İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

15.09.2005

UEFA Kupası'nda Rakipler: Tromsø

Genel Bilgi:

Norveç'in kuzeyinde, Kuzey Kutup Dairesi'ne 500 km mesafede, yazları bile bizim için yeterince soğuk geçen, bu soğuğa rağmen sıcakkanlı olabilmeyi başarmış insanların yaşadığı, kasaba hüviyetinde bir şehir Tromsø. Biri şehirle aynı ada sahip (Diğeri Kval) iki ada üzerine kurulu olan Tromsø, mevcut iklimsel olumsuzluklara rağmen, 4 ay güneşin batmadığı yaz aylarında turistik açıdan hayli canlı..

Şehrin ve bölgenin en önemli futbol takımı, şehirle aynı ismi taşıyor. Tam adı ise Tromsø Idrettslag. Takım maçlarını, işler iyi gittiğinde doldurmakta güçlük çekmedikleri Alfheim Stadion'da oynuyor. Çok kötü bir sezon geçiren Tromsø'nun bu yılki seyirci ortalaması 4000 - 5000 civarında.

15 Eylül 1920'de kurulan kulüp Kırmızı - Beyaz renklere sahip. Kulübün başkanlığını Tyrgve Myrvang, takımın teknik direktörlüğünü Steinar Nilsen yapıyor.

Geçmiş:

Son dönemde yaşadığı türlü olumsuzluklara rağmen Tromsø, Norveç Ligi'nin köklü kulüplerinden biri. Rosenborg ve Lillestrom'un ardından, 1985'ten bu yana oynanan Norveç Ligi'nde en fazla mücadele eden üçüncü kulüp. Buna rağmen bu ligde çok başarılı değil. En önemli dereceleri, 1989'da gelen üçüncülük ve 1990'da gelen ikincilik. 1986 ve 1996'da iki kez Norveç Kupası'nı kazanan Tromsø, 90'ların sonunda girdiği krizin sonucu 2001'de ligden düştü ve bir sonraki sezon yeniden Norveç 1. Ligi'ne geri döndü.

Çoğunlukla kendi bölgesinden yetişen oyunculardan kurulan takım, buradan çıkıp yutdışına kadar giden bazı oyuncuların geri dönmesiyle yeniden toparlanmaya başladı. Bu toparlanmanın bir sonucu olarak da geçtiğimiz sezonu dördüncü bitirip UEFA kupasına katılma hakkı kazandı.

Ama bu sezon takımda yeniden çöküş başladı, daha doğrusu bir duraklama.. Beraberliğe abone olan (19 maçta 9 beraberlik) Tromsø, kendi evinde bile maç kazanmakta güçlük çekiyor (10 maçta 2 galibiyet). Bu satırlar yazılırken Tromsø, 14 takımlı Norveç Ligi'nde 19 maçta 3 galibiyet, 9 beraberlik ve 7 mağlubiyetle 11. sırada yer alıyordu.

Ama Norveç Ligi'nde bu sezon bir acayipliğin olduğunu, koca Rosenborg'un bile Tromsø'nun iki puan farkla bir basamak üstünde, adı biline köklü Norveç takımlarından Molde ve Bodø'nun Tromsø'nun bile altında kalıp düşme potasında bulunduğunu hatırlatalım.

Bu şartlar altında 2. ön elemden başladıkları UEFA macerasında Danimarka'nın Esbjerg takımıyla karşılaştılar. Bu tarz takımların birbirleriyle oynadıkları maçların özeti sayılabilcek "Sürpriz olmayan sürpriz" kavramı çerçevesinde ilk maçı deplasmanda 1-0 kazanıp, ikinci maçı kendi evlerinde aynı skorla kaybederek rakiplerini penaltı atışları sonucu 3-2'lik üstünlükle geçerek 1. turda Galatasaray'ın karşısına dikildiler.

Bu, Tromsø'nun Avrupa arenasına 6. çıkışı. Daha önce 2 kez kupa şampiyonu olarak artık olmayan Kupa Galipleri Kupası'na, 2 kez UEFA Kupası'na, 1 kez de İntertoto Kupası'na katılıp, 1 kez UEFA'da, 1 kez de İntertoto'da tur atlama başarısını gösterdiler. Toplamda 13 maçta 5 galibiyet, 3 beraberlik, 5 de mağlubiyet alıp, 26 gol atarken 22 gol yediler.

Tromsø'nun bünyesinden çıkarmakla övündüğü özellikle iki futbolcu var: Biri halen Tromsø forması giyen, İskandinav futbol dünyasında isim yapmış Ole Martin Arst, diğeri de Avrupa Futbolu'nun yakından tanıdığı bir isim; Tore Andre Flo. Bunların dışında bir de bizim tanıdığımız, bir dönem Trabzonspor forması giyen hali hazırda Club Brugge'lu Runo Lange var..

Kadro:

Tromsø'nun kadrosunda 3 Kanadalı, 1 Kosta Rikalı, 1Tunuslu, 1 Polonyalı, 1 İsveçli (Gana asıllı), 1 Finlandiyalı, 1 Macar olmak üzere 9 yabancı bulunuyor.

