İletişim

Twitter: @ortakafagolcom E-Mail: ortakafagol.com@gmail.com

30.12.2013

2013'ün "Enleri"

 

Yıl biterken o yılın en iyilerini seçmek adettendir. Ben de kendimce Dünya'da ve Türkiye'de yılın enlerini seçtim. 

Dünya--




Yılın Takımı: Fazla tartışılacak bir şey yok. Almanya Ligi, Almanya Kupası, Şampiyonlar Ligi, Süper Kupa ve son olarak Kıtalar Arası Futbol Şampiyonası'nı kazanan Bayern Münih.
Yılın Teknik Direktörü: Bayern müthiş başarılı bir yıl geçirdi. Heynckes bu başarılarda biraz da karakteri dolayısıyla çok ön plana çıkmadı ve Haziran'da görevi Guardiola'ya teslim etti. Yani 2013'ün sadece 5 ayında vardı. Ancak yine de diğer tüm adayların önüne koyuyorum onu.
Yılın Oyuncusu: Bu konuda topcastlerde uzun uzun konuştuk. Fazla uzatmayacağım. Ben kupa kazanamasa da bireysel anlamda müthiş bir sezon geçiren Ronaldo'yu seçiyorum.
Yılın Çıkış Yapanı:  Neymar diyorum. 2013 yılı öncesi Brezilyalı genç yetenekti, şimdi bir Dünya yıldızı. Konfederasyon Kupası'nı ülkesine getiren performansı ve Barcelona transferi ona iki üç seviye birden atlattı. Barcelona'da da iyi oynuyor.
Yılın Genç Yıldızı: Çok hakim olduğum bir alan değil açıkçası. Türkiye'deki U20 Futbol Şampiyonasının yıldızlarından Juventuslu Pogba aklıma gelen ilk isim. PSG'nin 40 milyon euro ile teklif yapmaya hazırlandığı söyleniyor.
Yılın Sürprizi: Yıllardır "Geliyoruz" diyen Bosna Hersek'in altın jenerasyonunun 2014 Dünya Kupası'na katılma vizesi kazanması belki çok büyük bir sürpriz gibi gözükmeyebilir. Ama beni çok sevindiren bir olay olduğu için onlrı seçiyorum.
Yılın Hayal Kırıklığı: Benfica.. Mayıs ayında önce ligi, sonra UEFA Kupası'nı en son olarak da Portekiz Kupasını son maçta kaybettiler. Çok üzücü bir yıl oldu onları için. Özellikle Mayıs ayı.


Türkiye--


Yılın Takımı: Aslında Fenerbahçe de epey iyi bir yıl geçirdi. Türkiye Kupası Şampiyonluğu, UEFA'da yarı final, lig ikinciliği. Bu sezonun ilk yarısını da 8 puan farkla önde bitirdiler. Ancak Galatasaray 2013 yılı şampiyonu oldu ve Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynadı. Bu sezon da ligde ikinci ve Şampiyonlar Ligi'nde yine gruptan çıktı. Galatasaray bir adım önde.
Yılın Teknik Direktörü: Galatasaray'la yılın ilk yarısını son derece başarılı geçiren Fatih Terim yılın ikinci yarısında yönetimle yaşadığı problemlerden dolayı görevinden oldu. Ancak "her şey bitti" denirken Milli Takım'ı baraj maçı potasına kadar getirmesi nedeniyle yılın ikinci yarısını da çok başarısız geçirdiğini söyleyemeyiz. Terim'i seçiyorum
Yılın Oyuncusu: Gelelim en sürpriz tercihime. Ben Türkiye'de yılın oyuncusu olarak Felipe Melo'yu seçiyorum. Galatasaray'ın 2013 yılı boyunca en istikrarlı ismiydi. Galatasaray'ı dikkatli izleyenler Melo'nun performansının arttığı dönemlerde Galatasaray'ın da vites yükselttiğini fark ediyordur. Ayrıca saçma sapan hareketleri ile sinir bozsa da takıma ciddi bir motivasyon sağlayarak takımın saha içindeki liderlerinden biri oldu, olmaya devam ediyor. Kuyt ve Burak Yılmaz'ın da çok iyi bir yıl geçirdiklerini söylemeliyim.
Yılın Çıkış Yapanı: Caner Erkin. Yıllardır sol açık-sol bek arasında arafta kalan orta seviye bir oyuncuydu. 2013 yılı ile birlikte yıldız oyuncu statüsüne yükseldi. Biraz daha sakin olursa sempati de kazanacak. Umarım 2014 yılında da bu alanda kendini geliştirir.
Yılın Genç Yıldızı: Oğuzhan Özyakup. Menşei Arsenal olduğu için Türkiye'ye geldiği günden beri dikkatler onun üzerinde. Şu ana kadar beklentileri karşıladı. İstikrar en büyük eksiği.
Yılın Sürprizi: Akhisar Belediyespor. Herkesin küme düşer diye beklediği Akhisar 2013'te ligde kaldı. 2014'te de hiç düşecek gibi gözükmüyorlar. Türkiye'de hemen hemen her futbolseverin sempatisini de kazandılar.
Yılın Hayal Kırıklığı: Aslına bakarsanız bir kişinin/kurumun vs hayal kırıklığı olması için ondan bir şeyler beklemeniz gerekli. Başkanı Yıldırım Demirören olan TFF'den de pek bir şey beklediğimi söyleyemem. Ama bu kadar saçmalamalarını da beklemiyordum. 2013 yılı boyunca burada anlatmakla uğraşmayacağım o kadar çok yanlış karar verdiler ki onları seçmek durumunda kaldım. 2014 yılında umarım doğru kararlar verirler. İlk yapmaları gereken şey de şu 6+0+4 saçmalığını değiştirmek olmalı.

