Yunanistan,2004 Avrupa Şampiyonası'ndaki çıkışıyla herkesi şaşırtmıştı. Yunanistan'ın başarısı kimilerine göre bir tesadüftü,kimilerine göre oynadıkları katı savunmanın eseriydi.Ancak şu bir gerçekti ki;hiç kimse bir türlü kupayı Yunanistan'a yakıştıramamıştı.Sezon başında,Yunanistan takımlarının Avrupa kupalarındaki alacakları sonuçlar merak ediliyordu. AEK,UEFA kupası 1.turunda puan dahi alamayarak herkesi şaşırttı.Ancak Panathinaikos ve Olympiakos Şampiyonlar Ligi'nde gruplarını üçüncü sıralarda bitirerek yollarına UEFA'da devam ettiler.Panathinaikos 2.turda Sevilla'ya (1-0, 0-2lik sonuçla) Olympiakos 3.turda Newcastle'a (1-3, 0-4lük sonuçla) elendi. Avrupa kupalarında alınan sonuçlar belki tatmin edici değil;ancak Yunanistan Ligi'nin bu sezon bizlere sunduğu heyecan,Yunanistan futbolunun gerçekten ilerlediğini gözler önüne serer gibi. Avrupa liglerinde sezon sonları yaklaştıkça, takımlar ya bitime birkaç hafta kala şampiyonluklarını ilan ettiler (Chelsea, Bayern Münih gibi) yada çekişme iki takım arasında geçiyor ve biri oldukça şanslı gözüküyor.(Milan-Juventus çekişmesinde Juventus,Barcelona-R.Madrid çekişmesinde Barcelona gibi.) Yunanistan Ligi'nde ise özellikle bu hafta heyecan üst seviyede. Şampiyonluk mücadelesi veren üç takım bulunuyor.Bunlar; AEK,Panathinaikos ve Olympiakos.Ülkedeki Panathinaikos-Olympiakos çekişmesini bilmeyen yoktur zaten.Basketbolda bu sezon darmadağan olan Olympiakos,en azından futbolda Panathinaikos'u geride bırakmak istiyor.Sezon boyunca bir AEK,bir Olympiakos,bir Panathinaikos lider oldu. Olympiakos daha başarılı bir sezon geçiriyordu ancak sahasının iki maç için kapatılması ve üç puanın silinmesi gibi olaylar,onlara büyük bir darbe oldu.Bundan AEK ve Panathinaikos iyi yararlandı.28.haftaya Panathinaikos 59 puanla lider girmişti. 2.sırada AEK vardı ve puanı 58di,3.sıradaki Olympiakos'un ise puanı 56ydı.Ama 28.haftada işler değişti.AEK kendi evinde Ionikos karşısında 87.dakikada gelen golle yıkıldı: 0-1.Panathinaikos ise PAOK deplasmanında 1-1’lik sonuçla iki puan bıraktı,ligin gol kralı Konstantinou takımını bu kez zafere ulaştıramadı ve Olympiakos Kerkyra'yı deplasmanını 3-1 geçerek haftanın en karlı takımı oldu. Önümüzdeki hafta Panathinaikos AEK'yı ağırlayacak ve Olympiakos Panionios'u konuk edecek.29.hafta da tıpkı bu hafta gibi, Olympiakos için karlı geçebilir. Panathinaikos-AEK maçından çıkacak bir beraberlik belki de Olympiakos'u lider yapacak.Yazımın başında da belirttiğim gibi şu anda Avrupa'da üç takımın şampiyonluk iddasının bulunduğu hiçbir lig yok.Komşudaki lig mücadelesine yürekler dayanmıyor.Malesef Türkiye'de uzun zamandır böylesine bir lig mücadelesi yok.Umarım önümüzdeki senelerde Yunanistan Ligi'nin heyecanı bizim ligimize de taşınır. |
14.05.2005
Yunanistan Ligi'ne Yürek Dayanmıyor
8.05.2005
Küreselleşen Futbol
Her Türk vatandaşı o veya bu şekilde bir futbol takımını desteklemektedir. Bu düstur gibidir. “Takım tutmayan adam mı olur kardeşim” ibaresi çok haklı görünür gözümüze. Hiçbir takımı desteklemeyen insanlar milli takımı desteklerler. Onu dahi desteklemeyene vatan haini gözüyle bakarız. Herkes futbol endüstrisinden payını alır yani. Peki, küreselleşmenin etkisi bu boyutta nasıl etkiledi bizi.