Kadro şöyle:

Kaleciler:

Knut Borch, Lars Hirschfeld (Kanada), Eirik Sorensen

Defans:

Thomas Hafstad, Janne Hietanen (Finlandiya), Benjamin Kibebe (İsveç), Arne Vidar Moen, Ole Andreas Nilsen, Morten Pedersen, Tamas Szekeres (Macaristan), Ole Talberg, Daniel Torres (Kosta Rika)

Orta saha:

Patrice Bernier (Kanada), Roar Christensen, Bjorn Johansen, Rune Johansen, Joachim Walltin

Forvet:

Stephen Ademolu (Kanada), Ole Martin Arst, Karim Essediri (Tunus), Runar Normann, Tomasz Stolpa (Polonya), Lars Strand, Bjorn Strom, Hans Aage Yndestad.

Arst, Moen, Bjorn Johansen ve Pedersen; Tromsø'da başladıkları kariyerlerini, İskandinavya'nınpopüler takımlarında sürdürdükten sonra başladıkları yere dönüp, son futbol yıllarını burada geçiren isimler (Son yıllar konusunda Pedersen istisna). Özellikle Arst, Belçika'nın en önemli kulüplerinden Anderlecht ve Standard Liege'de başarılı sezonlar geçirmiş bir oyuncu.

Kadroda dikkat çeken başka isimler de var. Mesela Kibebe. Genç yaşında İsveç Ligi'nin parlayan savunma oyuncularından biriydi (AIK Solna formasıyla). Fakat bir üst klademeye geçemeyişi obu Tromsø'ya kadar getirdi. Tromsø'nun, UEFA Kupası 2. ön elem turunda neredeyse başına bela olan kaleci Hirsdhfeld (Rakip Esbjerg, bu oyuncunun adının UEFA'ya zamanında bildirilmediği gerekçesiyle önce şikayette bulunup sonra bu şikayetini geri aldı), Premier Lig'de Leicester ve Tottenham formaları giymiş tecrübeli bir eldiven. Tunuslu Essediri, bir benzerini hemen her İskandinav takımında görebileceğimiz Afrikalı futbolculardan (Siyahi değil bu arada - kaleci hariç Kanadalılar ve Kibebe siyahi).. Kanadalı Ademolu ile birlikte ülke futbolunda pek rastlanmayan hız ve teknikleriyle dikkat çekiyorlar.

Bunların dışında bir de Denizlispor'dan hatırladığımız Hietanen var. Ama sol kanatta Pedersen'i kesip kadroya girmekte zorlanıyor.

Taktik Analiz:

Tromsø, yakın zamana kadar 4-2-3-1 saha dizilişini tercih ediyordu. Fakat Aest ile uyum sağlayabilecek Ademolu'nun transferi sonrası, 4-4-2 saha dizilişi de teknik direktör Nilsen için bir alternatif oldu. Böylelikle taktiğin en kritik bölgesinde (Arst'ın hemen arkası - defansif oyunu tercih eden Tromsø'nun skor üretebilmesi için iyi olmak zorunda) bir türlü istenilen performansı sergileyemeyen Strand (Ve alternatifi Jonar Johansen) kısmen takımdan kesilerek forvet hattı bir arttırıldı. Artık Nilsen, maça veya maçın gidişatına göre bu iki dizilişten birini tercih edebiliyor.

Bu dizilişlere göre oyuncu tercihleri ise genellikle şu şekilde:

Öncelikle kale Lars Hirschfeld'in. Savunmanın göbeğinde bir aksilik olmadıkça Benjamin Kibebe ve Arne Vidar Moen oynuyor. Onların alternatifi ise Daniel Torres. Savunmanın sağı için öncelikli tercih Thomas Hafstad, yedeği Andreas Nilson. Sol tarafta çoğunlukla Morten Pedersen görev alıyor. Tanıdığımız bir isim Janne Hietanen ise yukarıda da bahsettiğimiz gibi yedekte. Pedersen'in çok yönlülüğü, maç içinde Hietanen'e görev verilmesini sağlıyor, Tromsø'nun en sık yaptığı değişik bu şekilde. Bu bölge için bir başka alternatif varyasyon da Pedersen'in stoper, Macar Tamas Szekeres'in de sol bek oynaması.

Savunmanın hemen önündeki ikili genellikle Patrice Bernier ve 36'lık Bjorn Johansen'den oluşuyor. Alternatifleri ise Roar Christensen (O da 35 yaşında) ve Joachim Valtin.

Tromsø sahda 4-2-3-1 şeklinde dizilmişse forvetin arkasında oynayan isim ya Lars Strand (Çoğunlukla bu) ya da Jonar Johansen oluyor. Fakat pek etkili değiller. Sol açık pozisyonunun bankosu Hans Yndestad, yedeği de Runar Normann. Forvet ikili olursa Ole Martin Arst'ın yanında Stephen Ademolu oynuyor.

Santrfor Ole Martin Arst ve sağ açık Karim Essediri, takımın hem en önemli hem de alternatifsiz iki ismi. Maçta değiştirildiklerine bile rastlamak zor. Başlarına bir şey geldiğinde yahut rakip tarafından etkisiz hale getirildiklerinde Tromsø'nun işi bitiyor.

Tromsø'nun oynadığı futbolun en önemli özelliği, klasik İskandinav futboluna uygun olarak, 4 defans ve 2 defansif orta saha oyuncusundan oluşan 6 kişilik etten duvar. Ekstrası ise ileride biri hızı, diğeri tekniğiyle rakibi rahatsız ederek takım halinde hücuma çıkmasını engelleyen 2 açık oyuncusu. Bu açıdan danimarka ekolüne yakınlaşıyorlar. Tromsø'nun en büyük kozu Arst ise klasik İskandinav santrforu prototipine uygun bir oyuncu.