23.12.2013

Lev Yashin 3. Bölüm - Rakamlar ve Şahitlerle Dünyanın En İyisi


Peter Jackson büyüğümüz sağolsun bir hikayeyi 3 bölümde anlatmanın çok da yanlış bir seçim olmadığını hepimize ispatladı. Bu da Yashin efsanesinin üçüncü ve son bölümü…



Bir önceki yazıyı Yashin’in son 4 büyük turnuvasının 2-1’lik maçlarla sona erdiğini yazarak bitirmiştik. Bu dört turnuvanın son üçünde Sovyetler Birliği kaybeden taraf olmuştur. Yashin’in büyüklüğünü önce rakamlarla anlatmak için iyi bir başlangıç noktası olabilir. 20. yüzyılın en büyük kalecisinin milli takım kariyeri boyunca oynanan 8 büyük organizasyonun (4 Dünya Kupası, 2 Avrupa Şampiyonası, 2 Olimpiyat) gol ortalamasını (3.86) ikiye böldüğümüz zaman takımların maç başına 2 gol yediğini görüyoruz. Yani diyebiliriz ki aslında SSCB bu yıllarda sonuna kadar gidebilecek kalibrede bir takım değildir ve Yashin’in o turnuvalarda oynayan ortalama bir kaleci kadar gol yemesi (ki üst turlarda iyi takımlara karşı normal karşılamak lazım) bile Sovyetler’in elenmesine yetmiştir. O dönemin Dünya Kupası finallerini hızlıca hatırlarsak 1954: 3-2, 1958: 5-2, 1962: 3-1 ve 1966: 4-2 bitmiş. Yani kazanan takımların kalecileri 1962 dışında 2 gol yemiş ama takım arkadaşları en az 3 gol atmayı başarmış. 

“Hade len oradan, Yashin’i yüceltmek için amma kasmışsın” diyenleriniz varsa yukarıda ulaştığımız “1954-66 arası büyük turnuvalarda takımların maç başına 2 gol yediği” istatistiğini o dönem için dünya ortalaması olarak kabul edip devam edelim. Yashin çoğu kaynağa göre 270, bazı Rus kaynaklarına göre ise 207 maçı gol yemeden tamamlamış. Kariyerinde 800’ün üzerinde resmi maç olmasına rağmen Dinamo Moskova formasıyla 326 defa sahaya ilk 11’de çıkmış. Tek tek ayıklamakla uğraşamayacağım ve FIFA’nın kaydına göre milli takımda forma giydiği 75 defanın (başka kaynaklarda 74-78 arası değişiyor) tamamında da 90 dakika görev yaptığını kabul edeceğim. Yani, ortalama bir kalecinin maç başına 2 gol yediği yıllarda Lev Yashin’in “clean sheet” oranı tam %67. Resmî olarak teyit edilmese de dev kalecinin 150’nin üzerinde penaltı kurtarmış olduğu da artık itiraz edilmeyen bir gerçek hâlini almış. Ortalığı bakkal defterine çevirdiğimiz yeter…

Peki Yashin nasıl bu kadar başarılı olmuş. Öncelikle bütün maçı genellikle altıpas içerisinde geçiren çağdaşı kalecilerin aksine bütün ceza sahasını kendi bölgesi olarak kabul etmiş ve bu yolla bir devrim yaratmış. Kontrataklarda rakip forvetleri kale çizgisinin daha ilerisinde karşılamaya başlayan Yashin’in bazı uzun topları ceza sahası dışında kafası ile engellediğini söyleyenler bile var. Sadece şutları ve ortaları beklemek yerine oyuna aktif bir şekilde katılmayı seçen Yashin, bir anlamda kaleci-savunma arasında bugün çok normal olarak kabul ettiğimiz bağlantıyı ilk kuranlardan olmuş. Hatta kimilerine göre Yashin’in karısı, önündeki defansa çok fazla bağırdığı gerekçesiyle kocasına bozuk atmıştır. 

Sovyet kaleci ayrıca topu hızlı bir şekilde oyuna sokma konusunda da diğer kalecilerden çok daha ileri çıkmıştır. Aslında bütün bunlara baktığımız zaman bugün herhangi bir kaleciden beklenen standartların yarım asır önce Yashin tarafından konulduğunu görüyoruz. Hatırlarsanız Arjantinli Amadeo Carrizo da hemem hemen aynı yıllarda (1945-68) River Plate’in kalesinde benzer bir misyon üstlenmişti ancak ismi bu konuda Yashin kadar sık anılmıyor. 

Tabi gol kurtarmadaki becerisi olmasa Yashin bu kadar büyük olmazdı. O dönem kalecileri için uzun sayılabilecek 1.90’lık boyuyla Yashin esnekliği, refleksleri ve sıçrama kabiliyetiyle “insan olan bu işleri sadece ikişer kol ve bacakla yapamaz” dedirtecek şekilde “Kara Örümcek” ve bazen de “Kara Ahtapot” olarak anılır. Daha önce bahsetmiş olduğumuz “Kara Panter”le birlikte lakaplardaki ortak kelime ise Yashin’in kariyeri boyunca giydiği baştan aşağı siyah kıyafetlerden gelmektedir.