21.Yüzyılın en moda kavramı küreselleşme bazılarına göre “bizi bu durumlara getiren emperyalistlerin oyunu”, bazılarına göre “yaşamamız icap eden bir süreç”, bazıları için ise “zincirin en önemli merkez halkası”. Peki, bu halka bizim taraftarlığımızı etkiledi mi?
Yanıt kesinlikle evet. İçinizde herhangi bir Avrupa ligi izlemeyeniniz var mı? Sanırım hayır. Peki, ne kadar zamandır izliyoruz bu ligleri? Şifresiz televizyon kanalları bu ligleri göstermeye başladığından beri. 21 yaş kuşağının sadece müziğini hatırladığı, 30yaş grubunun ise izlemek için uykusuz kaldığı ve o zamanlar Avrupa futbolundan haber almanın tek yolu olan “Avrupa’dan Futbol” programı şimdi hepimizin izlemekte olduğu takımları daha güzel göstermiyor muydu? Yani üç beş dakika izlediğimiz özet görüntülerde o zamanın meşhur takımı Atalanta çok daha güzel gözükmüyor muydu? O zaman inter taraftarı bu kadar meşale atmıyordu sahaya herhalde ki bize sempatik geliyordu.
Bir Avrupa takımını Türkiye’de tuttuğunuz takımın yanına kardeş olarak seçmek bize o günlerden yadigâr olsa gerek ama bu kadar pompalanan bir heves değil di bizimkisi. Yani o zamanlar bu Nike ve onun gibi firmaların ürettiği formaları satmak için başvurduğu bir yöntem gibi gelmiyordu bize. Peki şimdi öylemi? Bu herhalde başka bir yazının konusu.
Ama şu bir gerçek ki NTV, TV8 gibi kanallar Avrupa liglerini canlı maç yayınları ile aktarmaya başladıklarından beri hepimiz birer chelsea’li biraz barcelona’lı biraz milan’lı olduk. Küreselleşmeden nur topu gibi bir ikinci takımımız oldu.
Bu ikinci takım mevzusu gariptir. Azımsanmayacak şekilde iki takımı destekleyen insanlar vardır futbol ahalisinde. Ankara’nın iki takımını tutmak gibi. Ya da üç büyüklerden birini tutup “Mersin idman yurdu ne yaptı acaba bu hafta” gibi soruları aklından çıkarmayan bir topluluk sayıca kesinlikle az değil.
Örneğin el clasico üç büyüklerin herhangi bir maçından daha önemli hale gelmeye başlamadı mı? İtiraf edeyim kendi takımımım maçını izlemeyip bu derbilerden birini izlemek için bira alıp koltuğuma kurulduğumu hatırlıyorum. Artık daha fazla ilgimizi çekiyor bu maçlar. Kendi aramızda bu maçlar için iddialara girmeye başladık. Eskiden bu tip iddialar Türkiye’deki maçlar için olurdu. Kendi adıma Southampton’u Kayserispordan daha fazla izledim bu sene ve daha fazla bilgiye sahibim Southampton hakkında. Lig maçının özetini izleyip yorum yapan bizler Arsenal’in 90 dakikasını izleyip yorum yapmaya başladık. Artık Roma’nın nasıl oynaması gerektiğini tartışıyoruz.
Kesinlikle yazıdan şu anlaşılmasın “Avrupa maçları yayınlanmasın”. Demek istediğim bu değil. Artık yöresel değerlerin azaltılıp, küresel değerlerin ön plana çıkartıldığı gerçeğinin çağımızın en büyük endüstrilerinden biri olan futbolu etkilediği kadar taraftarları da etkilediği gerçeği. Ve artık öz evladımızın sırtını sıvazlayıp onu cesaretlendirmiyor, komşu çocuğunun yaptıklarını alkışlıyoruz. Yani kendi ligimizin güzelliklerin görmüyoruz. Tamam ben de biliyorum ligimiz keçi boynuzu tadında ama biz onu bile kaçırıyoruz.
Hak Eden !?!