Tromsø'nun çok önemli bir artı özelliği yok. Sadece güçlerine eşdeğer takımlarla oynadıklarında güvendikleri oyuncuların bireysel yeteneklerini ön plana çıkarabilirlerse başarılı oluyorlar. Fizik güçlerine güvenerek oynadıklarından teknik açıdan kuvvetli bir rakip karşısında kolayca çözülmeleri beklenebilir. Tabi bu rakip onları aşırı düzeyde küçümsemezse..

12.09.2005

Belçika’da Yeni Ne Var?

Jupiler Lig’in başlamasının üzerinden beş hafta geçti ve takımlar hakkında genel bir görüş elde edebildik. Ayrıca, ağustos ayının bitimiyle transfer pazarının da kapandığını göz önünde bulundurursak Ocak ayına kadar takımların güç dengelerinde fazla bir değişim olmayacağını söyleyebiliriz.

Standard’ın taraftarları sezona mutlu bir başlangıç yaptılar. Standard ilk 4 hafta sonunda fikstürün kolaylığı sayesinde tam puan almayı başardılar. Ancak bu hafta sonu yenilerek 2. sıraya düştüler. Yine de Standard uzun zamandır ilk defa sezona bu kadar iyi başladı. Bu başarıda orta sahadaki çalışmasıyla Sergio Conceiçao ve golleriyle Mémé Tchite isimlerinin altını çizmek lazım. Bunun yanında 5 sezondur Standard forması giyen Yugoslav milli sol bek Ivica Dragutinovic FC Seville e transfer oldu. Ayrıca Sambegou Bangoura İngiltere 1. lig takımlarından Stoke City forması giyecek.

Anderlecht de geçen hafta transferler gerçekleştirdi. Brüksel ekibi geçtiğimiz hafta Macar Roland Juhasz’u 2 milyon avro karşılığında kadrosuna kattı. Ayrıca FC Nantes’dan forvet Grégory Pujol kiralandı. Böylece Brüksel ekibi kendilerine Şampiyonlar Ligi’ne doğrudan katılımı sağlayacak Şampiyonluk için kadrosunu takviye etmiş oldu. Her ne kadar geçtiğimiz hafta Genk ile berabere kalmış olsalar da bu hafta Standard Liege’in yenilmesi ile yeniden liderliğe yükseldiler. Takımda öne çıkan oyunculara bakarsak Mbo Mpenza Genk’e 3 gol attı ve çok formda. Bununla birlikte Anderlecht yönetimi Serhat Akın’ı kadroya katmaktan oldukça memnunlar. Her ne kadar Francky Vercauteren ileri ikilide çoğunlukla Mbo’nun yanında Nenad Jesteroviç’i tercih etse de Türk forvet şimdiye kadar sahada kalitesini gösterdi. Çok çanlı oynuyor, hem atıyor hem attırıyor.

Genk tarafında işler pek iyi gitmiyor. İlk 4 maçta alınan 4 beraberliğin ardından bu hafta da yenildiler ve şu ana kadar geçen yılı 3. sırada bitiren takımın alışıldık oyunundan eser yok. Yine de orta alanda Orlando Engelaar ve Koen Daerden ile forvette Kevin Vandenbergh ve Stojanovic gibi oyunculara sahip Genk’in yeri burası değil ve klasmanda yükseleceğini düşünüyorum.

Brugge ise bu yaz yaptığı bir çok transfer ile takımı yeniden yapılandırmaya gitti. 80’li yılların Brugge’de yıldız oyuncusu ve geçtiğimiz yılın Westerloo antrenörü Jan Ceulemans, Olimpiakos’un başına geçen Norveçli Trond Sollied’in yerini aldı. Bunun yanında orta sahanın toparlayıcısı Timmy Simmons PSV’ye, sol bek Peter Vanderheyden Wolfsburg’a, Sloven Nastja Ceh Austria Wien’e ve genç defans Hans Cornélis Genk’e transfer olan oyuncular. Bunların yerlerini doldurmak için Brugge, Grégory Dufer (forvet, Caen’dan), Joos Valgaeren (défans, Celtic’den), Sven Vermant (orta saha, Schalke 04’den) ve Ivan Leko (orta saha, Malaga’dan) transfer ettiler. Bunun yanında transfer sezonu bitmeden Real Madrid’den golcü Javier Portillo’yu transfer ettiler. Bu son transfer Brugge’in iki önemli forveti Rune Luge ve Manasseh Ishiaku’nun sakatlığında oldukça önemli oldu. İspanyol forvet ileride Hırvat Balaban ile beraber görev yapacak. İlk beş maçta alınan 3 galibiyet ve 2 beraberlik ile Brugge herşeye rağmen Jan Ceulmans’ın oyun sistemine çabuk adapte olduğunu ve yeni oyuncuların kulübe alıştıklarını gösterdiler. Yine de tüm taşların yerine oturması için biraz zamana ihtiyaçları var.

Zulte Waregem şu ana kadar klasmanda en büyük sürpizi yapan ekip oldu. Yeni yükselen takım şu anda ligde 5. sırada.

Charleroi geçtiğimiz sezonki başarısının tesafdüf olmadığını gösterecek gibi. François Sterchele gibi az tanınan oyuncuları transfer etmesinin yanında önemli bir oyuncu kayıpları da yok ve kadrolarını muhafaza ettiler. Jacky Mathijssen iyi iş çıkarmaya devam edecektir.

