaşarken ne kazandı? Yukarıda bahsettiğim değişimler olup biterken, guru menajer Wenger, sürpriz bir şekilde, tıknaz bir İspanyol çocuğun etrafına kurulu, top tekniği daha fazla, boy ortalaması daha kısa, yaş ortalaması ise daha da genç, Premier Lig'in aşırı fiziksel standartlarına çok radikal kaçan, yerden ayağa paslarla oynayan bir takım yarattı. Aynı zamanda, Highbury müteahitlere satılarak, 60.000 kişilik Emirates stadına geçildi. Kulüp, finansal açıdan Avrupa'nın en zengin 5 takımı arasına girdi. Üstelik bu finansal performansın en önemli özelliği ise kendi kendine sürdürülebilir olması ki Avrupa'da herhalde benzeri bir performansın yakınına gelebilecek tek kulüp Lyon.

Okurlarımız haklı olarak soracaklardır: bir futbol kulübünün amacı para mı yapmaktır, yoksa kupa mı kazanmak? Dünyaca ünlü strateji gurusu Michael Porter'a göre, strateji, çevredeki değişkenleri gözetmesi gereken, dinamik bir kavramdır. Arsenal, son 6 senedir tek bir kupa bile kazanamamış, Messi, Ronaldo, Ronaldinho, İbrahimoviç gibi "PlayStation" tarzı oyuncular yetiştirememiş olabilir. Wenger, yeni transferlere milyonlar akıtmadığı için inatçılıkla, bunaklıkla suçlanmış olabilir. Fakat, buzdağının su seviyesinin altında kalan kısmına baktığımızda, Arsenal'in geleceğe yönelik çok önemli ve başarılı yatırımlar yaptığını ve bu çizgisinden sapmadığı sürece bırakın hedef küçültmeyi, aslında hedef büyüttüğünü görmemiz mümkündür.

İsterseniz bu hipotezi açıklamak için Arsenal'in rakiplerini ve kupasız geçen bu 6 senede neler yaşadıklarını ele alalım.

Manchester United: Son 6 senedir sportif olarak muazzam başarılar yakalayan (3 lig şampiyonluğu, 3 lig kupası, 1 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu, 1 Şampiyonlar Ligi finali) United, bütün bu başarılarını Glazer ailesinin aldığı, kulübü mali açıdan tamamen batırmış kredilere borçlu. Carrick'e bile 30 milyon € civarı ödeme yapabilen bir transfer politikası, Ronaldo'yu 80 milyon €'ya satmasına rağmen açıklarını kapayamamış durumda. Bu sene mali zorluklar yüzünden ilk kez kulüp adına, çok yüksek faiz oranlı bonolar basan United'ın mali geleceği çok sakat ve Kızıl Şövalyeler kulübü alsa bile yine öyle kalacak. Çöküşü ise ne yazık ki Fergie'nin takımı bırakmasından sonra göreceğiz.

Chelsea: Farkındaysanız artık Abramoviç transfere eskisi kadar para harcayamıyor. Chelsea'nin oyuncu iskeleti, Mourinho'nun Chelsea'siyle aynı. Takım hızla yaşlanıyor ve bu sene ya da öteki seneye bir tökezleme görmemiz hayli mümkün.

Liverpool: Arsenal ile en iyi kıyaslanabilecek kulüp. Birkaç sene öncesine kadar varlıklarının toplamı Arsenal ile aşağı yukarı aynıydı. Wenger'i transfer yapmıyor diye eleştirenler, Benitez'in yaptıklarını beğenecekler mi acaba. Yeni stada geçilmedi ve bolca transfer yapıldı. Torres'ler, Mascherano'lar, Keane'ler, Kuyt'lar, Babel'ler geldi de ne oldu? Şu anki panoramada, City, Villa, Tottenham gibi takımların seviyesine inen Liverpool'un önümüzdeki birkaç sene parlak bir geleceğe sahip olduğunu düşünüyor musunuz? Eminim Liverpool taraftarları İstanbul'da kazanılmış kupayı daha parlak bir geleceğe değişmek isterlerdi.