Yashin gol yeme fikrinden nefret etmektedir. Bir çok kaynakta kendisine atfedilen sözlerden en ünlüsü: “Gol yediği için acı çekmeyen adam nasıl bir kaleci olabilir ki? Acı çekmelidir. Aksi takdirde geçmişi ne olursa olsun geleceği yoktur”. Daha keyifli olduğunu tahmin ettiğimiz bir zamanda ise “Yuri Gagarin’i uzayda görmenin keyfini geçecek tek şey iyi bir penaltı kurtarışıdır” demiştir. Belki de kariyerinin başında aşırı heyecanlanmasına ve hatalı goller yemesine bu nefreti neden olmuştur. Ama Yashin bu sorunu da kendince çözmüştür; “maçtan önce sinirlerini yatıştırmak için bir sigara ve kaslarını gevşetmek için sert bir kadeh içki”.
Lev Yashin daha kariyeri sırasında en büyüktür. Bunu da dünyanın tepesi için en ciddi rakibi Gordon Banks söyler; “Yashin’in yaptığı her şey en üst kalitedir”. Eusebio ona katılır; “Yashin eşsizdir”. Sandor Mazzola ise Yashin’e karşı bir penaltı kaçırdıktan sonra; “Topu beyaz noktaya dikip kafamı kaldırdığımda devasa kara bir adam gördüm ama etrafında kale yoktu. Nereye atacaktım ki?” diyecektir. Ayrıca Yashin saha içi ve dışında da gerçek bir centilmen ve halk adamıdır. Gordon Banks “Kaleciliğinin yanı sıra Yashin gerçek bir centilmendir. Bir maçında kayarak kurtarışı sırasında kafasının yanından geçen tekmenin ardından ilk yaptığı üzerinden atlarken düşen rakibinin iyi olduğunu kontrol etmek olmuştu” diyor. Diğer yandan Yashin’in özellikle Rus halkıyla iletişiminin ve popülerliğinin Dinamo Moskova yönetimindeki bazı üst düzey yetkililerin maçlara gelmekten vazgeçmesine yol açtığı ileri sürülmektedir.  

Özellikle Avrupalı kalecileri anlatırken bu kalecilerin varsa Türkiye ile olan temasını da anlatmaya çalıştık. Yashin de bu konuda bir istisna değil ve bizle olan ilişkisi adına yakışır şekilde en iyilerle olmuştur. Resmî maçlarda Yashin, Türklerin karşısına sadece bir defa 12 Kasım 1961’de Dünya Kupası elemelerinde çıkar. İstanbul’daki maçı SSCB 2-1 kazanır ve Yashin gol atabilen tek Türk oyuncusu Metin Oktay olur. Türkçe bir blogda Lefter’in de Yashin’e jeneriklik bir gol attığı, Yashin’in bu golden sonra Lefter’i tebrik ettiği ve çok iyi dost olan iki efsanenin sonradan birbirine hediyeler gönderdiğini yazıyor. Üç ayrı hikayeyi bir araya getiren başarılı bir araştırmacı taraftarlık örneği; (1) Lefter ve Yashin sadece yukarıda andığım maçta karşı karşıya gelmiştir ve o maçta da bizim golümüzü Metin Oktay atmıştır, (2) Lefter’in, Fiorentina’da oynadığı dönemde ceza sahasının dışından çaktığı nefis vole sonrasında kendisini tebrik eden kaleci Çekoslavak efsanesi Bearra’dır ve (3) Yashin’le sıkı dost olan ve birbirine hediyeler gösteren Türk oyuncusu Turgay Şeren’dir. Çünkü Yashin 1967 yılında Turgay Şeren’in jübilesinde oynamak üzere bir kez daha İstanbul’a gelmiş ve o dönemin gazetelerine göre maçtan sonra Şeren’in misafiri olarak birkaç gün fazladan kalmıştır. 

Sonuç
Yashin kariyerinin son yıllarında yaşayan bir efsane olarak sahada daha çok sembolik bir rolle yer alır ve hem Dinamo Moskova’da hem de milli takımda yerini diğer kalecilere bırakmaya başlar. Böyle büyük bir ismin futbola vedası da büyük olur. Yashin’in jübilesi için Moskova’daki Lenin Stadyumu 27 Mayıs 1971 tarihinde 100,000’ün üzerinde seyircisiyle hınca hınç dolar ve Dinamo Moskova, kadrosunda Pele, Beckenbauer, Eusebio ve Müller gibi dünyanın en iyileri olan FIFA karmasının karşısına çıkar. 1-1 berabere biten maçla ilgili en ilginç hikaye Gerd Müller’in bütün çabalarına rağmen 42 yaşındaki Yashin’e gol atamamış olmasıdır. 