Mouscron geçen yılın ardından bir çok gelen – giden ile çok kan kaybetti ve bu sezon ligde kalma mücadelesi verecek. 5 maçta alınan tek galibiyet ile ilerisi için iyi sinyaller vermiyorlar.

5.09.2005

Eylül Oldu Başladık

Sonunda yazmaya başlayabiliyorum. Ağustos ayını tatile ayırdım ve doğal olarak Avrupa Liglerinin ilk haftalarına biraz uzak kaldım. Yine de birkaç Bundesliga maçı izleme olanağım oldu. Şu tarihte benim için Bundesliga yazmak da zor aslında. Efes Cup devam ediyor, “Flushing Meadows” US Open başladı, 15’inde Avrupa Basketbol Şampiyonası için Sırbistan-Karadağ’a gidiyorum. Bu heyecanların yanında 2 Eylül’de çok kritik(herkesin ardından bi “bak demiştim” çakmayı beklediği) Türkiye-Danimarka maçı var ve yakında Peru’da favorilerden biri olarak gittiğimiz U-17 Dünya Kupası var. Yine de 10 veya 11 Eylül’de yaş gününü beraber kutlayacağımız sitemiz için görevimizi yapalım, “bir Bundesliga overview hazırlayalım” dedim.

Bundesliga’da üç maç gününü arkada bıraktık. Liderimiz 3 maçta 9 puanla Bayern Münih. Sezona iyi başlayan takımlar arasında beklendiği gibi Hamburg(bir yandan da Intertoto’dan Kupa 2’ye katıldıklarını düşünürsek çok çok iyi bir başlangıç) ve Schalke var. Özellikle Westfallen’de alınan Dortmund galibiyeti(bu bir derbi denebilir) Ragnick ve ekibi için önemliydi.

Geride kalan 1 ayda göze çarpan takım ve isimlerden bahsedelim. Beklediğim oldu bir anlamda ve Köln lige iddialı girdi. Lige 2’de 2 ile girip geçen hafta Halil’e yenildiler.(Halil’e demek haksızlık olmaz takdir edersiniz ki) Deplasmanda Stuttgart’ı yenmeleri lige nasıl bir renk katacaklarının kanıtı zaten. Bu maçı Ntv’den izledim. Podolski şimdiden olgun bir lider gibi oynuyor. Köln’ü ne kadar sevdiğini zaten ayrılmayışla kanıtladı. Belki de Bundesliga’da hiçbir takımda böyle bir lider yok. Altyapısından yetişdiği takımının genç yaşta lideri olarak sahada ve geçen sene Bundesliga’ya gelirlerken taraftarı kendine aşık etti artık ne yapsa olur.

Köln ve Podolski’den daha fazlasını da bekliyorum ve diğer olaylara geçiyorum. Az kaldı unutuyordum, Alpay’ı da bu sene Köln formasıyla izleyeceğiz. Bakalım dediği gibi iyimiymiş Kore’deki yılları. Lurling, Grammozis, Sinkala, Szabics, Streit, Madsen gibi isimler de kadroda. Asansörün yukarı ışığı açık gibi duruyor.

Halil Altıntop.. Milli takımda oynamasına karşı çıkanlar vardı. Artık pek kalmaz herhalde. Bundesliga’da ilk “Ayın Futbolcusu” Halil seçildi. 3 maçta 6 gol gerçekten etkileyici. Bence ilk Schalke maçında da golü attıktan sonra sakatlanıp çıkmasa daha da fazla olabilirdi. Lautern de 6 puanla iyi başladı. Schalke maçını da sonlarda yedikleri iki golle kaybettiler. Onlar geçen seneki vasat performanslarından kurtulmaya çalışıyorlar. Skela’da onlar adına iyi başlayanlardan. Onlara da bi “yürü be!” mesajı yolluyorum burdan. En son transferleri de tanıdık; Berkant Göktan. Belli bir yeteneği var Berkant’ın ama kaybettiği de iki sene var ardında. Çok çalışması lazım. Halil’in yedeği olacak gibi duruyor.

Bu sene kadrosunu güçlendiremeyen, bir yandan aldığı fair-play puanları yüzünden! UEFA’ya katılmak zorunda olan Mainz geçen sene Bochum’un yaşadığı gibi bir fiyasko yaşayabilir. Kadrosunu güçlendiremeyen hatta oyuncularını kaybeden Bochum, UEFA’ya katıldığı bir sene sonucu küme düşmüştü geçen sene. Bu sene de Mainz düşer diyorum ve şimdiden 04/05 sezonunda bizlere yaşattıkları sürpriz için teşekkür ediyorum.

Başlangıçtaki hayal kırıklığının adında çoğumuz hemfikirizdir herhalde. Trap ve Stuttgart. Ne büyük sansasyondu halbuki eve dönüyorum diyen Trappattoni’nin evinin yolunu karıştırması. Bunu alıp 3 maçta 1 puan’ın üzerine koyarsak Trap bunadı mı acaba diye bir soru geliyor. Yok ya o kadar da uzun boylu değil. Daha geçen sene Benfica’nın iktidarsızlığına çare olan kurt birkaç ayda kocayacak değil. Ben bu rezil başlangıçı takımın şablonunun geç şekillenmesine bağlıyorum. Tomasson’un Kuranyi’yi aratmayacağını düşünüyorum. Kaptan Meissner, Hitzlsperger kaliteli oyuncular. Gronjkaer de iyi bir ilave takıma. Hinkel inanılmaz bir oyuncu gerçekten izlerken Fatih Akyel’i düşünüp ağlıyorum. Bizim çıkardığımız başka bir sağ bek de olabilir bu imge. Yine de ağlıyorum ya adam cidden “sağ” bek. Yaşıyo adam futbolu oynarken. Herneyse asabımı bozuyor bu abi benim. Gerçekten iyi bir futbolcu. Ragnick de Hamit’i sağ bek’e koymasa sağ bek yok ülkemizde. Trap ve Stuttgart’ın önümüzdeki haftalarda yukarılara doğru zıplayarak ilerleyeceği ön sezisini bir yere bırakıp Bundesliga’ya devam edelim.