Eh en sonunda 125 maçtan geriye sadece biri kaldı. Oynanan 4 yarı final maçına baktıktan sonra Milan ve Liverpool’un finali hak eden taraflar olduklarına inanmıyorum. Yine de bu iki ekibin finale çıkmasından dolayı mutluyum. 2 senede 200 milyon pound harcayarak tüm kupaları alacağını düşünen Abrahamoviç ile 2 yıldır önüne gelen tüm kupaları toplayarak bir tarafları kalkan Jose Mourinho’nun önce sararmalarını, ardından kızarmalarını, son olarak da morarmalarını seyretmek oldukça keyifliydi. Her şeyin para ile alınamayacağını görmek bizim gibi futbolun endüstriyelleşmesini üzülerek izleyen biz futbol garibanları için bir tebessüm oldu. Yine de Liverpool’un oynadığı berbat anti – futbol ile finale çıkması hayal kırıklığı oldu benim için. Gerçekten de Liverpool, Londra’daki maçta oyunu inanılmaz keyifsizleştirdi ve uyuttu. İkinci maçta da yan hakem o topun çizgiyi geçmediğini süzebilse yine çok keyifsiz bir maç seyredebilirdik. Rafa Benitez’in kazanmak zorunda olduğu bu maçta bile tek forvetli bir sistem benimsemesi ne kadar anti – futbol yanlısı olduğunu gösteriyor. Belki Rafa Benitez, görece kısıtlı kadrosuyla bu aşamaya gelmesi takdir edilebilir ancak yazın Yunanistan’ın yaptığını yarı finalde Chelsea karşısında yaptığını düşünüyorum. Premierleague’de çok kalburüstü bir performans sergileyemeyen Luis Garcia’nın eleme turlarında 6 gol attığı gözlerden kaçmamalı.
Bu sezonun bariz en başarılı teknik direktörü bariz Guus Hiddink. Yıldız adına sayabileceğimiz belki bir tek Mark Van Bommel var ki onun da en üst sınıf bir Avrupa takımında ne kadar oynayabileceği muallâ. Güney Kore’nin başındayken tanıdığı Park ve Lee’den çok iyi faydalanıyor. Eğer Farfan ve Beasley biraz daha tecrübeli olsalardı, İtalya’dan çok daha avantajlı bir skorla dönebilirlerdi. Milan çok kötü 2 maç çıkarmasına rağmen tecrübe farkı ile finale çıkan taraf oldu ki buna çok sevindim. Final maçına dünyanın parasını verdim geçen yıl olduğu gibi yıldızsız bir final seyretmek istemiyorum.
Kupa şu sıralar İstanbul’un büyük meydanlarında sergileniyor. Bu pazara kadar kupa Bakırköy Meydanı’ndaydı. Gerçekten’de bu final şu ana kadar Türkiye’nin yaptığı en iyi spor reklâmı oldu. Statlarda açılan “Road to İstanbul” dövizleri gerçekten de ülke tanıtımı için çok önemli olduğuna inanıyorum. Umarım 25 Mayıs’ta vereceğimiz sınavda da başarılı oluruz.
Son olarak şu 'Aman Liverpool Şampiyon Olmasın' nidalarına aşırı derece de kıl oluyorum. Neymiş, Liverpool kazanırsa şampiyonumuz öneleme oynayacakmışız. 2 senedir başkalarının başarılarıyla Şampiyonlar Ligi'ne kalmayı alışkanlık haline getirdik. Oh ne ala! Sen kupalarda bi halt yiyeme sonra başkasının becerisiyle kaymak ye! Hayır buna karşıyım. Hollanda, Rusya ve Portekiz gibi lig seviyesi kendi ligimizin seviyesine denk olan takımları bu UEFA Kupası'nda oynarken, belki de tarihin en kolay sezonunda Türkiye'nin esamesi okunmadı. Bazı şeyleri kendimiz becermeliyiz, tesadüflerle değil.
6.05.2005
Şampiyon Bayern
Bir Bundesliga yazımda 18 ay sonra liderliğe çıkan Bayern Münih’ten bahsetmiştim. Çıktılar ve sonrasında sadece bir haftalığına bıraktılar liderliği. Bu hafta itibariyle de şampiyonluklarını ilan ettiler. Magath ve ekibini kutlamak gerek. Başarılı bir sezon geçirdiler. Sezon başında biraz tutuk başladılar. Ben bunu takımın Magath’a, Magath’ın da takıma alışma süreci olduğunu düşünüyorum. Tabi bu şampiyonluğu sırf Magath’a bağlamak yanlış. Sonuç olarak ekonomik olarak diğer takımlardan çok üstün bir takım. Kulislerden bahsedince zaten sadece Bayern diyebiliriz. Geçen hafa Antalya’da tatildeydim ve bir gece sabaha kadar iki Almanla Bundesliga’dan konuştuk. İkisi de sıkı Stuttgart taraftarıydı. Bayern Münih hakkında sürekli dedikleri de para onlarda herkesi topluyorlar oldu. Stuttgart ligin iyi takımlarından olmasına rağmen parasızlıktan yakınıyorlardı. Magath’ı sorduğumda ise çok sevilen ve karakter olarak çok iyi biri olduğunu söylediler. Aralarından biri bir gece bir kafede oturup muhabbet ettiğini ve çok sıcak biri olduğunu, gittiği için de kırılmadıklarını söyledi. Ama için için Bayern’e kızıyordu. Böyle bir ortamda Bayern’in şampiyonluğu pek sürpriz değil Alman futbolu için. Yine de her sene şampiyon olacaklar diye bir şey yok ve Magath’ın katkısı yadsınamaz. Makaay inanılmaz bir sezonu şampiyonluk maçında üç gol atarak süsledi. Artık Bundesliga’da şampiyon belli çekişme ise hemen altında.