Yashin futbolu bıraksa da Dinamo Moskova’dan kopmaz ve çeşitli kademelerde antrenörlük ve yöneticilik yapar. Bu arada 1972 yılında hâlen devam eden bir geleneği başlatır ve ülke çapında gençlerin mücadele edebileceği yıllık bir futbol turnuvası fikrine imza atar. Bu arada gittiği her yerde el üstünde tutulmaya devam eder ve kendisine yaklaşanları hiçbir zaman gerçi çevirmez. Yukarıda bir yerlerde Yashin’in başarısının sırrı olarak maçtan önce bir sigara içtiğini söylediğini yazmıştık. Aslında sadece maçtan önce değil hemen her yerde sigara içiyordur; antremanlarda ve hatta yedek kulübesinde bile. Sigara alışkanlığı midesinde ülsere de neden olmuştur ama Yashin bu sorunu yanında sürekli taşıdığı ve suya karıştırarak içtiği kabartma tozu ile çözmüştür. Ayrıca birçok fotoğrafında bandajlı gördüğümüz sağ dizinde bir türlü gerçek anlamda tedavi görmediği bir sakatlığı vardır. Hatta futbolu bıraktığı yıllarda yurtdışından bu sakatlığın tedavi edilmesi için birçok teklif almıştır ancak bunu kabul etmemiştir. Maalesef bunlar Yashin’in ilk yılları olduğu gibi son yıllarının da sıkıntılı geçmesine neden olmuştur. Önce 1986 yılında Budapeşte’deyken kangrene dönüşen sağ dizindeki sakatlık nedeniyle bacağını diz altından kaybeder. Daha sonra ise geçmişi ülsere dayanan mide kanserine yakalanır ve cerrahi müdahalelere rağmen 20 Mart 1990 günü bu dünyadan göçüp gider. Cenazesi için devlet töreni düzenlenir ve ülkesinin diğer sanatçı ve sporcularının yer aldığı Vagankovo mezarlığına gömülür. 

Bu kadar görkemli bir insanı anlattığım yazıyı nasıl bir bitirsem bilemedim… Yashin ve kalecilik hem ülkesi hem de dünya için Dostoyevski veya Tolstoy ve edebiyat, Çaykovski ve müzik, Kandinski ve resim, Kasparov ve satranç kadar birbirinden ayrılamayan kavramlar olmuş. Onun Vratar filmini gerçeğe çevirmiş olduğunu söyleyebiliriz. 

Yashin hayattayken, Sovyetler Birliği’nin en yüksek hizmet nişanını (1967), Olimpiyatlar (1986) ve FIFA’nın (1988) yaşam boyu başarı ödüllerini kazanır. FIFA başta olmak üzere birçok kaynağın “en iyi” seçimlerini abluka altına alır. 1994’den bu yana Dünya Kupası’nın en iyi kalecisine Lev Yashin ödülünün verilmektedir. SSCB ve uzantısı ülkelerde ise 100. maçını gol yemeyen kaleciler “Yashin Kulübü”nün üyesi olmaktadır. Ve son olarak 1997 ve 1999 yıllarında Luzhniki ve Dinamo stadyumlarına dikilmiş iki heykeli vardır. 

Bu yıl içerisinde Rusya Devlet Başkanı Putin, Yashin’in hayatının filme alınması görüşünü ortaya atmıştır ancak Yashin’in hâlen hayatta olan eşi buna şiddetle karşı çıkmıştır; “Lev ya da beni istedikleri gibi göstermelerini kabul etmiyorum. Ben öldükten sonra istediklerini yapabilirler”. Bu arada son ilginç notumuz; Yashin’in torunu da kaleciliği denemiş ancak dedesi kadar başarılı olamayınca futbolu bırakarak beden eğitimi öğretmenliğine geçmiştir. 

Sanırım en iyisi son sözü Pele’ye bırakmak: “Dünyanın her yerinde 1,000’in üzerinde gol attım. Siz seyircilere bir çoğunu kolayca halletmiş gibi görünebilirim ama öyle değildi. Ve ancak Yashin’e gol attıktan sonra kendimi tam bir golcü olarak hissedebildim” 

Söz vermiyorum ama efsane bir başka kaleci için bir yazı daha yazmayı planlıyorum. Onun dışında 2006 yılında başladığımız “20. Yüzyılın En İyi Kaleciler” serisini böylece sona erdiriyoruz. Can ve İlker’e bana bu imkanı verdikleri, sizlere de okuduğunuz için çok teşekkür ediyorum. 

Her ne sürç-i lîsan ettiysek affola…

20.12.2013

Lev Yashin: 2. Bölüm – 20 Yılı Aşan Bir Kariyer

Dün 1953 sezonunun sonunda Dinamo Moskova’nın birinci kalecisi olduğu yerde bıraktığımız Lev Yashin, 1971’de futbolu bırakana kadar başka hiçbir takımın formasını giymemiştir. Başta Real Madrid olmak üzere çeşitli Batı Avrupa kulüplerinin kendisine büyük paralar teklif ettiği rivayet olunur ancak, ülkesinden geri dönüşü olmayacak şekilde kaçmak ve Dinamo Moskova’dan ayrılmak Yashin’e göre değildir.