Şimdi Schalke iyi takım kurdu. O kesin. Kuranyi geldi, ne biliyim Larsen geldi. Ernst geldi. Giden bi Ailton var bi Hanke. Hala ben Hanke’ye yanıyorum.(Bu arada Schalke’yi sevdiğimi de belli ettim.) Sen git 3.5 milyon avroya Ailton’u sat adam 35’e merdiven dayamış. 4 avroya’da Hanke’yi sat. Olur mu hiç? Klinsmann ve rakipler sevinir anca. Adam milli takımda da taş gibi Konfederasyon Kupası oynadı ya. Larsen de yapar o işi de yine de bari kazıklasalardı biraz Wolfsburg’u. Şimdi ben Ragnick’in oyun düzenine gelicem. Brezilya’da doğmalıymış bu adam. O kesin. Bizim mahalle tabiriyle adam “kazma” gördüğü adamı atıyo ya. Kaleye bile orta saha koycak iki top tuttuğunu görse. İki stoper dışında takımda gerçek bir savunma oyuncusu yok. Krstajic ve Bordon da topla iyi geçiniyorlar. Sağda Hamit’i geçen sene oturtmuştu. Şimdi Ernst gelince solada orta sahadan Kobiasvili’yi çekti. Sağ-sol dediğim de bekler ha burada orta sahanın solu falan değil. Oralara da mümkünse forvet koyuyo zeki görünümlü teknik adam. Benim çok ilgimi çekiyor bu sistem. Takımda topla adam geçemeyecek, ya da topu saklayamayacak hiç adam yok. Krstajic de Lautern maçında 3 adamın arasına topla girip çıkınca dedim zaten bu adam delirmiş diye. 3 maçta 7 puan iyi duruyor ama çok zorlanıyorlar ve beni hayal kırıklığına uğrattılar. Toplam 5 gol attılar 3 maçta. 3 forvetle ve arkalarında bir sürü pasör ve driblingçi ile oynuyorlarken bu sayı az çünkü her maç gol yiyorlar ve bence yerler de. Tabi Lig Kupasında alınan kupanın yanındaki promosyonu olan cezalar takımı olumsuz etkiledi. Lincoln bu takım için çok önemli

unutmamak gerek. Herşeye rağmen bu sene şampiyon olabileceklerine inanıyorum. Fener maçları için yorumum ise şu: Schalke öyle bir takım ki her maçı kazanabileceği gibi hiç beklenmeyen puan kayıplarına da açık bir takım. Zaten dizilişleri de bu kadar riskliyken bu çok normal. Özellikle Fenerbahçe kanatları ofansif anlamda iyi kullanırsa Hamit ve Kobiasvili’nin pozisyonlarındaki tecrübesizliklerinden yararlanabilir ve Schalke’yi rezil de edebilir.

Bayern’den bahsetmeyi hiç sevmiyorum çünkü onlar hep çok güçlü. Amaç Bayern’i indirmek. Prince of Persia’daki son adam gibi yani. Amaç oyunu kazanmaksa her zaman orda olan bir güçlü bir gard var. Geçen sene bütün seneyi götüren Schalke son bölümde Bayern’den fark(puan olarak) yemişti. Bu sene kazandıkları şampiyonluğu korumak istiyorlar ve ilk 3 haftadaki skorlar da sanki bunun kolayca gerçekleşeceğinin haberi gibiydi. Özellikle Leverkusen maçı biraz gövde gösterisi havasındaydı.

Daha pek zorlu maçlara çıkmasa da bir İntertoto angaryasını başarıyla bitiren Hamburg genelde bu kupada ilerleyen takımları yaşadığı lig başlangıcı rezaletini yaşamadı. Bursasporum da bu hastalığa kapılmıştı daha ilk senesinde bu nefret kupanın. Marsilya’nın hali meydanda. Biraz da şanslılar bu zor sezon girişinde çektikleri fikstür dolayısılya. Ligin bu sene bana göre düşmeye aday takımları Nürnberg ve Bielefeld’i yendiler. Hannover ise iyi bir savunma takımı olmaya devam ediyor.Geçen sene inanılmaz az gol yediler.(34 dü galiba ya da 36 şimdi bakmaya üşendim.) Hamburg’dan da deplasmanda bir puanı kaptılar ve 3 maçta 3 beraberlik yaptılar. Helal olsun valla istikrara hayranım.