Manchester City: Şeyh parasıyla gümbür gümbür geliyorlar. Mali olanaklarının sınırı yok. Her oyuncuya ortalama 50-60 milyon € ödeyebilirler.

Villa, Tottenham & Everton: Son 3-4 senedir istikrarlı bir şekilde ligin 4., 5. ve 6. sıralarını zorlar hale geldiler. Transfere de az para harcamıyorlar.

Barça & Real Madrid: Aslında Arsenal'i bu tür Avrupa devleriyle kıyaslamak bile ilginç. Dünkü 4-1'lik hezimetin ardından "Almunia'yla, Vermaelen'le olmaz" diyebilmemiz bile, esasında gizliden gizliye Arsenal'in yavaş yavaş Barça, Real gibi takımlarla aynı potaya girmeye başladığının ve üzerlerindeki beklentilerin arttığının sinyalini vermiyor mu? Gerek Barça, gerek Madrid, tam anlamıyla kurumsallaşmamış 2 (adı üstünde) "kulüp." Bunların halen, hayli politik atmosferlerde gerçekleşen seçimleri var bir kere! Biri, İspanyol muhafazakarlarının, diğeri Katalan toplumunun simgesi. Yani sırf politik çıkarlar yüzünden, bu iki takımın sırtı parasal açıdan asla yere gelmez. İstedikleri gibi de yıldızlara para saçmaya devam edebilirler. Şike skandalı öncesi bu listeye Milan, Juve gibi takımları da ekleyebilirdik, nasip olmadı.


İşte "Vermaelen'le, Sagna'yla olmaz" zihniyetinin aslında gözden kaçırdığı Arsenal başarısı budur. Aslında ironik bir şekilde, evet, Vermaelen'le ve Sagna'yla da olmaz! Eleştirmek kolay. O zaman yapıcı olalım. Durum böyleyse Arsenal'in alternatifleri nelerdir? Arsenal'in transfere ihtiyacı var. Hatta Almunia'nın yerine adam gibi bir kaleciyle ve sağlam bir stoperle başlayabiliriz! Fakat o da ne? Küresel kriz ve birkaç zengin psikopat yüzünden transfer pazarı tamamen şişmiş durumda. İbra'ya verecek 40 milyon € + Eto'o'muz var mı? Kaka'ya önerecek 100 milyon €'muz? Ronaldo'yu alacak 80 milyon €'muz? Cevap: Yok. Liverpool bu yoldan gitmeye çalıştı, nefesi kesildi.

E, Premier Lig de profesyonel finans kuruluşlarınca denetlenen, her takımın tamamen borsada listelendiği bir lig. Oradan çıkıp Barça ve Real Madrid gibi politikaya malzeme olma ihtimaliniz de kalmadı.


Tek bir alternatif kalıyor: Arap şeylerinin ya da Rus oligarkların himayesi altına girmek. Bunu da ne kadar isterziniz, orası sizlere kalmış. Chelsea'nin durumu ortada: Abramoviç'in şevki kaçtı, transfere akan para bitti. Takım don değiştirir gibi teknik adam değiştiriyor. Oligark yarın Chelsea'yi bıraksın, kulübün durumu ne olur? Koskoca bir soru işareti...

Bugün dahi Uzmanov, Kroenke gibi pek çok para babası Arsenal hisselerini %30'un üzerine çıkarıp kulübün başkanı olabilmek için pusuda beklerken, çokça eleştirilen Peter Hill-Wood - Wenger ikilisinin, dünya kadar parayı alıp gitmek yerine Arsenal'in bağımsızlığını ve sportif başarısını düşünerek saflarını korumaları, Arsenal'in aslında kupa ve futbol için savaçtığının, çevresindeki bütün bu olumsuzluklara rağmen doğru ve sürdürülebilir bir stratejiyle büyümeye devam ettiğinin göstergesidir.