Schalke ve Stuttgart son haftalarda bocalamaya başlayınca, Hertha Berlin, Bremen hatta Hamburg ve Leverkusen heyecanlandı. 5 takımdan ikisi Şampiyonlar Ligi’ne katılacak. Bu hafta evinde 3-1 öne geçen Schalke galibiyeti koruyamadı ve Leverkusen ile berabere kaldı. Kazansalar artık Schalke Şampiyonlar Ligi’nde diyebilirdik. Stuttgart da deplasmanda Gladbach’a kaybetti. Hertha Berlin ve Hamburg da deplasmanda kaybederek önemli bir haftayı puansız kapadılar. Haftanın en karlı takımı da evinde Bielefeld’i yenen Bremen oldu. Bakalım son haftalarda ne olacak ve Devler Ligi’ne hangi ikisi katılacak. Yıldıray son haftalarda çok formda. Berlin bu hafta önemli bir şans kaçırdı. Benim favorim Berlin. Bence Devler Ligi vizesini onlar alacak.
Altta ise spekteküler bir maç Mainz’in kurtuluşu oldu. Maç sonrası Bochum antrenörü Neurer buna anlam veremedğini söylemiş. Evinde rakibine 2-6 kaybetmek gerçekten anlamsız bir olay. Bu galibiyetle Mainz, Nürnberg’i de geçerek rahatladı.(ki ben Nürnberg’i baştan beri bu mücadeleden ayrı tutuyorum.) Gladbach’ın da puan kaybetmesini bekleyen Bochum, Stuttgart karşısında kazanan Gladbach’ı görünce herhalde ümitsizliğe düşmüştür ki haklılar. Rostock ise Hertha Berlin karşısında kazanarak Bochum’a yetişti. Gladbach iki takımın 5 puan önünde 3 maç kala avantajlı. Ama Bundesliga sürprizlere gebe bir lig. Haftaya Rostock ve Gladbach sırasıyla Leverkusen ve Hamburg deplasmanlarına gidiyorlar. İşleri zor. Bochum ise Nürnberg deplasmanına gidiyor. Çok kritik bir maç. Bochum kazanırsa(bence şansları var) Nürnberg’i de olayın içine çekip heyecanlanıcaklar. Bana kalırsa Bochum kazanır, gerisi kaybeder ve son iki hafta da çok heyecanlı olur. Tabi böyle olursa Rostock nerdeyse düşmüş olur. Bekleyip göreceğiz.1.05.2005
Sosyoljik Bakış: Oyun ve Hile
“Futbol basit bir oyundur” cümlesini çoğu kez duymuşuzdur. Bu cümleyi sarfeden kişi neyi vurgulamak istiyor. Oyun önemsiz mi demek istiyor yoksa oyunu mu övüyor. Benim anladığım oyunun övdüğü. Çünkü basit şeyler kendi iç döngülerini yaratırlar, basit kurallar ile bunu çevrelerler ve hiç biri birbirinin aynı olmayan sahneler ortaya koyarlar. Asıl güzel olan bu tür oyunlar değil midir? Peki oyun kendi içinde döngüler oluştururken hileleri de kendi mi yaratıyor yoksa gizli bir güç oyuncuları bu döngüye müdahale etme yoluna mı itiyor? Yazının konusu bu müdahalelerden legal olmayanlar.
Bu müdahalelerin sonuçları bazen hayal edilmediği ve hatta bu müdahaleyi yapan oyuncunun da amaçlamadığı boyutlara ulaşabiliyor. Örneğin ceza sahasında kendini yere atması, aldığı darbeyi abartarak yerde yattığı süreyi uzatması, ofsayt olmayan pozisyonda elini kaldırması vb gibi hileleri kastediyorum.