Herkes konuşuyor nolcak bu Dortmund’un hali diye. Ben de konuşucam izninizle. Paran yok pulun yok gidersin adamlarını satmazsın zamanında. En sinir olduğum idarecilik tavrı. GS de hala aynı şeylerden çekiyo bence. Zamanında kaybet değerli topçularını bedavaya sonra… Bence Dortmund Rosicky’yi o çok değerli olduğu dönemde satıp kurtulacaktı bu pisliğin içinden. Koller de son olarak sene sonu ayrılacağını açıklamış. Ewerthon da gitti Amoroso gibi vasat bir İspanyol takımına. Ağla Westfallen diyecem ama adamlar geçen sene bile 74000 seyirci ortalaması yakaladılar. Ligin ilk yarısını göz önüne alarak konuşuyorum. Bugün için de umut veren şu ki, geçen senenin ikinci yarısının en başarılı takımı oldular. Paramız yok ama gururluyuz karizmasıyla sarı taraftarları yine tribüne çekecek motoyu yakaladılar. Geçen sene başarılı bir yıl gerçiren ve Bielefeld’in sürpriz başarısının mimarlarından Buckley’i aldılar. Nuri Şahin ve Nizamettin Çalışkan da kendi genç takımlarından A takıma katıldılar. Özellikle Nuri çok methiyelere konu olmuş bir kardeşimiz.(Hemen yaşlı ayağına yattım ha) Peru’da da çok şeyler bekliyoruz kendisinden. Fakir ama gururlu Dortmund ile bitiriyorum.

Gladbach Macar ortasaha Listzes’i, Hertha BSC Pantelic’i almış son günde.

İçimde kalmıştı biraz uzunca yazdım. Milli maç arasından sonra Sırbistan’a gitmeden bir kez daha yazmaya çalışacağım. Sağlıcakla,

SON OLARAK DA ORTAFAGOL.COM AİLESİNİN YAŞ GÜNÜNÜ KUTLARIM. HERKESİ BEKLİYORUZ DOĞUM GÜNÜNE.(ayrıntılar forumda.)

3.09.2005

Season Preview - 2

Merhabalar,
İkinci ve tahmin ediyorum son season preview la karşınızdayım..

Geçen yazıda Porto’yu uzun uzun incelemiştik..Bu yazıda Lizbon ekiplerine bir göz atalım…

Malumunuz sezon açıldı..Geçen yılın şampiyonu Benfica ilk maçta Academica ile 0-0 berabere kaldıktan sonra, ikinci hafta kendi sahasında Gil Vicente’ye 0-2 yenildi…Tabii ki sürpriz den öte sansasyonel bir başlangıç..Sezon öncesi Portekiz Super Kupası’nı da kimselere yar etmeyen Benfica’nın zayıf rakiplerine kaybettiği puanlar herkesi şaşırttı..

Tabii ki Benfica’nın bu puanları kaybetmesinde geçirdiği anlamsız yaz döneminin çok büyük etkisi var..Anlamsız diyorum çünkü Benfica bu yaz döneminde güç kaybetti..Evet resmen güç kaybetti..Rakipleri hiç güçlenmemiş bile olsa Benfica şu an itibariyle şampiyonluğun en büyük favorisi olamazdı..Rakiplerinin de güçlendiğini düşünürsek şampiyonluğun favorisi falan değiller…

Bir keresinde daha yaz başında Trapattoni’nin istifası ile sarsıldı Benfica..Trapattoni niye istifa etti derseniz cevabını hala verebilmiş değilim..Yani gidip de Benfica’yı bırakıp Stutgart’ın başına geçmenin ne gibi bir mantığı olabilir..’Ailemi özledim’ dedi…O zaman Almanya’ya niye gidiyorsun??..Portekiz yakın memleket, ırkları da benzer, iki ülke de çirkeftir..

Tabii ki herkes gibi ben de Trapattoni’nin istifasına kendi kafamda bir yorum yaptım..Bence yaşlı kurt, Benfica’yı şampiyon yapınca biraz havalara girdi..İstifa edip boşta kalınca kendisine çok cazip teklifler geleceğini düşündü..Hiç teklif gelmeyince o da Stutgart’a gitti..Zaten orda da saçmalamaya devam ediyor…Allah akıl,fikir versin..Bence Türk Milli Takımına bile razı olabilirdi ama biz Fiorentina’daki halefi Fatih Terim’i tercih ettik..

Trapattoni gidince Benfica, Porto’ya nispet yaparcasına takımın başına bir başka Hollandalı Koeman’ı getirdi.. …Bence çok akılıca bir karar..Hatta bence Trapattoni’den daha iyi..Ben zaten genç antrenörlerden yanayımdır. Son yıllarda Bütün Dünya benimle hemfikir zaten..Koeman,Ajax’ta olduğu gibi geniş yetkilerle donatılırsa, uzun vadede çok önemli işler yapacağı kanısındayım..Uzun soluklu bir sözleşme yapılması ve geniş yetkiler verilmesi gerekir..Ajax’ ta bulduğu güveni bulursa Ajax’ta yaşadığı başarıları da yaşayabilir..En azından kuvvetle muhtemel…