Arsenal taraftarları, dünkü hezimete her türlü hayıflanma hakkına sahip olmakla beraber, takımın geleceğinin emin ellerde olduğu gerçeğini görmeli, bu genç, birlikte büyüyen ve parlak geleceğe sahip takımına destek çıkmalıdır.

Haksız Rekabet

Maçı özeti benim için iki pozisyondur. Messi’nin birinci golünde Silvestre’den seken topta Silvestre kendini tekrar toparlayana kadar top çoktan ağları bulurken, ikinci yarıda Milito’dan seken topta Bendtner topa vurana kadar Milito çoktan kendini toparlayıpm, kayarak müdaheleyi yaptı ve topu aldı.


Bu iki pozisyon iki takım arasındaki kaliteyi göstermeye yeterdi. Gallas, fabregas, arshavin, van persie olsa da şu maçın gidişatının değişebileceğini kim iddia edebilir ki? Puyol ve Pique’nin yedekleri Marques ve Milito’yu gözü kapalı Arsenal’in defansına koyabiliyorsam, bir tarafta İniesta, Yaya Toure, Henry yedek kalırken öteki tarafta Denilson, Abou Diaby ilk 11 başlıyorsa rekabet kurulunun müdahele edip bu haksız rekabeti engellemesi gerekmez mi(!)


Vermaalen Arsenal topçusu olmamalı. Yok eğer Arsenal topçusu olacaksa Arsenal bu seviyelerde mücadele etmemeli. İlk maçta İbra’ya tıpkısının aynısı iki gol attırdıktan sonra, Messi’nin üçüncü golü de karbon kağıdı gibiydi. Esasında bu tarz bir tecavüz daha ilk maçın ilk 15 dakikasında gerçekleşecekti. Almunia bu defa mucize gerçekleştiremedi ve olması kaçınılmaz olan oldu.

Can Özenç’in geçtiğimiz yıl yazdığı yazısını okuyarak, Arsenal’in geçen yıl ki vaziyetini hatırlayabilir ve bir senede Arsenal açısından hiçbir şeyin değişmediğini görebilirsiniz. Altyapıdan oyuncu yetiştirip sonra bunları satarak, transfere çok para harcamayıp, kasayı dolu tutarak ne yazık ki büyük kulüp olunmuyor. Öyle olsa Gençlerbirliği çoktan 5. Büyük olurdu. İki yıldır Arsenal, Şampiyonlar Ligi’nde Chelsea’den daha iyi yerlere gelmesine rağmen, bugün Premierleague şampiyonluğu bahsi geçtiğinde halen daha “ya Chelsea ya da United” denilip Arsenal adamdan sayılmıyorsa ortada bi yanlış vardır ve Arsene Wenger’in hatta takımın chairman’ı Peter Wood’un şapkasını önüne koyup düşünmenin vakti gelmiştir.



Tek Başına




Biri beni durdursun

6.04.2010

Star Tv Yayın Politikası


Daha önce defalarca tartıştık ama protestomuzu belirli bir düzeyde protesto ettiğimiz kuruluşa duyuramadığımız için sonuç değişmiyor.Bu akşam dünyanın en büyük 2. futbol organizsyonun son yıllardaki en mükemmel maçlarından biri bir kez daha anlaşılamayan yayın politikası ile güme gitmek üzere.Geçen hafta Bisskey filan uğraşırken %75 ini kaçırdığım maçın ardından bu maçıda kaçırmak harbiden tepemin tasını attırıyor.Oynanması için senelerce beklediğin maçı adamlar paldır küldür Papatyam ile değiştiriveriyor. Artık sesimizi duyurmanın vakti geldi geçiyor.Ortakafagol takipçilerinin gereğini yapmasını arz ederim :)

bizeyazin@startv.com.tr
tel: (0212) 478 07 87


Başlığa tıkladığınızda artemiofranchi blogunda konu ile ilgili yapılmış güzel bir protestoyu görüntüleyebilirsiniz.