Teknik kadronun güvendiği Yashin, mentoru Khomich’le birlikte sıkı bir antrenman temposuna girer ve bunun meyvesini hemen 1954 sezonunda Dinamo Moskova’yla birlikte SSCB ligi şampiyonu olarak tadar. 1954 ayrıca Yashin’in milli takıma da yükseldiği yıl olacaktır ve 8 Eylül tarihinde İsveç’e karşı oynanan bir özel maçta ilk defa Sovyetler Birliği’nin kalesini korur. Serimizdeki diğer kalecilerin bazısı için kulüp ve milli takım kariyerlerini ayırmak zor olmuştu ancak futbol oynadığı yılların tamamını Dinamo’da geçiren Yashin için bu daha kolay. Kulüp kariyerini hızlıca aradan çıkartalım…
Yashin, Dinamo Moskova’nın kalesini koruduğu 17 sezonda toplam 5 kez lig, 3 kez kupa şampiyonluğu kazanırken takımı Sovyet Ligi’ni 5 defa da ikinci bitirmiştir. Bu arada 1960,63 ve 66’da 3 defa ülkenin en iyi kalecisi ödülünü almıştır. “Sadece 3 kez mi..?” Bakın bu konu biraz araştırmaya değer. 

Birincisi ülkenin prestijli haftalık dergisi Ogonyok “En İyi Kaleci” ödülünü 1960 yılında vermeye başlamıştır ve Yashin hâlihazırda 31 yaşındadır. 1961 yılında Dinamo Moskova ligi 11. bitirir ve bu yıl ödülün kaçması doğaldır. 1962 ise birazdan göreceğiniz üzere Yashin’in kariyerindeki en kötü yıldır. 1964 ve 1965’te Dinamo’nun yine zirveden uzak olduğunu görüyoruz ve artık 35’ine gelmiş olan Yashin’in (müzeye buyrun) Kavazashvili ve Bannikov (ligin en uzun süre gol yememe rekoru sahibi) gibi çok önemli iki rakibi vardır. Daha önce demiştik ya; Sovyetler Birliği iyi kaleci konusunda sıkıntı yaşamayan bir ülkedir. Ayrıca Sovyet Ligi de dünyanın en çetin liglerinden birisidir; 1960-70 yılları arasında 5 ayrı şampiyon çıkmıştır 1966-68 arası 3 kez şampiyon olan Dinamo Kiev dışında üst üste 2 şampiyonluk yaşamış takım da yoktur. Yashin “En İyi Kaleci” ödülünü son kez 1966 yılında özellikle Dünya Kupası’ndaki başarısıyla almıştır (Dinamo o sezonu 8. bitirmiştir). Son dipnotumuz, Dasaev ve Akinfeev bu ödülü toplam 6 defa kazanmış. Bugün hâlen verilmekte olan ödülün adı artık Lev Yashin olduktan sonra kimin kaç kez kazandığının ne önemi var. 

Bugün bakan bizler için Yashin’in kariyerindeki en büyük eksiklik Avrupa’da başarı olarak görülüyor. Ama bu eksikliğin nedeni Sovyet takımlarının Avrupa arenasında (başka klişe laf kaldı mı.?) ancak 1966-67 sezonundan itibaren mücadele etmeye başlaması. Bu yıllar artık Yashin’in de son dönemi olmakla birlikte Dinamo Moskova’nın da düşüşe geçtiği yıllar. Takım 1968-69 sezonunda Kupa Galipleri Kupası’nın ilk turunda tek maç oynamadan turnuvadan çekilirken, aynı kupada 1971-72 sezonunda Glasgow Rangers’e kaybettiği final dışında iki defa yarı-finalden ötesini göremiyor. Zaten Dinamo, Sovyet (ve sonraki Rusya) liginde de 1976’dan bu yana şampiyonluğa hasret. 

Çok uzadı, artık Yashin’in milli takım kariyerine bakma zamanı. Onu en son İsveç karşısında ilk kez milli olurken bırakmıştık. Sonrasında Dinamo Moskova’dakine paralel bir yükseliş başlar. SSCB ilk olarak 1956’da Melbourne Olimpiyatları’nda altın madalya kazanır, daha sonra ilk defa katıldığı 1958 Dünya Kupası’nda çeyrek finale kadar yükselip ev sahibi İsveç’e boyun eğer. Ancak bu yenilginin de kendince bir mazereti vardır. Grubundan çıkmak için o günkü statüye göre play-off oynamak zorunda kalan Yashin ve arkadaşları –gruptan direk çıkan İsveç’in aksine- sadece bir gün dinlenebilmiştir. Yine de ilk defa katıldığı dünya Kupası’nda gelen çeyrek final ülke için yeterli bir sonuçtur. 

Yashin ve SSCB’nin bugüne kadarki (ve artık ülke mazi olduğu için bundan sonraki) en büyük başarısı 1960 yılında gelmiştir. UEFA tarafından ilk defa düzenlenen Avrupa Şampiyonası’nın finalleri Fransa’da yapılacaktır. Yine ilginç bir statü ile takımlar eleme turlarından süzülmüş ve Paris’e sadece 4 takım yarı-final ve final için gelmiştir. Sovyetler Birliği yarı-finalde Çekoslovakya’yı 3-0, finalde ise uzatmalar sonunda Yugoslavya’yı 2-1 yenerek tarihin ilk Avrupa Şampiyonu olmuştur. Yashin ise turnuvanın en iyi kalecisi seçilmiştir. Buraya bir not; ilk eleme turunda Macaristan’ı geçen Sovyetler Birliği çeyrek finalde rakibi olan İspanya’nın Moskova’ya gitmeyi reddetmesi üzerine otomatikman yarı finale yükselmiş. 