Koeman’ın gelmesi ile takım çok fazla bir değişikliğe gitmedi..Miguel, Sokota ve Azer Karadaş dışında takımdan ayrılan önemli bir oyuncu yok..Ha bu isimlerden Miguel dışındakiler ne kadar önemli derseniz siz de haklısınız derim..Kadronun temeli korundu.Yine Nuno Gomes,Simao,Geovanni gibi isimler hücumu, Petit,Luisao,Quim ise defansı götürecek...Öyle aman aman, takıma direk katkı yapacak yıldız transferi yapılmadı..Rus golcü Karyaka, Karşıyaka Ve Khryapa karışımı bir isimle gollerini sıralamaya çalışacak..Ve o gol atınca tribünler Karyaka diye bağırınca biz Karşıyakalılar da, Karşıyaka diye bağırıyorlar sanıp kendi kendimize gelin güvey olacağız..Bu sene takımda 86’lı genç Tiago’da dikkat çekebilir..Tabii ki bu ismi Chelseali Tiago ile karıştırmayacaksınız..Hiç söylemiyim o yüzden..Zaten gitsek Portekiz’in en ünlü caddesinde Tiago diye bağırsak 100 kişi bize bakar..Adamlarda herkesin adı Tiago..Ne demekse…

İşte sezona bu şekilde güç kaybederek hazırlandıktan sonra ben bu kadar kötü olmasa da sezona hasar vererek başlayacaklarını tahmin ediyordum…4. hafta Lizbon Derbisi’nde oynayacakları Sporting maçı kilit maç..O maçın ardından ya çok şey gidecek, ya da taşlar oturmaya başlayacak…

Bu arada Benfica, Şampiyonlar Ligi’nde de güzel bir kura çekti..Bence Fenerbahçe’den sonra kadro olarak en iyi takımıydı 4. torbanın…İsim olarak zaten en iyisiydi..O yüzden bir çok takımın istemediği takım olarak girdiler kuraya…Benfica ile eşleşen şanssız takımlar, Man U, Villarreal ve Lille…Lille maçlarını Stade de France’da da oynayacak olsa bu grupta işi zor..Man U zaten çıkacak..Benfica ikincilik için Villarreal ile kapışacak gibi… Yazı baskıya girerken ise son dakika transferi ile Fabrizio Miccoli’yi aldı Benfica..Şampiyonlar Ligi’ndeki performansına direk etki edecek ve taraftarı heyecanlandıracak bir oyuncu..Miccoli için de Benfica kendini tekrar ispatlaması için büyük fırsat..Juventus’a geldiğinde geleceğin Del Piero’su, superstarı falan diye lanse edilen Miccoli bir türlü potansiyelini yansıtamamıştı..Tabii burada Juventus’un oturmuş bir sistemi ve kadrosunun da etkisi vardı..Ben Miccoli’nin kendini yeniden ispatlayacağını düşünüyorum..Bence hem Benfica için hem onun için iyi bir transfer…

Benfica’ya artık yeter dedikten sonra geçelim diğer takımlara… Sporting Şampiyonlar Ligi ön elemesinde elendi ve artık hedefi UEFA Kupasında geçen sene gösterdiği başarıyı şampiyonluğa çevirmek.. Ayrıca lige de tam konsantreler ve iki maçta 6 puan yapmış durumdalar..Onlar da Benifca gibi kadronun temelini koruyanlardan..Zaten bu sene Avrupa’da başarısız olan takımlar bile kadro dağıtmadı..Bir de nispeten başarılı olan Benfica, Sporting gibi takımlar mı dağıtsın?Kalede Ricardo’nun Avrupa’da kaleci sıkıntısını yaşayan bolca takımdan birine gitmemesi beni şaşırttı..Orta saha da Rochemback, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi yine takımın beyni ..Ya da belkemiği. Ne derseniz deyin, önemli bir organı yani anlayacağınız.. Forvette ise Deivid bu sene öne çıkacak gibi..Bakalım Jose Peserio yönetimindeki Sporting bakalım geçen seneki göze hoş gelen futbolunu tekrar edebilecek mi.. Ve acaba bu sene Dünya Futboluna kimleri kazandıracaklar.. Yalnız bu yazıyı hazırlarken bir şey dikkatimi çekti..Benfica ve Sporting’in Internet siteleri tasarım olarak birbirinin aynı..Benzer falan değil..Resmen aynı..
UEFA Kupasında mücadele edecek bir başka Portekiz takımı Braga da lige iki maçta 6 puanla başladı..Braga bu senede böyle giderse geçen seneki başarısının tesadüf olmadığını gösterir herkeslere..

Portekiz’de Millenium un flaş takımı Boavista ise son yıllarda gösterdiği performansı bu sezona yansıtamayacak gibi..En azından başlangıçları öyle..Benfica gibi iki maçta 1 puanla başladılar…

Diğer takımlardan geçtiğimiz yıllarda Boavista’nın ya da Braga’nın yaptıklarına benzer bir şeyler yapabilecek, sezonun flaş takımı olmaya aday bir takım yok…Lige 6 şar puanla başlayan lider Rio Ave ve 4. Gil Vicente’nin önümüzdeki haftalarda durulacağı kanaatindeyim..Benim ilgimi ilginç ismiyle Naval 1 Maio çekti..Keza Paços de Ferreira da öyle..Cips ismi gibi…

Güzel stadlı Guimares ise lige sıfır çekerek başlasa da yazın ilgi çekici bir transfer yaptı…Bir ara Galatasaray’ın da gündeminde olan Selim Benachour’u aldı..PSG’ye ilk geldiğinde geleceğin yıldızı diye adlandırılan ve hep el üstünde tutulan bir oyuncuydu Benachour..Ama bir türlü istenileni veremedi ve en sonunda Galatasaray bile almadı..Ama kendisini ve yeteneklerini yakından bildiğim için Guimares adına güzel bir transfer diyorum…Benachour ‘dan beklentiler öyle fazlaydı ki kendisine Tunus’un Zidane’ı diyorlardı..Gerçi bir arkadaşımın onun hakkındaki yorumu daha da ilginçti…’’Tunus’ta ben olsam ben de Zidane olurum..’’