4.04.2010

Armanın Gururu Sarı Melekler


Şubat ayında askerden dönünce söylemiştim arkadaşlarıma. Bu sene Fener'in bir tek bayan voleybol takımını izlemeye giderim diye. Bu yıl kurulan, geçtiğimiz yıldan sadece 3 oyuncu barındıran bir kulübün 3 kulvarda 38 maçta namağlup gelmesi müthiş bir başarı. Yine de beni tanıyanlar bilir. Evden çıkarken Arsenal'e bahis basıp öyle maça giden realist bir adamım.

Bu maçta da Fenerbahçe favori olarak bahiste açılmışken Bergamo'ya bahis basıp oturdum televizyonun karşısına. Neticede rakibimiz son 3 yılın 2'sini şampiyon tamamlamış bir takım ve her sporda olduğu gibi burada da final oynama kültürü apayrı bir tecrübedir.

Kendim görmedim, referansım eksisozluktür; orada belirtildiğine göre Aziz Yıldırım, Mehmet Ali Aydınlar ile birlikte FB TV'de şampiyonluk primini 1 milyon dolar olarak açıklamış. Yıllık bütçesi 5-6 milyon TL olan bir takım için açıklanan primin oyuncuları yeteri kadar strese ve baskıya sokmaya yeteceğini düşünüyorum. O noktada zaten bir ilki gerçekleştirme, Avrupa Şampiyonu olma gibi motivasyon kaynakları varken ayrıca bir de paranın konuşulması pek lüzumsuz olmuştur.

Dün de dediğim gibi çok taktiğinden, tekniğinden anlamadığım bir spor için ahkam kesmeyeceğim yine de dikkatimi çeken bir nokta var. Libero pozisyonundaki bir oyuncunun görevi manşet almaktır. Buna karşılık Bergamo her serviste liberomuz Nihan'ı bulmaya çalışıyorsa ortada bir gariplik var. Demek ki liberomuz yetersiz. Bu arada Bergamo insanı sinir edecek kadar iyi savunma yapıyor. O kadar çıkmaz denilen top çıkardılar ki insanın siniri bozuluyor.

Bu noktadan sonra önemli olan, herkesin de bir bakıma endişeyle dile getirdiği konu bu takımın seneye korunup korunmayacağı. Bu kadar başarılı bir sezonun ardından Mehmet Ali Aydınlar seneye desteğini çekmez diye temenni ediyorum. Sıkıntılı nokta ise federasyonun yabancı oyuncu sayısını düşürmesi. Şu anda 3+1 ile oynanıyor ve Gamova, Diricxx ve Osmokroviç aynı anda oynayabilirken Blom kenarda oturuyor. Gelecek yıldan itibaren 2+2 kararı aldı federasyon. Nati'nin sözleşmesi devam ediyor. Gönül Gamova'nın kalmasını ister tabi. Takımın iskeletindeki Türklerden Seda 23, Eda 22, Naz 19 yaşında. Bu oyuncuların gittikçe tecrübelenmesi ve Nati ile Gamova gibi iki süperstara sahip olunmasıyla bu takım gelecek yıl yeniden bu seviyede mücadele edip kupayı alabilecek seviyede olacaktır.

Perşembe günü, Türkiye Kupası finali ilk maçında Eczacıbaşı ile oynayacağız. Umarım bir aksilik çıkmaz da Sarı Melekleri tebrik etmeye gidebilirim.

Gece gelen dipnot: Maç sonrasında dikkatimi çekmişti ama yazarken unutmuşum, şimdi ekşide görünce aklıma geldi. Maç sonunda Volley Bergamo kupa için tekrar sahaya çıkarken sanırım Fürst'ün omuzlarında AB bayrağı varken, tek bir İtalyan bayrağı yoktu. AB bayrağı nedir ya? Sonra niye "Türkün Türk'ten başka dostu yoktur" diye düşünüyoruz.