Artık dünyanın en iyileri arasında gösterilmeye başlanan Yashin’in ve yavaş yavaş iyi bir kuşak yakalamaya başlayan SSCB, 1962 Dünya Kupası’nda favoriler arasında gösterilmeye başlanmıştır ancak bu turnuva Yashin’in kariyerinin en kötü dönemi olarak kayıtlara geçecektir. İlk turun ikinci maçında Sovyetler Birliği, Kolombiya karşısında 67. dakika itibariyle 4-1 öndedir ancak bu dakikadan sonra Yashin kariyerinin en başındakine benzer bir hâle bürünür ve onun hatalarıyla Kolombiya maçı 4-4’e taşımayı başarır. Bu gollerden birisi Marcus Coll’un direkt kaleye giren korner vuruşudur ki bu hâlen Dünya Kupaları tarihinin kornerden direkt atılan tek golüdür. İkinci tur yani çeyrek finalde ise ev sahibi Şili’ye karşı 2-1 kaybeden Sovyetler hayal kırıklığı içerisinde eve dönerken Batı Avrupa gazetelerinde Yashin’in artık kariyerinin sonuna gelmekte olduğuna ilişkin yorumlar görülür. Tarih de bazen böyle yorumları ve yorumcuları madara eder. 

Sadece iki yıl içerisinde en tepeden en dibe çöken Yashin, 1962-63 kışını yoğun bir şekilde çalışarak geçirir ve dönüşü muhteşem olacaktır.
Dinamo Moskova 1963 sezonunu ezeli rakibi Spartak’ın önünde şampiyon olur ancak istatistiklere bakarak Yashin’in bu şampiyonluktaki payını anlayabiliriz. Dinamo, ligin ilk 5 sırası içinde Dinamo Minsk ile birlikte en az gol atan takımdır ama Yashin ile 38 maçta sadece 14 gol yemiştir (diğer 4 takımın yediği gol ortalaması 35). Böylelikle Dinamo Moskova, Spartak’tan 1 tane az galibiyet  almasına rağmen daha fazla berabere kalmayı başararak 3 puan farkla zafere ulaşmıştır. Bu başarı, zaten dünyanın ilgisini bir kez daha Yashin’in üzerine toplamaya yetmiştir ancak onun işi henüz bitmemiştir. 

Çoğumuzun bildiği üzere günümüz futbolu 1863 yılında İngiltere’de Football Association’ın (F.A.) kurulmasıyla başlamıştır. FA, kuruluşunun 100. yılını kutlamak için İngiltere’nin FIFA karmasıyla oynayacağı bir maç ayarlar ve bu maçı “İngiltere-Dünyanın Geri Kalanı” adıyla duyurur. Dünyanın geri kalanında kimler yoktur ki; Eusebio, Puskas, Seeler, Schnellinger, di Stefano, Kopa, Masopust, Law ve Yashin. Peki kimler gerçekten yoktur ki; mesela Pele başta olmak üzere 1962 Dünya Kupası’nı kazanan Brezilya’dan sadece defans oyuncusu Santos gelmiştir. Yine de kabul edelim yukarıda saydığımız isimler yeterince güçlü bir kadro oluşturuyor.
Zaten biz kaleciler için bu maçın gerçek önemi gelecekte 20. yüzyılın en iyi iki kalecisi seçilecek olan Lev Yashin ve Gordon Banks’in karşı karşıya geldiği tek maç olmasıdır. Yalnız bu maçla ilgili bugün bir şeyler okumak isterseniz Banks’in ismini sadece kadrolarda görebilirsiniz. Hatta maçın kendisiyle ile ilgili çok az şey yazılmaktadır… Herkes Yashin’in performansından bahsetmektedir ve bazıları ilk 45 dakikayı “Jimmy Greaves-Lev Yashin’e karşı” diye adlandırmaktadır. Dünyanın Kara Panter lakabıyla tanıdığı ancak o gün sarı bir kazak giyen Yashin insan ötesi reflekslerle imkansız kurtarışlar yapmaktadır. İlk yarısı 0-0 biten maçın ikinci yarısında Yashin yerini Yugoslav Milutin Soskiç’e bırakır (bu defa müzenin amma yeni sakini oldu yahu) ve maçı İngiltere 2-1 kazanır. Bu sene FA’nin kuruluşunun 150. yılı ve benim bildiğim kadarıyla buna benzer bir maç yapılmadı değil mi? Ne büyük bir kayıp..!

Bu maç 1963 yılını muhteşem geçiren Yashin’in tacındaki en büyük mücevher olmuştur ve taaaa en başta belirttiğimiz şekilde Avrupa’da Yılın Oyuncusu seçilerek Altın Top ödülünü alır ve bugüne kadar bunu başarabilmiş tek kaleci olur. 