Asıl üstünde durmamız gereken şey bunları yapmak zorunda hissetmemizi sağlayan hissiyat ve bizi bu hareketlere itenin oyunun ta kendisi olup olmadığı. Yani bu hileleri niye yapıyoruz. Maçı kazanmak ya da kaybetmemek, rakibe sarı kart göstertmek, gole giden oyuncuyu durdurmak kısaca kazanmak için. Yani oyunun amacı oyunun hilesini doğuruyor.Bilgisayar oyunları da böyledir. Oyunlar piyasaya hileleri ile beraber sürülür ki çabuk oyunun bitirip yenisini alalım. Tamam kazanmak önemli, tamam futbolcular galibiyet primleri ile yaşamlarını idame ediyorlar ama kazanmak uğruna her şey mübah mı?
Peki şöyle bir durum hayal edilemez mi? Kimsenin zaman geçirmek için yerde yatmadığı ve bunun profesyonellik olarak nitelendirilmediği, ofsayt pozisyonuna sadece yardımcı hakemin bayrağı ile müdahale ettiği bir futbol maçı. Ütopya mı dersiniz. Peki Fowler’in kendisi lehine çalınan penaltının haksız olduğunu iddia ederek hakeme itirazını nasıl açıklayacağız. Fowler kazanmak istemiyor mu? Demek ki bir güç bizi hile yapmaktan alıkoyabiliyor. Hileyi ödüllendirmemek bunun yollarından biri olabilir. Çünkü hileyi yutturursanız sizden iyi oyuncu yoktur. Arif Erdem ve Serhat Akın taraftarlarca bu yüzden sevilmiyorlar mı?
Taraftarların galibiyetten başka bir şeye sevinmedikleri futbolumuzda oyuncuların hilelerini hoş görme yolunu mu seçmeliyiz yoksa hilelerden uzak saf bir oyun izlemek hakkımızı sonuna kadar aramalı mıyız? Bence ikincisini yapıp oyunun güzelliğinden vazgeçmemek en akıllıcası. Hakemleri bu hilelerin avcısı olmaktan da çıkartırız belki.
Şimdi şöyle bir durum hayal edelim ve yazıyı noktalayalım. İnanın bana çok uzak bir hayal değil sadece bu oyundan zevk alanlar olarak istemek yeterli.
33. Hafta
Fenerbahçe ile Galatasaray büyük ölçüde şampiyonu belirleyecek maçta kadıköyde karşı karşıya. Maç karşılıklı ataklarla başlıyor. Maç ilginç şekilde hakemi zorlamayacak kadar dürüstçe geçiyor. Kimse ofsayt diye yan hakemden önce ve onu etkileyecek şekilde elini kaldırmıyor. Kimse faulden sonra rakibe sarı kart göstertmek için müdahaleyi abartıcı hareketlerde bulunmuyor.
30. Dakika’da ceza alanı içinde yerde kalan Serhat Akın’a penaltı çalınıyor. Kadıköy çalkalanıyor. Fakat o da ne? Serhat hakemle konuşuyor ve penaltı olmadığını söyleyip hakemin kararını değiştiriyor. Taraftarlar ise Serhat’ı bu itirafından dolayı alkışlıyor. Dakikalar ilerliyor. Gol gelmiyor. 65. Dakika Arif Erdem Lüciano ile mücadelesinde yerde kalıyor ve Luciano son adam. Hakem tam kırmızı kartına yönlenirken Arif müdahale edip kendisi düştüğünü söylüyor ve oyun hakem atışı ile başlıyor.
75. Dakika kornerden genle topa eliyle ağlara atan Servet çetin gol sevinci yaşarken Daum orta noktaya koşan hakeme bir şeyler söylüyor ve gol iptal ediliyor. Daum’un söylediklerinin “O Servetin değil, tanrının eliydi” olmadığı çok açık!!!! Daum bu dakikada serveti kenara alıyor. Sebep çok açık.
Maç böyle bitecek denilirken Tuncay topu ağlara yolluyor. Kadıköyde herkes bir şey olup golün iptalinin bekliyor. Ama böyle bir şey olmuyor çünkü gol nizami. Galatasaraylı futbolcular (Rakibe hakemin görmediği alanlarda dirsek atmasıyla ve yakalanmaması ile meşhur kaptan Bülent Korkmaz) dahil itiraz yok. Ve son düdük……
Galatasaray şampiyonluğu kaybediyor ama gayet nizami ve legal olarak. İçlerinde hiçbir hınç, öfke yok çünkü onlar da oyunun güzelliğini bu denli yaşadıkları bir maç hatırlamıyor. Ayrıca taraftar dernekleri Arif Erdem’e kendisine yapılan hareketin faul olmadığını itiraf etmesi sebebiyle ödül veriyor.
İnanın bana uzak bir hayal değil yeter ki biz hileleri veri olarak kabul etmeyelim, hile yapıp yutturanı profesyonel olarak nitelendirmeyelim.