Hadi Eyvallah…

1.09.2005

İskoçya'da 5. Hafta

İskçya Premier Ligi harika maçlara sahne olmaya devam ediyor. Ligin 5. haftasında şüphesiz en şaşırtıcı sonuç geçen haftanın derbi galibi Rangers’in evinde Hibernian’a 0-3 yenilmesiydi. Nitekim geçen haftaki yorumlarımızda Hibernian’ın Rangeres’a puan kaybettirebileceğinden bahsetmiştik. Görünen o ki maviler hala zorlu Celtic galibiyetinin rehavetinden kurtulamamışlar. Hibernian adına galibiyeti getiren gollerin hepsini Sproule kaydederken, Edinburg’un yeşil beyazlı ekibi Hibernian taraftarlarını bu sene istikrarlı performansı ile sevindirmeye devam edecek gibi görünüyor. Rangers ise 5 maçta 2 malubiyet ile son yıllardaki en istikrarsız sezonunu yaşamakta.

Glasgow’un diğer ekibi Celtic ezeli rakibinin Cumartesi günkü malubiyetinden bir gün sonra oldukça moralli çıktığı Dunfermline deplasmanından gollü ve farklı bir galibiyet ile ayrılmayı başardı ve bir kez daha Rangers’ın klasmanda önüne geçmeyi başararak ikinciliğe yükseldi. Celtic Dunfermline’ı 0-4 mağlup etmeyi başardı ve taraftarlarına geçen haftaki ezeli rakiplerine karşı alınan ağır malubiyeti unutturmuş gibi görünüyor. Ancak yine de bu sene Celtic ile ilgili soru işaretleri kafamdan silinmiş değil.

Ve lider, bu senenin sürpriz çıkışını yapan Hearts kendi evinde Motherwell’i 2-1 yendi ve 5’te 5 yaparak en yakın rakibi ile arasındaki puan farkını 5’e çıkardı. Hearts’ın istikrarlı çıkışı şüphesiz dikkatlerin bu başarılı takımda toplanmasına yol açıyor. Hearts’ın gerçek iddiası önümüzdeki haftalarda Glasgow büyüklerine karşı yapacakları maçlar neticesinde netleşebilir.

Dundee United ise geçen hafta deplasmanda aldığı sürpriz Motherwell galibiyetinden sonra evinde Inverness ile 1-1 berabere kaldı ve kendisinden beklenen çıkşı bir türlü gerçekleştiremedi. Dundee United uzun zamandır ilk kez düşme korkusu yaşamadan bir sezon geçirmek niyetinde. Ancak, Arapların (Dundee United taraftarlarının kendilerine taktıkları lakapları “Araps”) bu sene büyük beklentiler içerisinde olmaları mümkün değil gibi gözükmekte.

Bir başka köklü takım Aberdeen evinde Falkrik’i, ligin başarılı takımlarından Kilmarnock ise Livingston’u aynı skorlarla, 3-0 yenmeyi başardılar ve sıralamadki yerlerini yukarılara doğru çıkarmayı başardılar.

Şimdi 5. haftanın toplu sonuçlarını ve 5. hafta neticesindeki puan durumunu verelim.

27/08/05

Aberdeen

3-0

Falkirk

27/08/05

Hearts

2-1

Motherwell

27/08/05

Kilmarnock

3-0

Livingston

27/08/05

Rangers

0-3

Hibernian

28/08/05

Dunfermline

0-4

Celtic

28/08/05

Dundee United

1-1

Inverness

1

Hearts

5

5

0

0

15

3

15

2

Celtic

5

3

1

1

14

8

10

3

Kilmarnock

5

3

1

1

13

8

10

4

Hibernian

5

3

1

1

9

5

10

5

Rangers

5

3

0

2

9

7

9

6

Inverness

5

2

2

1

6

4

8

7

Aberdeen

5

2

1

2

8

7

7

8

Dundee United

5

1

2

2

7

11

5

9

Motherwell

5

1

1

3

11

15

4

10

Falkirk

5

1

0

4

3

10

3

11

Dunfermline

5

0

2

3

2

8

2

12

Livingston

5

0

1

4

1

12

1

6. Hafta

SPL ‘de Dünya Kupası elemeleri karşılaşmaları dolayısıyla bu hafta maç yok. 6. Haftanın karşılaşmaları 10 ve 11 Eylül tarihlerinde oynanacak. Bu arada İskoçya Milli Takımı ise 3 Eylülde evinde İtalya ile 7 Eylülde ise deplasmanda Norveç ile karşılaşacak. Bir zamanların Dünya ve Avrupa kupalarının gediklisi olan İskoçyanın 5. gruptaki durumu hiç de umut vermiyor. Ancak iki maçtan toplam 6 puan alınması halinde İskoçya’nın grupta ikincilik için iddiasının devam edebilmesi mümkün gibi görünüyor.

6. Haftanın fikstrünü verelim:

10/09/05

Celtic

-

Aberdeen

10/09/05

Falkirk

-

Rangers

10/09/05

Hibernian

-

Dundee United

10/09/05

Inverness

-

Motherwell

10/09/05

Kilmarnock

-

Dunfermline

11/09/05

Livingston

-

Hearts

6.haftanın bitiminde tekrar görüşmek üzere, sevgiyle kalın.