Yashin artık 35 yaşına merdiven dayamıştır ve kariyerinin son dönemine gelmiştir. Ancak büyük kalecinin henüz barutu bitmemiştir. Sovyetler Birliği 1964 yılında İspanya’da düzenlenen 2. Avrupa Şampiyonası’nı ev sahibine finalde 2-1 kaybeder. 1966 yılında İngiltere’de düzenlenen Dünya Kupası’na gelindiğinde ise Yashin’in artık kaleyi Kavazashvili ile paylaşmaya başladığını görmekteyiz. Üç grup maçının ikisinde dinlendirilen Yashin, çeyrek finalde Macaristan’a karşı kaleyi koruduktan sonra yarı finalde Batı Almanya’nın karşısına çıkar. Sonraki 10 yılın büyük gücü olacak Batı Almanya’ya tek başına direnmeye çalışır ama Haller ve Beckenbauer’in gollerine engel olamaz. Son dakikalarda Porkuyan’ın attığı teselli golü yetmez ve Sovyetler Birliği 3.’lük maçını da Portekiz’e karşı aynı skorla 2-1 kaybeder. Vay anasını, şimdi dikkatimi çekti; Yashin’in uluslararası kariyerindeki bütün önemli turnuvalar SSCB için 2-1’lik skorlarla bitmiş. Tekrarlayalım; 1960 Avrupa Şampiyonası Finali, 1962 Dünya Kupası Çeyrek Finali, 1964 Avrupa Şampiyonası Finali ve 1966 Dünya Kupası Yarı Finali. Burası yazının ikinci bölümüne noktayı koymak ve son bölüme rakamlarla başlamak için ideal bir yer…

19.12.2013

Lev Yashin: 1. Bölüm – Zor Yıllar


Biraz daha bekleseymişim Zenga yazımı bitirmemin üzerinden tam 4 yıl geçmiş olacakmış. Dört yıl uzun zaman, hepimiz değiştik… Okuduk, evlendik, işlendik, çocuklandık, şehirlerden göçtük (@Levent Öge). Bu sürede memlekette futbol giderek daha tatsızlaştı, dünyada Messi rüzgarı esti ve daha neler… 

Dört yıl içerisinde birkaç defa Yashin’i de sizlere tanıtıp “20. yy’ın En İyi Kalecileri” serisini bitireyim dedim ama başta tembellik olmak üzere çeşitli sebeplerle hep erteledim. Ama bugün deyim yerindeyse ilahî bir işaret geldi. Bir kez daha Yashin’le ilgili araştırma yapmak için bilgisayarın başına geçtim ve karşıma çıkan ilk sayfaların birisinde tam 50 yıl önce bugüne gidiyordu. 17 Aralık 1963’te France Football dergisinin yılın en iyi Avrupalı futbolcusuna verdiği Altın Top ödülünü ilk ve şimdilik tek defa olmak üzere bir kaleci kazanmıştı. Artık bunu gözardı edemezdim. Elwood Blues’ın dediği gibi: “We’re on a mission from God”. 

İyi de ben şimdi size ne anlatacağım.!? Artık internet o kadar dallanıp budaklandı ki neyi merak ediyorsanız Google’a yazıyorsunuz ve sonsuz bir bilgi deryası önünüze dökülüveriyor. Ayrıca diğer efsane kalecileri –hele de en eskileri- araştırırken birçok farklı kaynaktan pek de bilinmeyen bilgileri bir araya getirip önünüze koyuyordum. Ama sıra Yashin’e gelince hemen her yerde tarihe kazınmış bir kariyeri, başarıları ve rakamları buluyoruz. Rakamlara da gireriz ama ben daha çok Yashin’in büyüklüğünü ve bu yoldaki hikayesini anlatma taraftarıyım. Hem bu hikayede başvurduğumuz kaynağa göre pek çokı farklılıklar karşımıza çıkıyor. En iyisi ben herkese söz vereyim; siz de kendi hikayenizi istediğiniz gibi yazın…
Moskova Ekim devriminin 12. yıldönümüne hazırlanırken, Ivan Petroviç ve Anna Petrovna Yashin çifti ailelerine katılan erkek çocuğuna Lev İvanoviç adını verir. İlk isminin anlamı Rusça’da “aslan” demek olan ve 22 Ekim 1929 günü doğan bu çocuğun bir kardeşi olmuş mudur, hiçbir yerde yazmıyor. Bilinen ya da tahmin edilen küçük Lev’in yaşıtlarıyla birlikte futbol oynamayı çok sevdiği. 2. Dünya Savaşı’nın Sovyetler Birliği’ne sıçramasıyla birlikte, Moskova’da bulunan bazı fabrikalarla birlikte işçileri de 900km doğuda yer alan, Lenin’in memleketi Ulyanovsk’a gönderilir. Yashin ailesi de bu zorunlu göçe katılmıştır ve Lev, henüz 12 yaşındayken bir fabrikada çırak olarak çalışmaya başlar. Ama neyin çırağı işte o kısmı pek muğlak; okuduğunuz kaynağa göre makinist, tesisatçı, tesviyeci, mühendis…. 

Savaşın -en azından Sovyet topraklarında- bitmesiyle birlikte Yashin ailesi de 1944 yılında Moskova’ya döner. Artık ergenliğe girmiş olan Lev, bir yandan başkentte bir fabrikada çalışmaya ve bir yandan da Tushino semtinin (bazı kaynaklara göre de çalıştığı fabrikanın) futbol takımında oynamaya başlar. Aslında hayali birçoğunuz gibi forvet oynayıp leblebi gibi goller atmaktır ama öncelikle sahadaki en küçük çocuk olduğu sonralıkla da yeteneği farkedildiği için zorla kaleye geçer. Başka anlatıcılar ise Yashin’in, akranı birçok Sovyet çocuğu gibi 1936 yılında çekilmiş olan Vratar (Kaleci – imdb:7.4) adlı filmden çok etkilenerek kaleye geçtiğini iddia eder (Vratar filmini Dassaev’in hikayesinden de hatırlarsınız). 15 yaşındaki Lev Yashin, bütün hayatını fabrika ve futbol sahası arasında geçirmeye başlamıştır ancak bu yoğun tempoya sadece 3 yıl dayanabilir. Bazı kaynaklar, Yashin’in 18 yaşında ciddi bir bunalım geçirdiğini ve fabrikadaki işinden ayrıldığını yazmaktadır. Stalin’in Rusya’sında işten kaçma suçlamasına maruz kalmak ve tamamen yitip gitmek hiç zor değildir ve Yashin bu tehlikeden orduya yazılarak kurtulur.
Lev Yashin askere yazılmıştır ancak kendisini keşfeden polis ve KGB’nin takımı Dinamo Moskova olmuştur. 1949 yılında mavi-beyazlıların genç takımına seçilir ve aynı zamanda A takımın 3. kalecisi olur. Ancak işi hiç kolay değildir ve iş neredeyse futbolu bırakmaya kadar gidecektir. A takımın kalesinde zaten bir efsane olan Alexei “Kaplan” Khomich vardır ve onun ilk yedeği de “ilk ve son defa burada göreceğiniz isimler” müzemizden Walter Sanaya’dır. Bu yetmezmiş gibi Yashin’in Dinamo kalesindeki ilk 3 deneyimi de tam bir bozgun niteliğinde olur. 

Bunlardan ilki 1950 yılında, Dinamo Moskova ile Stalingrad arasındaki bir hazırlık maçıdır. Stalingrad kalecisi uzun bir degaj yapar ve top Dinamo ceza sahasına kadar ulaşır. Yashin ise kendisi gibi sadece yukarıdan gelen topa bakmakta olan defans oyuncusuyla çarpışır ve top ikisinin yanından geçerek tıngır mıngır Dinamo ağlarına gider. Kimilerine göre Yashin o kadar heyecanlıdır ki degaj sırasında dizleri titreyerek ceza sahasını adımlamaktadır. Tabi soyunma odasında genç kaleciyi sıkı bir nutuk beklemektedir. Ancak Yashin, ikinci kötü maçı sonrası başına geleceği bilse büyük ihtimalle bu nutku severek kabullenecektir. 

Aynı yıl içerisinde bir lig maçında, Dinamo ezeli rakip Spartak karşısında 1-0 öndeyken Khomich eline gelen bir darbe ile sakatlanır ve yerini Yashin’e bırakmak zorunda kalır. Yine o kadar heyecanlıdır ki peş peşe yaptığı hatalar, en sonunda Spartak’ın golüne dönüşür ve Dinamo galibiyeti kaçırır. Rivayet odur ki maçtan sonra bayağı üst düzey bir yetkili (bir polis müdüründen, İçişleri Bakanı’na kadar gidiyor) soyunma odasını basar ve teknik direktöre bağırarak bu salağı bir daha asla oynatmamasını söyler. Gerçekten de Yashin bir süre Dinamo Moskova’nın kalesinden uzak kalacaktır ama sadece yeşil sahada. 

Sovyetler Birliği’nde yazın futbol liglerinde oynayan kalecilerin, kışın buz hokeyine geçmesi pek de nadir olmayan bir olaydır. Yashin de formda kalmak için sürgün yıllarını bu şekilde geçirir. Ama bir yandan da efsane hokey koçu Arkady Chernyshev’in kanatları altında gelişimini sürdürür. Hatta 1953 yılında Dinamo Moskova’yla birlikte SSCB şampiyonu olur ve 1954 yılında yapılacak olan Dünya Şampiyonası’na gidecek milli takım için adı geçmeye başlar. Ancak kader ağlarını henüz tam örmemiştir…

1953 yazında Dinamo futbol takımı Yashin’e bir şans daha vermeye karar verir. Mavi-beyazlar rakipleri karşısında 4-1 öndedir ve maçı rölantiye almaya hazırlanır. Ancak Yashin’in oyuna girmesi ve bir kez daha heyecanına yenilmesiyle skor bir anda eşitleniverir. Allah’tan Dinamo forveti bir gol daha atmayı başarır ve maçı 5-4 kazanırlar. Artık Lev için bu son darbe olmuştur ve futbolu bırakıp tamamen buz hokeyine yönelmeyi düşünmeye başlar. Ancak futbol takımının teknik heyeti bu yetenekli genci bırakmaya niyetli değildir ve Yashin’i kazanmanın yolunun onu sürekli oynatmaktan geçtiğine karar verirler. Bu arada, Sanaya’nın takımdan ayrılması ve 35’ine merdiven dayamış Khomich’in de ağabeylik pozisyonuna geçmesiyle birlikte Yashin, 1954 yılında Dinamo Moskova’nın birinci kalecisi olur. Efsane de bundan sonra yazılmaya başlayacaktır…

Zaten uzun bir hikayeye uzun da bir girizgah ekleyince sizlerin ilginizi ve göz sağlığınızı korumak adına yazıyı birden fazla bölüm hâlinde yayınlamaya karar verdim… Özlemişim zaten, daha yolumuz uzun…